• 9.08.2021 07:52
  • (501)

Bu yazı muhtemel ve muhayyel yeni anayasaya ilişkin yeni madde ya da değişiklikler önerilerimi sunduğum dizinin on yedincisi ve Allah sağlık verirse daha da devam edecek.

İlk on altı yazıyı ekonomi ile sınırlı tuttum, bugünden itibaren de ekonominin dışına çıkmayı düşünüyorum, zaten Anayasadaki ekonomi ve ekonomi olmayanı ayrıştırmak da çok net değil.

* * *

Bugünkü konum Anayasanın “İdare” üst başlıklı 123 ve 128. Maddeler arası olacak.

Aslında belki de bu yazıyı en başlarda yazmam gerekebilirdi çünkü bu maddelerdeki çok düzgün ifadelerle çok anlamsız çıkarsamalar çelişkisi düzeltilmeden devlet aparatının etkin ve demokratik işletilmesi mümkün değil.

Bu yazıyı yazmaya Erdoğan’ın yangınlar nedeniyle yaptığı bir açıklamadaki vahim hukuk-devlet yanlışı üzerine karar verdim.

Anayasanın 104. Maddesi “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır” der.

Erdoğan ise yangınlarla ilgili çok yanlış değerlendirmelerinin bir noktasında Tarım Bakanlığının (Merkezi bütçe) bir Genel Müdürlüğü olan Orman Genel Müdürlüğünü kastederek “Biz” ve belediyeler diyebilmiştir.

Biz yani merkezi bütçeli bir kuruluş var, o kuruluş “Biz” ve bir de “Biz” olmayan belediyeler var.

Cumhurbaşkanının danışmanları yok dalkavukları var, bu nedenle bu temel hataları dahi düzeltemiyorlar.

Oysa; Anayasanın 123 ve izleyen maddelerinin üst başlığı “İdare”.

123. madde de şöyle: İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.

İdarenin kuruluş ve görevleri merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.

İdarenin kuruluşu üst başlığının altında ise Merkezi İdare (Madde 126) ve Mahalli İdareler (Madde 127) var.

İdare demek devlet demek ve idare de merkez ve mahalli diye en genelinde ikiye ayrılıyor.

Anayasanın 104. Maddesi de madem ki Cumhurbaşkanının devletin başı olduğunu söylüyor, Erdoğan hem merkezi idarenin hem de mahalli idarenin anayasal anlamda başı.

Tabii, bu anayasal gerçek de sevimsiz bir gerçek ama sorun bu saçma sapan anayasal yapıdan kaynaklanıyor, anayasanın kendisi hukuk mantığına aykırı, yapılması gereken başbakanlı bir parlamenter rejime dönmek.

Peki o zaman bir merkezi idare kuruluşu olan Orman Genel Müdürlüğü nasıl Erdoğan’ın ağzında “Biz” oluyor da mahalli idare birimi olan belediyeler bu “bizin” dışında kalıyor?

Nedeni bu saçma sapan anayasal yapı ve Erdoğan’ın meselelere bakışı.

Bu çok vahim yanlışın farklı nedenleri olabilir.

1-Osmanlı yönetim tarzından gelen bir anlayışla devlet merkez ile özdeşleştiriliyor olabilir.

Osmanlı Sarayı Mısır’a, Cezayir’e vali atıyor ama bu bölgeleri ve atadığı valileri devletin bir parçası olarak görmüyor; bir tür “Genel Vali”.

Vali (Hidiv) Mısır’da devleti temsil ediyor ama şunu unutmayalım, “temsil eylemi yokluğu (ademi) gerektirir”, Türkiye’nin Almanya Büyükelçisi Berlin-Almanya’da Türkiye’yi temsil eder zira Berlin’de Türkiye devleti yoktur.

Bu çerçevede mesela Antalya Valisinin Antalya’da devleti temsil ettiğini söylenmesi de çok saçmadır, bu ifade Antalya’da devletin olmadığı anlamına gelir ki, anlamsızdır.

Erdoğan’ın temellerini de hiç bilmediği Osmanlıcılığı muhtemelen kendisini bu tür yanlışlara yöneltiyor.

2- Erdoğan önemli belediyeleri muhalefete kaptırdığı için anayasal olarak başında bulunduğu yerel idareleri muhtemelen “bizin” dışında tutma psikolojik hatasını yapmaktadır.

3-Köklü bir gelenek olan merkeziyetçi gelenek ve sözcüleri, en başta da Saray, devlet ile merkezi yönetimi eş anlamlı almakta ısrarcı olmaktadırlar.

4-Devlet ile merkezi idareyi özdeş görme yanlışı sadece bize özgü bir konu da değil, bizim idari geleneğin köklerini bulabileceğimiz başka ülkelerde de var, anlaşılan bir tarihte bir yerlerde yapılmış bir hata kendini on yıllardır yeniden üreterek her aşamada gündeme geliyor.

Peki bu yanlış anayasal anlayıştan kalkarak yeni anayasa için nasıl bir öneri getirebiliriz?

Devlet kamu hizmeti üretimi demektir, kamu hizmeti de merkezi ve yerel kamu hizmetleri olarak en azından ikiye ayrılır; başka bir ifadeyle de merkezi yönetim ve yerel yönetim.

Kamu hizmetleri arasında hiyerarşi tanımlanamaz, bir kamu hizmeti diğerinden daha önemli değildir, “gözbebeğimiz” bir kamu hizmeti olmaz, son yangınlar hem merkezi (Ormanlar Genel Müdürlüğü) hem yerel yangın söndürme-itfaiye hizmetlerinin büyük önemini gözler önüne sermiştir.

Merkezi kamu hizmeti yani merkezi yönetim ile yerel kamu hizmeti yani yerel yönetim arasında hiyerarşi yoktur, tamamlayıcılık ilkesi vardır ve tamamlayıcı hizmetler arasında hiyerarşi, hukuk diliyle de vesayet tanımlanamaz.

Bu çerçevede Anayasa 127’de tanımlanmış merkezi idarenin yerel idare üzerinde tesis edebileceği idari vesayetin teorik mantığı yoktur.

Yerel yöneticiler hukuk dışına çıkarlar mı?

Çıkabilirler.

Bu durumda devreye girecek kurum idari vesayet ve kayyım tayini değil olağan yargısal süreçler olmalıdır.

TBMM Başkanı bir nedenden, suç işleme de olabilir, görevini yapamaz hale gelirse, TBMM Genel Kurulu yeni bir TBMM Başkanı seçer.

Olağan yargısal süreçlerle görevini geçici ya da daimi olarak bırakmak zorunda kalacak Belediye Başkanının yerine de yerel seçilmişler yeni bir başkan seçerler, mesele bu kadar basittir.

Yargının yerini geçici de olsa (ki bizde Anayasaya rağmen pek öyle olmuyor) İçişleri Bakanlığı alamaz.

Böyle devlet, böyle hukuk, böyle yönetim olmaz.