• 6.01.2022 06:55

Bir ülkenin liberal demokrasiye geçiş yapıp yapamayacağını sadece ekonomik kalkınma belirlemiyor, tarihsel koşullar, ekonomik kalkınmanın modeli, toplum-devlet-din ilişkisi gibi çok faktör devreye giriyor.

Liberal toplumların gelişiminde merkezi güce karşı örgütlenmiş bir sivil toplum temel rolü oynar. Kralın vergi koyma yetkisine karşı ayaklanan feodal beylerden parlamenter sisteme uzanan bu yolda, Bizans İmparatoru, İstanbul’un kurucusu Konstanstin’in yeni imparatorluk başkentine Papalığı taşımamasının da rolü olduğu vurgulanır siyaset bilimcilerle.

İmparatora bağlı bir kilise kuran Konstantin, Doğu’da din-devlet ilişkisini belirlerken Batı’da sekülerizme gidecek yolun taşlarını döşemiş oldu. Krala, kiliseye, feodal beylere karşı mücadeleyle şekillenmiş bir tarihi var liberal demokrasilerin… Devletten görece bağımsız bir burjuvazi ve onun kadar örgütlü çalışanların dengesi de önemli elbette…

Sivil toplumun güçlülüğü, organize olması ve iktidarın haksız bir uygulaması veya bir olay karşısında sessiz kalmasına karşı hızla tepki gösterebilmesi, hukukun üstünlüğü kadar önemli bir göstergesi liberal demokrasilerin… 

Bugün dünyanın en büyük iki sorunu küresel ısınma ve kitlesel göç. Liberal demokrasiler bu sorunların farkında ve sivil toplum, iktidarları bu konuda doğru adımlar atmaya zorluyor. Ekonomik krizin göçmen karşıtlığını tetiklediği, ırkçı partilere güç verdiği bir dönemde sivil toplum devreye girip sağduyunun sesi olabilir Kuzey Avrupa’dan Amerika’ya kadar…

Türkiye’ye baktığımızda illiberal demokrasi olmasına eklenen güçsüz bir sivil toplum yapısıyla karşılaşıyoruz. Cumhuriyet’in Diyanet ekseninde örgütlediği Sünni İslam, insanlara sadece cami çevresinde örgütlenmeyi serbest bırakır bir noktaya getirdi ülkeyi. İktidarı protestonun vatana ihanetle eş hale gelmesi ise 12 Eylül rejimin son noktası olan AKP-MHP rejimi sayesinde gerçekleşti. Türkçülüğe eklenen İslamcılık, biatı bir arada yaşamanın temel kuralı haline getirdi.

Kendisine devlet denilen organizasyon sadece toplumu, ibadeti, günlük yaşam şekillerini belirlemekle kalmıyor, siyaseti ve kurumlarını da belirliyor. Bugün Türkiye’nin siyaset kurumlarının devletten bağımsız olduğunu kim iddia edebilir? Mavi Vatan gibi ırkçı bir dış politika argümanının kendisine muhalefet diyen kesimler tarafından da sessizce kabullenilmesi bunun açık dışavurumu değil mi?

Sivil toplumun gelişip serpilmesine izin verilmemesi, “Kızını başıboş bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya” sözünün siyasete uygulanmış modeli olarak tezahür ediyor. Toplumun başıboş bırakırsan ya solcu olur, ya da liberal diye uygulayabiliriz bunu..

Bunun ortaya çıkardığı toplum modeli de tekçi oluyor. Devletin çizdiği yoldan ayrılmayan, lidere tanrının yeryüzündeki gölgesi gibi bakan, liderin düşman gösterdiğine düşman, dost dediğine dost gözüyle bakan bir toplum modeli.

100 yıllık tarihine baktığımızda da bu devletin Batı’yı kurum ve ilkeleriyle düşman gördüğünü açık bir şekilde tespit ediyoruz. Başta liberal demokrasi. Devlet için hukukun üstünlüğü, yerinden yönetim ilkesi, çoğulculuk, anadilde eğitim gibi haklar, üniter birliği ve devletin bekasını tehdit eden unsurlar. Devletin yüzünü Avrupa Birliği’nden Avrasya’ya çevirebilmek için binbir takla atmasının temel nedeni de bu…

Bugün ülkenin yangın yerine dönmüş olmasına rağmen hemen hemen bir tek muhalefet partisinin çıkıp topluma Batı tipi liberal bir demokrasi vaat edememesinin ve bunun sonucunda muhalefetin toplamının yüzde 40’ı aşamamasının temel nedeni be bu…

Muhalefet hala topluma sınırlı bir demokrasi, kontrollü bir yönetim modeli sunuyor. Baskı altına yaşayan toplumun liberal demokrasi vaatlerine çok hızla sarıldığı örneklerinin olmasına rağmen. Menderes’ten Demirel’e, Özal’dan Erdoğan’a kadar tüm liderler seçimlerinin bu söylem üzerinden kazanmasına rağmen.

Sandığa büyük önem veren halk, muhalefetin bu haliyle kibar bir AKP-MHP ittifakı olabileceğini seziyor. Metropoll’den Konda’ya kadar tüm araştırmalar bu gerçeği ortaya koyuyor. CHP’nin yüzde 25 bandını aşamamasının temel nedeni, kendinden menkul bir sol olmasından değil, liberal olmamasından, devletten kopamamasından kaynaklanıyor.

Başlığımıza dönersek, AKP-MHP rejimi tüm sözcüleri ve medyasıyla HDP’yi terörist olarak etiketleme çabasındayken liderleri, belediye başkanları, üyeleri tutuklanan, dövülen, öldürülen HDP oluyor. Bir tek HDP’li elinde silah MHP binası basmıyor ama Ülkücü oldukları ortaya çıkan insanlar HDP binası basıp silahsız insanları öldürebiliyor.

Bu gerçeği yüksek sesle söyleyip toplumsal barış, eşit yurttaşlık gibi kavramları öne çıkaran bir tek siyasi partinin bile olmayışı, sorunların AKP-MHP rejiminin noktalanmasıyla bitmeyeceğini gösteriyor. Liberal Demokrasi aynı zamanda Öteki’ne sahip çıkma, hakkını savunma rejimidir. Onu görmek lazım.