• 15.12.2021 06:24

İran’la nükleer müzakereler yedi turu geride bıraktı ama tarafların pozisyonları hala birbirinden çok uzak. İran tüm yaptırımların kaldırılmasında ısrar ediyor. ABD ise nükleer program dışındaki yaptırımları tartışmaya yanaşmıyor. Bunlar İran’ın balistik füze programı, Hizbullah, Hamas, Ensarullah gibi örgütlere desteği ve başka şeylerle bağlantılı.

İran’a göre nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilen ABD idi ve yapması gereken şartlar ileri sürmeden geri dönmesi. İran’ın özellikle Kereç tesisleri başta olmak üzere nükleer programı üzerinde oluşan bilinmezlik ve denetim eksikliğinden kaynaklı şüphelerle karşı tarafı taviz vermeye zorluyor. Anlaşma olmazsa uranyum zenginleştirmenin yüzde 60’ın üzerine çıkarılması ihtimali de baskı unsurunun diğer parçası.

Nükleer anlaşma zenginleşmeyi yüzde 3,5 ile sınırlıyordu. İran ABD’nin anlaşmadan çekilmesi karşısında normalde yüzde 20 seviyesindeki zenginleştirmeyi yüzde 60’a çıkardı. ABD de askeri seçeneği masada tuttuğunu gösterecek şekilde gerilimi tırmandırma stratejisiyle İran’a bu işin sonunun iyi olmayacağını göstermeye çalışıyor. ABD ve İsrail Savunma Bakanları’nın İran’ın nükleer tesislerini vurmaya dönük askeri tatbikat seçeneklerini görüşmeleri tırmandırma stratejisinin bir göstergesi.

İran’la anlaşma ya da mutlak kopuş ABD’nin bölge siyasetini doğrudan etkilediği gibi bölgesel ortakların çevre politikalarını belirleyecek bir boyut taşıyor.

*

ABD, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkelere ortakları koruma taahhüdünün sürdüğünü iletti. Fakat ABD bir taraftan da maliyetle savaşlardan kaçınıyor. ABD’nin iç siyasi dengeleri, toplumsal bölünmenin büyümesi ve ekonomik durumu bunu dayatıyor. Ayrıca Çin ve Rusya’yı yükselen stratejik tehdit olarak görüp enerjisini o taraflara yoğunlaştırmak istiyor. Bu eğilim Obama döneminden beri var. Haliyle Körfez ülkeleri İran’la baş başa kalma ihtimalini dışlamayıp çevrelerindeki dost ve hasım ülkelerle ilişkileri yeniden gözden geçiriyor.

Bu minvalde BAE, birbiriyle çelişkili bir tarafta İsrail’le Abraham Anlaşmaları imzalayan, diğer tarafta ‘tehdit’ olarak gördüğü İran’la temasları artıran ve beri tarafta Türkiye ile ilişkileri normalleştiren bir rota izliyor. Haliyle ABD ve İsrail, BAE’yi sıkıştırıyor;’ İran’la ilişkileri ilerletme ve yeni yaptırım paketi çıkarsa bunlara harfiyen uy’ diye.

Bu Emirlikleri zorlayan bir durum. Ticari ilişkiler zaten 14 milyar dolardan 7 milyar dolara geriledi. İran önemli bir ticari hat. Dubai de İran’ın yaptırımlardan kaçmak için kullandığı bir nefes borusu. Emirlikler, ABD-İsrail eksenine Abraham Anlaşmaları ile yatırım yaptı ama karşılığında 23 milyar dolarlık anlaşmayla aradığı F-35’leri elde edemedi.

İsrail ve Amerikalı koruyucuları BAE’nin İran ve Çin’le ilişkilerini çeşitlendirme eğiliminden rahatsız olduğu için bu anlaşmanın uygulanmasını durdurdu. Emirlikler şimdi İran’la kapışmanın ön cephesi olmak istemiyor ve ilave yaptırımlara karşı çıkıyor. Türkiye bu denklemde çok konuşulmuyor. Çünkü İran’a yaptırımlara karşı çıkmanın ötesinde Halk Bank üzerinden geliştirilen mekanizma ile yaptırımları atlatmak gibi bir sicile sahip. Türkiye, İran’la bir hesaplaşmanın parçası olmak istemedi, bu durumun değişmesi beklenmiyor.

*

Maceracı ve müdahaleci dış politikanın AKP iktidarıyla başladığına dair muhalefet saflarındaki değerlendirme hatalı. Türkiye’nin güç kullandığı dış müdahalelerin örnekleri AKP’den önceki dönemlerde de az değildi. 1958’de Irak, Suriye ve Lübnan’ı müdahale hevesleri vardı. 1976-1982’de Müslüman Kardeşleri kullanarak Suriye’de iktidarı devirme komplosunda Türkiye de vardı. Komplonun başarısız olması üzerine Müslüman Kardeşler liderleri Yalova’ya yerleşmişti. Özal döneminde Musul ve Kerkük hesaplarıyla müdahaleci ve genişlemeci hevesler yeniden dirildi. Erdoğan ABD’nin de teşvikiyle Arap Baharı’nın yol açtığı fırsatları değerlendirmek için hesapsız maceralara kalkıştı. Ölçek değişti ama bir devamlılık var.

Bu nedenle muhalefetin iktidar olması halinde bu gelenekten ne kadar sapacağı şüpheli bir durum. Zaten Suriye ve Libya’da iktidara payanda olmanın ötesinde ciddi bir itiraz geliştirilemedi. Sistem çöktüğü için devletin içinden farklı sesler bir toparlanma ihtiyacına işaret ediyor. CHP’nin son tezkereye hayır demesinin arkasında da bu var. Ama AKP’den ne kadar farklı bir politika izleneceğine dair inandırıcı, anlaşılır ve belirgin bir strateji ortaya konulmuş değil.