• 19.10.2021 06:54

Türkiye inanılmaz bir ikiyüzlülük, inkar ve kendi içine kapanma yaşıyor. Hastalıklı bir bedenin kanserle mücadelesi gibi şu anda ülkenin durumu. 

Teşhis var ama tedavi konusunda gerçek kabullenilmiyor. Modern tıbbın aklına uyup ilaç almaktansa hala kocakarı ilaçlarından medet uman hastaya benziyor.

Bu dağınıklık kamuoyu araştırmalarına da açıkça yansıyor. 

Tablo parlak değil. CHP’nin bir kısmını da katarsak AKP, MHP ve İYİ Parti, Gelecek ve Saadet Partisi tabanı toplamı yüzde 60’ı aşan bir ekseriyet teşkil ediyor. Bu malzemeden bırakın Michelin yıldızlı restoranı, esnaf lokantası yemeği bile çıkmayacağı aşikar.

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Ermeni Soykırımı’nın bedelini ödemeden çıkan Türkiye, Soğuk Savaş sayesinde bölgenin şımarık çocuğuna dönüştü. NATO şemsiyesini sahte bir demokrasi düzeni sayesinde çok iyi kullandı.

100 yıldır sahte bir tarih, inkar ve bazen açık, bazen örtülü bir ırkçılık kültürü içinde yetişen kuşakların her yerde düşman arayıp gördüğü bir toplumsal akıl oluştu. 

Tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşayan ülkede iktidar bloğunun hala yüzde 50 civarında seyrediyor olması sadece Erdoğan siyasetinin başarısı değil, Cumhuriyet’in eğitim ve oluşturduğu akıl sisteminin de bir sonucu.

“Tek vatan, tek millet, tek bayrak… Bu ezan susmayacak, bu bayrak inmeyecek” zırva söylemleri ile oluşturulan toplumsal akıl, gerçekliğin reddi, açık olan hakikatın inkarını kabullenmiş durumda. Gelecekten umudunu kesmiş, Muhammed veya Mustafa’da arıyor kurtuluşunu, çünkü yeni yok önünde.

AKP muhalefeti partilerin cesaret eksikliği, demokratik düzenin değil, rejimin parçası olmalarından kaynaklanıyor. Türkiye’nin başını asıl derde sokan, sorunlarının anası Kürt meselesinde temelde bir farkları yok. Olan fark, üslup farkı. Bu sorunun üzerine gidilmedikçe, demokrasi inşasının mümkün olamayacağını göremiyorlar.

Hastalığın temeline inmeden yaranın üzerine yapılacak bir pansuman, 10-20 yıl içinde tekrar aynı hastalığın nüksetmesine yol açacak oysa. Bölünme tehdidi bağırışları altında hukukun ve demokrasinin askıya alınması, aynı filmi tekrar tekrar izlemekten yorulmayan bir toplumsal yapı var.

Değişim sadece dışarının baskısıyla gelmiş bu ülkeye ve demokrasi-hukuk yolunda şu anda baskı yapacak, teşvik edecek bir güç eksikliği ciddi bir başka sıkıntı. Tanzimat’tan başlayarak tüm reformları yabancı sermaye çekebilmek için yapan bu coğrafya, şu anda yine AKP sonrası durumu pansumanla geçiştirme hazırlığında.

Dışarısı karışık ve demokrasi güçleri ricatta. Avrupa Birliği kendi içinde dağınıklığını giderip ortak bir politika oluşturmaktan aciz. Amerika’da Başkan Biden, Trump’ın dönüşünün taşlarını döşeyen bir politika izliyor maalesef.

Joe Biden seçim platformunu demokrasi için iki cepheli bir savaş üzerine kurmuştu. Seçim sonuçlarını açıkça ret eden ilk başkan olan Donald Trump, hala  Cumhuriyetçi Parti’yi kontrol ediyor. Kongre’nin mevcut yapısı Biden’ın projelerini hayata geçirmesine izin vermiyor ve ırkçı eyaletler birbiri ardına Siyahların ve Hispaniklerin oy vermesini zorlaştıracak seçim düzenlemeleri yapıyor.

Kongre, Cumhuriyetçilerin engellemesi nedeniyle harekete geçemiyor ve Biden’ın seçiminde büyük rolü olan ilerici kesimi yönetimden hızla soğutuyor. Bu tablo, Temsilciler Meclisi ara seçiminde Demokratları ağır bir yenilginin beklediğini gösteriyor.

Biden, yurtdışında da aynı şekilde etkisiz. Demokrasi ve otokrasi arasında 21. yüzyılı tanımlayacak daha büyük bir mücadelenin parçası olarak çerçevelediği yükselen bir Çin'in meydan okumasıyla karşı karşıya.

Oysa, otoriterliğin yükselişte olduğu bir dünya, ABD'deki iç siyasi atmosferi zehirleyebilir. Amerikan sağının Viktor Orban'ın Macaristan'ına olan şu anki hayranlığı bunun göstergesi.

Demokrasi Zirvesi’nden vazgeçen, Erdoğan’la uzlaşan ve kendi haline bırakan ABD yönetiminin bu dönemde etkili olmasını beklemek gerçekçi değil. Türkiye bir değişim yaşayacaksa bunu kendi iç dinamikleriyle yapmak zorunda.

Umut veren tek kesim gençlik ama onlar da çaresiz. Haklı olarak kapağı yurtdışına atmaya uğraşıyorlar çünkü karşılarında günü ıskalamaya devam eden yaşlı bir siyasetçi kuşağı var. Bu tablonun anlattığı tek gerçek, tam çökmeden yeninin çıkmayacağı. AKP’nin iktidardaki her günü toplumun her kesimi için acılarla dolu olacak ama yeni ancak böyle bir ortamda doğabilir. Sadece iktidarın değil, muhalefetin de yetersiz ve çaresiz olduğu görülmek zorunda. Devrimci bir an yaşıyor Türkiye…