• 18.11.2021 09:03

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu bir yandan partisinin içindeki ulusalcı kanat ile İYİ Parti’yi idare etmek diğer yandan da Türkiye’yi AKP sonrasına hazırlama çabasına devam ediyor. CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun eleştirilecek çok yanı olabilir ancak artık çökme dönemine girmiş ülkeyi AKP felaketinden kurtarmanın acil ve elzem bir görev haline geldiği bir noktada eleştirmek yerine destek vermek gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye Erdoğan’ın faiz takıntısı nedeniyle büyük bir batağa sürüklenmiş durumda. Sürekli artan döviz kuru, ithalata dayalı üretimi durdurdu çünkü üretici malını sattığı an zarar edeceğini bildiğinden elindeki malın üstüne yatmayı daha karlı görüyor. Eczaneler ilaç krizinin kapıda olduğu uyarısı yapıyor.

Bıçak kemiğe dayandı. Doların 11 liraya dayandığı, Euro’nun 12 lirayı aştığı bir ortamda öncelik bu ceberrut ve akıl dışı rejimden kurtulmaktır. İnsanların açlık ve yoklukla imtihan edildiği karanlık bir dönem bu. Saddam ve Kaddafi kadar sağduyu ve akıldan yoksun, çürümüş bir rejimle karşı karşıyayız.

Bu tabloda karşımızda bir de en az bir kez AKP’ye oy vermiş bir seçmen kitlesi var ve bu kesim CHP döneminin inançlara baskı hikayeleriyle büyümüş bir kesim. Şu anda da “CHP iktidar olursa tüm kazanımlarımız elden gidecek” söyleminin bombardımanı altındalar. Sol adına konuşan kimi kesimlerin söylemine bakınca çok da haksız sayılmayacaklarını düşünüyorum.

CHP lideri Kılıçdaroğlu tam olarak şunları söyledi:

“Helalleşme ile hukuku karıştıranlar oldu. Helalleşmek yüzleşmek barışabilmek devam edebilmek demektir. Bunun yarası olan topluluklara yapacağız. Hukuk başka kim ne suç işlediyse onun karşılığı hukuktur. Hukukla helalleşmeyi karıştırmamak lazım. Zaten hukukla yani onunla zaten helalleşmek imkânsız. Hukuk onun hesabını soracak. Bunu ben videoda da söyledim.

Bir de medyada bazılarının 'ne güzel muhalefet zaten kazanıyor ne gerek vardı tüm bunlara' demesine hüzünlendim. Çünkü bunlar, bu söylediklerimi strateji zannediyor. Ne stratejisi! Ben gelecekte bu ülkenin çocuklarının ardından bu ülkeyi barıştırdığımı söylemelerini istiyorum. Evlatlarımız diyorum, hangi strateji çocuklarımızın geleceğinden daha önemli? Helalleşeceğiz, dostlarım helalleşeceğiz. Açık yaralar var, biliyorum zor olacak ama kesinlikle yapacağız ve başaracağız.

28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatıp helalleşeceğiz, ikna odalarına sokulan başı kapalı kızlarımızla helalleşeceğiz. Roboski'yle helalleşeceğiz, hukuk başka, helalleşme başka. Devlet, insanlara tazminat ödeyecek ama bir taraftan da helalleşeceğiz. Ali İsmail Korkmaz'ın ailesiyle, Oğuz Arda Sel'in annesiyle, Ahmet Kaya'yla helalleşeceğiz."

Bu söylem önemsenmeli. Bugün sol siyaset yapan kesimlerin hala yüzleşemediği gerçeklerden biri 28 Şubat döneminde başörtülü genç kadınlara uygulanan zulümdür. Başörtülü genç kadınlara yönelik “ikna odaları” AKP’yi iktidara taşıyan temel taşlardan biridir. Kamusal alandan uzak tutulan bu kesim, AKP ile kendisine saygısını ve toplum içinde hak ettiği yeri bulmuştur. CHP iktidarında bu kazanımlarını kaybetme endişelerinin olması doğaldır.

Kılıçdaroğlu bu kesime seslenirken AKP döneminin yolsuzluk ve hukuksuzluklarıyla hesaplaşmayacağını söylememektedir. Hukukun hesap sormasıyla toplumsal barışı ayırmakta, AKP’ye oy veren insanların korkacak bir şeyleri olmadığı mesajı vermektedir.

Bunu yaparken barışma yelpazesini genişletmekte ve Robsoski’yi de, İsmail Korkmaz’ı da, Ahmet Kaya’yı da, yani devletin sadece inançları nedeniyle canlarına kastettiği insanları da söylemine katmaktadır. Eksik ve yetersiz diyebilirsiniz ama toptan karşı çıkmak anlaşılabilir bir durum değildir.

Devletin işlediği her suça, yaptığı her eyleme sahip çıkan CHP’nin Genel Başkanı’nın bu tavrının desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. AKP’yi eleştiren kesimlerin AKP söylemine sahip çıkarak ötekileştirici, aşağılayıcı ve dışlayıcı bir üslup takınmasının fevkalade yanlış olduğunu düşünüyorum.

“Yetmez ama evet”çilerden başlayarak herkese nefret kusarak tatmini mümkün olmayan bir intikam duygusuyla bu karanlık dönemi kapatmak mümkün olmayacaktır.

Eldeki toplumsal malzeme budur. Muhafakazar ağırlıklı ama gerçek anlatılırsa, yüzleşmekten çekinmeyecek bir insan malzememiz var. KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır’ın tesbitine göre, devletin mağdur ettiği kesimlerden hem özür dilemesi, hem de bu insanlara tazminat ödenmesi gerektiğini düşünen insanların oranı 9 yıl içinde yüzde 10 artarak yüzde 75’e ulaşmıştır.

Eğitimin ve medyanın sansürcü yapısı sayesinde Cumhuriyet tarihi gerçeklerini televizyon dizilerinden öğrenen, “Kulüp” dizisini izleyip “Türkiye’de de mi toplama kampları varmış” diye şaşıran bir toplumumuz var. Kılıçdaroğlu’nun söylemi devletin de, onun adına hareket ettiğini iddia eden CHP’nin de, AKP’nin de ciddi yanlışlar yaptığını, hatta suç işlediğini vurgulamaktadır ki, bu küçümsenecek bir şey değildir.

Dediğim gibi yetersiz ve eksik bulunabilinir ama bunu tamamlamanın yolu bu söylemleri cesaretlendirmekten geçer. Söyleyeni susturmaktan değil… Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı olarak cesur bir çıkış yapmıştır, önemli olan onu daha da cesaretlendirmek ve olası bir iktidar değişiminde sözlerinin arkasında durmasını sağlayarak 1915’ten başlayan büyük bir yüzleşmenin önünü açmaktır.