• 14.06.2021 07:23
  • (168)

Neresi doğru ya da olumlu ki diye de sorabilirsiniz ama yine de detaylar önemli.

Bugünkü yazımda iki farklı konuya değineceğim.

Birincisi tarımdaki istihdam artışı.

İkincisi ise kamu bankalarının ellerinde bulundurdukları hazine kağıtlarının (tahvil) miktar ve oranının büyük bir hızla artışı.

Birinci konuyu yani tarımdaki istihdam artışını (Kaynak TÜİK) duyduğunuzda “bunun neresi olumsuz” diye aklınıza bir soru takılabilir ama Vehbi’nin kerrakesi tam da öyle değil.

“Vehbi’nin kerrakesi” sözünün hikayesi ilginçtir, meraklılarına araştırmalarını öneririm.

Nisan 2021 ve Nisan 2020 arasında tarımsal istihdamda 255 bin kişilik artış var.

Ekonomik kriz dönemlerinde tarımsal istihdam en sorunlu alanı oluşturuyor.

Kriz dönemlerinde tarımsal istihdam işsizliği düşük gösterirken, büyüme dönemlerinde ise gerçek toplam istihdam artışını yansıtmıyor.

Kriz döneminde tarım dışı istihdam düşüyor, işini kaybeden kişinin şayet tarım kesiminde ailesi varsa yanına sığınıyor, sabahları aile ile birlikte tarlaya çıkılıyor ama toplam üretimde bir artış yok yani gizli işsizlik; TÜİK anketine ise bu kişi son bir haftada çalıştım diye yanıt veriyor oysa tipik bir gizli işsiz ama tarımsal istihdam yükselmiş görünüyor.

Büyüme geri döndüğünde ise aynı kişi ailesinin yanından tarım dışı kesimde eski istihdam alanına dönüyor, yeniden gerçek üretime dönüyor ama istihdam istatistiklerinde sanki tarımsal istihdamdan tarım dışına bir kayma gibi görünüyor yani istihdam artışı görülmüyor.

Tarımsal istihdam artışı görüntüsü gerçek işsizliği saklayan bir faktör.

Tarımda bunun dışında da bir büyük gizli işsizlik potansiyeli daha var.

Türkiye ve Fransa, her iki ülke de senede yaklaşık yetmiş milyar avroluk tarımsal üretim yapıyorlar, Türkiye bunu beş milyon tarımsal istihdam ile Fransa da altı yüz bin kişilik istihdam ile gerçekleştiriyor.

Tamam, Fransa’nın tarımsal üretimi içinde çok yüksek katma değerli mallar var, konyak gibi, şarap gibi, istiridye gibi ama bu farkı bu katma değer meselesi ile açıklayabilir miyiz, emin değilim.  

İkinci mesele kamu bankalarının ellerinde tuttukları hazine kağıtları.

2017 senesinde kamu bankaları 102 milyar TL hazine tahvili ellerinde tutarken (toplamın yüzde 18’i) her sene muntazam bir artış ile 2021 Nisan ayı sonu itibariyle kamu bankalarının ellerinde tuttukları hazine tahvil stoku 456 milyar TL’ye ve toplamın artık yüzde 36.4’sına geliyor.

Anlaşılan kamu bankaları bir yüksek otorite (!) tarafından hazine kağıtlarını almak için görevlendirilmiş bulunuyor.

Bankalara ve dahi kamu bankalarına bu tür görevler vermek çok tehlikeli.

Hoş, kamu bankaları ülkemizde başka ne gibi işlere bulaşmışlar, durum ortada.

Demirbank hikayesini unutmayın.

Demirbank’a da, üstelik bir özel banka, siyasi otorite hazine kağıtlarına talep olsun diye hazine kağıdı alma görevi veriyor, bankanın bilançosunda hazine kağıtları anormal boyutlara çıkıyor.

Finans teorisinde malum bir denklem var, tahvil fiyatı ile faiz oranı arasında ters ilişki mevcut, faiz oranı artarsa tahvil fiyatı düşüyor çünkü faizler artınca elinde sabit faizli tahvil tutanlar bu kağıtlardan kaçıp yüksek faizli kağıtlara dönmek istiyorlar ve kağıtlar çöküyor, çöpe dönüyor.

Demirbank’ın başına da bu geldi.

Bugün gelinen noktada Merkez Bankası'nın elinde artık kurları döviz satarak baskılayacak kaynağı yok, tek silahı faiz.

Ama faizler daha da artarsa kamu bankalarının tümünün başına Demirbank’ın başına gelenler gelecektir bankacılık hukuki çerçevesi dahilinde.

Bizden naçiz bir uyarı.

Kamu bankalarına Demirbank gibi el konmaz ama bankacılık bankacılıktır, birileri mutlaka bedeli ödeyecektir, kamu bankalarında bedeli de vergi mükellefi ödeyecektir.