• 28.04.2021 08:57
  • (138)

Yerelde seçilmiş belediye başkanlarının, yerel meclis üyelerinin görevden alındıkları, yerlerine kayyımların atandığı bir ülkede yerel seçilmişlerin yerel vergiler salabilme fikrinin bugün için fantezi niteliğinde olduğu iddia edilebilir ama zaten bugün üçüncüsünü yazacağım öneri yazılarımın amacı da bugün için değil, yarın gündeme gelebilecek bir hukuk devleti için. 

Siyaset özünde bir kamu hizmetleri önerileri yarışmasıdır; önerilen kamu hizmetleri demetinin hem iç kompozisyonu yani eşit büyüklükte demetler arasında maddelerin niteliği (daha çok kreş, daha çok kütüphane mi, daha çok asfalt mı mesela) hem de demetlerin büyüklüğü bu yarışmanın özüdür.

Ancak, mevcut mali sistemde yerel yönetim birimlerinin (yerel hükümetler) gelir düzeyini büyük ölçüde merkez belirliyor çünkü yerel vergilerin konu, matrah ve oranlarını merkezi hükümet belirliyor, yerel yönetimler sadece merkezden belirlenin gelir düzeyinin kasadarlığını yapabiliyorlar.

Yerel yönetimlerin borçlanma düzeyleri bile hazinenin denetimine, onayına bağlı.

Mesela, İstanbul’da yarışan iki siyasi parti yerel seçimlerde kullanacakları bütçelerin büyüklükleri konusunda söz sahibi olamadıkları için, bir siyasi parti yerel iktidara geldiği zaman daha çok yerel kamu hizmeti üreteceğiz ve buna bağlı olarak da daha çok yerel vergi salacağız (sosyal demokrat parti), aynı seçimde başka bir siyasi parti de (merkez sağ) daha az yerel kamu hizmeti üreteceğiz ama daha az yerel vergi salacağız diyemiyorlar.

Böyle yerel demokrasi olmaz, böyle yerel demokrasi olamayacağı için de ülke genelinde de demokrasi olamıyor.

Yapılması gereken çok net: Yerel siyasi yarışma ortamının daha demokratik olabilmesi için yerel iktidar için yarışan partilerin önerecekleri yerel hizmet bütçelerinin büyüklüklerini de merkezin himmeti dışında kendilerinin saptayabilmeleri.

Bunun gerçekleşebilmesi için de yerel seçilmiş meclislerin yerel vergi salabilmelerinin yani yerel vergilerin konu, matrah ve oranlarını kendilerinin saptayabilmeleri gerekiyor.

Ancak, bu konuda karşımıza iki temel sorun çıkabiliyor. Bunlardan birincisi daha akademik, ikincisi daha siyasi düzeyde.

Daha akademik nitelikte olan hangi harcamanın ve vergi türünün net bir biçimde, yoruma kapalı olarak yerel kamu hizmeti ve yerel vergi olarak nitelenecekleri, tanımlanabilecekleri konusu. 

Bu tartışmaya burada devam etmenin çok da gereği yok çünkü konu daha akademik nitelikli ama en azından şunu bilebiliriz ki içtihatta yerel hizmet ve yerel verginin tanımları çok açık.

Gelelim meselenin daha siyasi olan yanına.

Yerel seçilmişlerin (yerel meclisler) yerel hizmetlerin kısmi finansmanı amaçlı yerel vergi salabilme hakkı ve olanağının bu demokratik hakkın kullanımına karşı olanlar tarafından bu tür bir siyasal sistemin ancak federal siyasi sistemlerde gerçekleşebileceği yanlış tezine dayandırıyor olmaları.

Bu tür bir mali yapının ancak federal yapılarda olabileceği, üniter devlet yapılarıyla bağdaşmayacağı tezi öne sürülüyor. 

Bu görüş hem uluslararası pratikte hem de teoride doğru değil.

Fransa üniter bir devlet yapısına sahip ama yerel vergilerin bir bölümünü yerel seçilmiş meclisler salıyorlar. 

Teoride de bu tez (!) doğru değil çünkü yerel seçilmişlerin (yerel meclislerin) bu çerçevede vergi salabilmeleri hakkı sadece iyi tanımlanmış yerel hizmetlerin yine iyi tanımlanmış yerel vergilerle finansmanı ile sınırlı.

Haftaya bu konunun tartışılmasını Anayasanın 7. ve 67. Maddeleri çerçevesine taşımak ve somut bir öneriye bağlamak istiyorum.