• 1.02.2016 00:00
  • (52779)

Eğer Kurtalan gibi ücra ve yalnız bir ilçede doğmuşsanız hayata ekside başlamışsınız demektir. Hele birde benim gibi yoksul bir ailenin çocuğuysanız vay halinize. Hayatın size yüklediği zorluklar iyice ağırlaşır. Çocuk yaşta beliniz bükülür. Yoksulluğun ağır bir kokusu vardır. Zamanla bu koku içinize kadar işler. Üstünüze yapışır. Onu gizleyemezsiniz.

Yokluk sizin için artık bir yaşam biçimi olur. Ne yapacağınızı bilemezsiniz. Tüm ailenin geleceği tehlikededir.

İşsiz kalan babam günlük işlerde çalışmaya başlamıştır. Kalabalık aile bununla geçinemez. Çaresiz evdeki “değerli” eşyalara başvurulacaktır. Dedemin hediye ettiği pahalı bir İran halısı vardı. Babam ilk onu sattı. Paralar suyunu çekince de karyolasını gözden çıkarttı. Pirinçten güzel bir karyolaydı.

Ya sonra? İşte tam bu noktada aileden biri öne çıkar. Kardeşlerine kol kanat gerer. Ailenin ayakta kalmasına yardımcı olur. Babasının omuzdaşıdır. Henüz ilkokul yıllarında çalışmaya; eve para götürmeye başlamıştır.

Abim Ekrem Sezgin’den söz ediyorum. Aksilik bu ya, tüm bu olumsuzluklar yetmezmiş gibi, bir kavga nedeniyle babam cezaevine girer. Bizim için perişanlık günleri başlamıştır. Evin tüm yükü Abimin omuzlarına biner. O ise kazandığı paranın tek kuruşuna bile dokunmadan anneme teslim eder. İşte o küçücük parayla geçinmeye çalışırdık.

Abim, babam cezaevinden çıktıktan sonra da bir yandan okuyup öte yandan çalışmayı sürdürür. Yaşamın dayattığı zorluklara göğüs gerer. Pes etmez. Güçlü kuvvetlidir. İşte bu özelliklerinden dolayı ileriki yıllarda yakın bir arkadaşı ona “Torpido” lakabını takacaktır.

O çocukluğunu hiç yaşamadı. Kardeşleri için kendini feda etti. Yıllarca babasına yardımcı oldu, yanında durdu. Ailemizin ayakta kalmasında büyük payı oldu.

Güneşli bir pazar gününü düşünün. Dışarıda insanın gönlüne neşe veren bir hava var. Böyle bir havada hiçbir çocuğu içerde tutamazsınız. Mahallenin çocukları meydanda toplanmışlar. Gönüllerince oynayacaklar. Belki de yakında bulunan ırmağa gidip yüzecekler. Kim bilir?

Ama içlerinde Ekrem Sezgin yoktur. O eve ekmek götürmenin telaşı içindedir.

Ünlü Alman filozof Hegel ,”Bir insanın sana neler verebileceği değil, senin için nelerden vazgeçeceği önemlidir”, der.

Ekrem Sezgin kardeşleri için çocukluğundan vazgeçti. Sevdikleri için kendini feda etti. Hayata tutunmamıza yardımcı oldu.

Sonra Batmanlı yıllar. O yine çalışmaya ve eve para götürmeyi sürdürür.

Yıllar çok hızlı geçmektedir. Sonra 12 Eylül Askeri Darbesi. Yani benim kaçaklık yıllarım. Her sorun yaşadığımda ilk o yanımda belirirdi. Bu sefer de böyle oldu. Bir keresinde polisten köşe bucak kaçtığım İstanbul’da beni ziyarete geldi. İki gün sonra ise ayrıldı. Bu arada ayrıldığında cebindeki paranın bir bölümünü bana bırakmayı da ihmal etmedi. Bu para en azından bir süre rahatlamamı sağlamıştı.

Ekrem Sezgin yıllar sonra tıpkı babası gibi Türkiye Petrollerinden emekli olur. Olur, olmasına da o bir köşeye çekilecek karakterde biri değildir. Çalışmaya devam eder. Üç çocuğunun okumasını sağlar ve birer meslek sahibi olmalarına yardımcı olur.

Bir Çin atasözü şöyle der:” Kopan bir ipe sımsıkı bir düğüm atarsınız. İpin en sağlam yeri artık bu düğümdür. Ama ipe her dokunuşunuzda canınızı acıtan yine o düğümdür.”

Şimdi durup çocukluk yıllarıma bir göz attığımda abimin o yılıklardaki fedakârlığını hatırlar hüzünlenirim. İçim acır.

Ailecek, sırtına küçük yaşta büyük sorumluluklar yüklemiş olmamızı ona karşı yapılan büyük bir haksızlık olduğunu düşünür, üzülürüm.

Sekiz kardeş olarak çok zorluklar gördük, acılar çektik.

Ama işte buradayız, yaşıyoruz.

Ve her birimiz Ekrem Sezgin’e çok şey borçluyuz.

Onun tüm hayatı mücadele içinde geçti.

Hep çevresine güven veren örnek biri oldu.

Vicdanlı ve adil.

Yakınları, arkadaşları onu çok iyi bir insan olarak tanıdılar/tanıyorlar.

Bu gün 65 yaşında saygın ve sevilen bir insan olarak hayatını sürdürüyor.

Çok sevgili “Torpido Abim”, hep sağlık ve mutluluk içinde kal. Uzun yaşa.