• 13.04.2021 09:05
  • (575)

Hans-Lukas Kieser Zürich Üniversitesinde Geç Osmanlı Dönemi ve Türkiye Tarihi üzerinde çalışan bir akademisyen. İletişim Yayınlarından çıkan “Talat Paşa- İttihatçılığın Beyni ve Soykırımın Mimarı” adlı kitabı Türkiye’deki siyasi örüntüleri kabul etmeyen ve bu örüntülerin bir kurmaca olduğundan hareketle yazılmış bir eser.

Kieser kitaba yazmış olduğu önsözde “Bu kitabı, Türkiye’deki siyasi örüntülerden etkilense de bu etkiler karşısında direncini yitirmeyenlere adıyorum.” diyerek Türkiye’deki kurmaca tarih örüntüsünü yıkma hedefini de saklamaya gerek görmediği gibi altını da çizmeyi ihmal etmiyor.

İttihat ve Terakki dönemi anlatılırken, hep Talat, Enver ve Cemal Paşaların dâhil olduğu bir triumvirlik üzerinden anlatılan resmi örüntüsüne karşı çıkarken;  ortada triumvurluk olmadığını siyasi irade kullanma ve hadiselere yön verme kabiliyetinin öne çıkmasıyla Enver ve Cemal Paşaların Talat Paşanın gerisinde ve gölgesinde kaldığını kalın çizgiler çekerek ispat ediyor. Yani Kieser’e göre Talat Paşa eşitler arasında birinci değildir, açık ara birincidir.

**

Türkiye’deki resmi siyasi tarih örüntüsünü yıkma kararlılığını Türkçe baskıya yazmış olduğu önsözde ortaya koyar ve şöyle der Kieser: 

“Bu kitabın öne sürdüğü üzere, Talat Anadolu’da Türk ulus-devleti üzerine oluşumu inşa eden ilk kişiydi. Nihai kurucu Kemal Atatürk, kadro ve merkezi kavramlar söz konusu olduğunda, alenen onun siyasi mirasçısıydı. Kemal Atatürk artık sürdürülebilir olmayan imparatorluk milliyetçiliğini ve emperyal İslam anlayışını terk etmiş olmakla beraber, bir yandan sarsıntılı bir yandan da kataliz niteliği taşıyan savaş yılları zarfında Talat’ın hali hazırda büyük ölçüde halletmiş olduğu bir meseleyi nihayete erdirdi:  Anadolu’ya gerek nüfus açısından, gerekse iktisadi ve açıdan son derece merkezileşmiş bir Türk Yurdu, tartışmasız bir Türk-Müslüman hâkimiyetinin mekânı haline getirmek. 1918’e kadar Talat’ın partisinin bir mensubu olan Talat Paşa’nın Talat’la tanışıklığı yakındandı. Almanya sürgünündeki eski sadrazam ortak ulusal davanın eylemcilerinden biri haline geldikten sonra kapsamlı olarak yazıştı da.  1908 devriminden önceki yıllarda Talat Bey, Selanik’te etkili bir komitacı olarak faaliyetlerde bulunmuş, maharetli şebekeler oluşturmuştu.”

Türkiye siyasi ikliminin gerek iktidar kanadında gerekse de muhalefet kanadında itibar görmeyecek karşı çıkılacak yerden yere vurulacak bir örüntüyü anlatırken; aslında bu karşı çıkışların başına ziyadesiyle geleceğinin de farkında Kieser, çünkü Türkiye’nin siyasi ikliminin beslendiği kaynakların bu karşılığı vereceğini emin olacak kadar da Türkiye’yi tanıyor.

**

Türkiye’deki siyasi örüntüyü ise yine kitabın önsözünde şöyle özetler Kieser:

"Siyasi düşünce ile yönetme tarzlarının öne çıkan örüntülerinde olduğu kadar Türkiye ‘de ve Türkiye dışında pek çok caddenin, okulun caminin isminde Talat’ın mirası varlığını duymakla beraber, bugüne değin akademik biyografisi hazırlanmadı. Talat Paşa 20. yüzyıl Ortadoğu’sunun mükemmel bir “politik hayvan” örneğiydi. Bugünün Türkiye’sindeki hayranlarının gözünde, büyük bir devlet adamı, becerikli bir devrimci, ileri görüşlü bir kurucu babaydı. Öte yandan; Birinci Dünya Savaşından sağ çıkan Osmanlı Hristiyanları için her şeyden önce, büyük bir yıkım, mülksüz eştirme ve imhanın örgütleyicisiydi. Bu kısmen Kürtler için de geçerlidir. Kemal Atatürk “Talat’ın sorumluluğundaydı.”

Çanakkale Savaşı ile Milli Mücadele döneminin Türkiye’deki bütünleştirerek anlatımının kurucu baba olan Talat Paşa’ya bir saygı ifadesi olarak okumak da mümkün olmaktadır bu tespit dolayısıyla.

**

Hans-Lucas Kieser’in  Talat Paşa biyografisi klasik anlatımlı bir biyografi değil, daha çok hatıratlardan/günlüklerden ve bunların çapraz okumalı karşılaştırılmaların üzerinden yürüyor.

Louis Rambart, Cavit Bey, Ali Fuat Türkgeldi, Halil Menteşe, Henry Morgenthau, Ürgüplü Mustafa Hayri, Muhittin Birgen, Celal Bayar, Kapancızade Hamit, Kazım Karabekir, Mustafa Kemal Atatürk, Talat Paşa ve daha birçok hatırat bu kitaba katkı vermiş, bu elbette ki başka belge ve tarih kitaplarından yararlanılmadığı manasına da gelmiyor.

**

Kitabı okurken çok şey bildiğimizi sandığımız İTC (İttihat ve Terakki) ve Birinci Dünya Savaşı yıllarında ki iç ve dış siyasete hakkında çok az şey bildiğimizin farkına varmak ise kaçınılmaz bir şey. Asli olarak Talat Paşa anlatılırken bir dönemin siyasi tarihi de anlatılmış oluyor.

**

Eğer bugün tarih olarak anlatılan resmi örüntülerle bir karşıtlığınız/probleminiz yoksa bu kitabı okumanıza gerek yoktur. Muhtemelen önsözlerden sonra kitabı okumaktan vazgeçersiniz. Eğer okumaya devam ederseniz de var olan ezberlerinizden vaz geçmek ve tarih bilincinizde bir restorasyon yaşamanız kaçınılmaz olacaktır.

**

Kitap metin olarak zor bir metin, bir soluk da okuyup bitebileceğiniz bir kitap değil, ancak yakın tarihe meraklıysanız da muhakkak okumanız gereken bir kitap.