• 15.12.2021 06:29

Cumhurbaşkanı Erdoğan demiş ki “Ekonomide serbest piyasa kurallarından ve bütçe disiplininden asla taviz vermeden ihtiyacımız olan reformları hayata geçirmeye devam edeceğiz”.

Doğrusu Erdoğan’ın “demokrasi” gibi “serbest piyasa ekonomisinden” de ne anladığı meçhul.

Ben anlamadığını düşünenlerdenim.

Ya da biraz hafifleterek söylersek bu iki kavramı da yanlış anlamış olma olasılığı çok yüksek.

Bunun bir nedeni okuduğu Aksaray Yüksek Ticaret Okulu’nda, o sıralarda bu okulun bağlı olduğu İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisinde asistanlık yaptığım için bilirim derslerin çoğuna mesleğe yeni başlamış asistanlar girerdi.

Orada Erdoğan’ın gerçekten ekonomi öğrenmiş olması pek mümkün değil.

Kaldı ki, ünlü ‘motto’su haline gelmiş “faiz sebep, enflasyon sonuç” teorisini açıklarken, “…bu konuda nas ortada. Nas ortada olduğuna göre sana, bana ne oluyor? Biz değerler silsilemiz içerisinde olaya buradan niye bakmıyoruz? Olaya buradan bakacağız, ona göre de adımımızı atacağız" diyerek aslında bu teorisinin kaynağının okulda okuduğunu iddia ettiği ekonomi derslerinden değil doğrudan doğruya Kuran’dan aldığını söylemiş oldu.

Eh! Doğrusu ben de bunun böyle olduğunu tahmin ediyordum ve tahminim doğru çıkmış oldu.

Erdoğan benim gözüme batan iki nedenle ekonomi biliyor olamaz. Benim gözüme batan dememin nedeni birçokları arasında bu ikisinin çok önemli olması.

Bunlardan biri “Faiz sebep, enflasyon sonuçtur” iddiası. Halbuki, faiz üretimin maliyetleriyle ilgili olduğu kadar toplum harcamalarıyla da ilgili bir kavramdır. Faizlerdeki artış üretim maliyetlerinde artışlara neden olur ve işletmelerin bu maliyetleri fiyatlarına yansıtma imkanı yukarı doğru (sürekli) fiyat artışlarını tetiklerse enflasyon ortaya çıkar.

Burada faiz enflasyona sebep olmuştur denebilir.

Aynı şekilde, faizlerdeki artış tüketicilerin harcamalarında bir kısılmaya (tasarruflarında artışa) sebep olursa verili bir üretim düzeyinde bu kez fiyatlar üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşur. Burada faiz enflasyona değil enflasyonun düşmesine sebep olur.

Dolayısıyla faizin rolü ‘nas’la değil, üreticilerin ve tüketicilerin faizlerle ilişkisi üzerinden belirlenir.

Erdoğan’ın serbest piyasa ekonomisinden pek bir şey anlamadığının ikinci göstergesi, piyasa ekonomisinin olmazsa olmaz bazı kurumlarının rollerini hiç anlamamış olması. Bilindiği gibi serbest piyasa ekonomisi toplumdaki eşitsizlikler üzerinden çalıştığı için yapısal olarak dengesiz bir ekonomidir. Bu dengesizliklerin bir kısmı kimi zaman tüketicilerin aleyhine kimi zaman da şirketler aleyhine sorunlara neden olurlar.

O nedenle de, kapitalizmin gelişim sürecinde bu sorunları gidermeye yönelik çeşitli kurumlar oluşmuştur. Bunlara bizdeki adıyla “bağımsız idari otoriteler” denmekte. Bu kurumlara olan ihtiyaç, ekonomide ve siyasette güçlü aktörlerin piyasa ekonomisinin çalışmasını bozacak işler yapabilmelerinden kaynaklanmıştır.

Piyasa ekonomisini bozacak davranışların bir kısmı iş dünyasının ekonomiyi kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etmeye çalışmasından,  bir kısmı da siyasilerin kendi çıkarları için ekonomiyi manipüle etmeye çalışmalarından kaynaklanmaktadır.

O nedenle de bütün piyasa ekonomilerinde bu kurumlar “bağımsız ve özerk” kurumlar olarak dizayn edilirler ve öyle çalışırlar. Bizde BDDK, SPK, Rekabet Kurumu gibi.

Gelgelelim, Erdoğan bu kurumların işlevlerini hiç anlayamadığı için, örneğin şunları rahatça söyleyebilmektedir: “Bağımsız kurumlar kendilerine göre adımlar atıyorlar, Peki faturayı kim ödüyor. Faturayı ödeyen, istişaresini yaptıktan sonra kararını da o verir” (20.06.2018).

Bu konudaki bilgisizliğin çok sayıda örneği var ve sanırım en önemlisi de Merkez Bankası’nın bağımsızlığı meselesiydi. Onu da ortadan kaldırdı.

Özetle, yaşadığımız ekonomik krizin ana nedeni, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi (CHS) adı verilen bu garabet sistemin işleyişinde tek adamın ekonomiden anlamaması ve fakat 85 milyonun hayatlarını etkileyen kararları alabilmesinde yatıyor.

Kimbilir daha neler yaşanacak bu talihsiz ülkede.

Göreceğiz.