• 9.12.2021 06:50

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay TBMM Genel Kurulu’nda bütçe görüşmelerinde yaptığı konuşmada, CHP sıralarına dönerek “İşi gücü bırakıp devlet kurumlarının kapısına dayanan zorba tavırlarınızı hepimiz hayretle izliyoruz. Elinizde taş, sopa, Molotof eksik. Onu da görürsek şaşırmayacağız” demiş.

AK Partili milletvekilleri avuçları patlayıncaya kadar alkışlamışlar!

Mevzu anlaşılmıştır sanırım, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Oktay, CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun kendisine randevu vermeyen TÜİK’e gitmesini eleştiriyor, bunun zorbalık olduğunu söylüyor.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu 3 Aralık Cuma günü, sabah saat 10’da sosyal medya hesabından TÜİK’ten randevu istediğini fakat alamadığını belirterek, TÜİK yetkililerine “11’de geliyorum, haberiniz olsun TÜİK” diye seslenmişti.

Sayın Kılıçdaroğlu durduk yere TÜİK’ten randevu istemiş, verilmeyen randevu üzerine de kurmaylarını yanına alarak TÜİK’in kapısını çalmış değil.

Biliyorsunuz TÜİK 2 Aralık’ta ülkemizdeki enflasyon oranının yüzde 21 olarak açıkladı. ENAG’a göre ise ülkemizde enflasyon oranı yüzde 50’in üzerinde.

Bir parantez açalım:

Türk lirası tarihinin en büyük değer kaybını yaşıyor, 1970’li yılların utanç verici “kuyruk” görüntüleri geri gelmiş durumda. Cumhurbaşkanı Erdoğan 2018 yılında Beştepe’de emeklilere verdiği iftarda “Bugünün gençleri eskiyi bilmezler, gençlere yağ, ekmek kuyruklarını anlatmak lazım. Yağ almak için mühürler veriliyordu. Yaşı 30’un altında olan gençler zannediyor ki Türkiye hep böyleydi, anlatın ki bilsinler, Türkiye nereden nereye geldi” demişti.

Henüz “ekmek için karneler, yağ için mühürler,” dağıtılmaya başlanmadı ama belediyenin ucuz ekmeğinden alabilmek için oluşan uzun kuyruklar Beştepe’nin penceresinden bile görünüyordur artık. Ülkemiz adına hazin, iktidar adına utanç verici bir tablo.

Sayın Kılıçdaroğlu bu adımı böyle bir ortamda attı, nitekim “11’de geliyorum TÜİK” duyurusuyla bir anda bütün gözler TÜİK’e çevrildi, sosyal medyada dakikalar içerisinde “Ben Kemal” başlığı ile tt oldu. Cumhur İttifakı’nın tepkisi bir hayli sert oldu ama kamuoyunun takdirini kazandı.

İktidar siyasetçileri Kılıçdaroğlu’nu “şov” yapmakla, devlet kurumlarını “siyasi rant aracı” haline getirmekle suçladılar.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tepkisi oldukça tuhaftı :

“Gitti, istatistik kurumunun önünde gösteri yaptı. İnsan utanır. Bir insan davet edilmediği yere gidemez. Devletin bu kurumları senin şamar oğlanın değil. Bunlar ciddi kurumlardır, senin gibi ciddiyetsiz değil. Bak Bay Kemal, bundan sonra devletin kurumlarına böyle randevusuz gidilemeyeceğini öğren. Bunları bileceksin.” (4 Aralık)

Sayın Erdoğan’ın şu sözleri CB sisteminin ne olduğunu gözler önüne serdi:

TÜİK randevu vermiyor. Bu da küplere biniyor. Devletin kurumlarının sana hesap verme sorumluluğu yoktur. Onlar hesabı sadece Cumhurbaşkanı ve ilgili bakanlara verirler. Ben istediğim zaman bu birimlerden bilgileri alırım.” (6 Aralık)

Evet, bu hükümet sistemi bütün kurumları Cumhurbaşkanı’na bağladı. Ülkemizde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın patronu, amiri olmadığı bir tek kurum yok maalesef. Bağımsız bir tek devlet kurumu kalmadı.

Bugün, ülkemizin saygın anayasa hukukçularından Prof. Dr. Serap Yazıcı hocamızın tespitiyle “yürütmeyi kişiselleştiren, yasamayı tamamen etkisizleştiren, yargıyı bağımlı hale getiren” bir hükümet sistemiyle yönetiliyoruz.

Bugün yaşananlar tamamen keyfi ve kişisel yönetimin bir neticesidir. CB hükümet sistemi sebep, TÜİK sonuçtur. Listeyi uzatmaya gerek yok, CB sistemi sebep diyerek bütün kurumları ilave edebiliriz.

***

TÜİK özel bir hane mi, birinin şahsi mülkiyeti mi? Kemal Kılıçdaroğlu davetsiz olduğu bir törene, galaya, toplantıya, buluşmaya baskın yapıp, özel davetiyeli bir yere davetiyesiz olduğu halde girmeye mi çalıştı?

Kim ne derse desin, can çekişiyor da olsa TÜİK bir kamu kurumudur, kamu kurumları özel hane, şahsi mülkiyet alanları değildir, kamu kurumlarının kapıları sadece muhalefet partilerine değil herkese açık olması gereken bir yerlerdir.

Kurumların sahibi devlettir, iktidarlar değildir.

Dolayısıyla TBMM’deki muhalefet partileri istedikleri zaman bilgi almak istedikleri kamu kurumlarına gidebilirler. Kamu kurumları bilgiyi sadece iktidar partilerine vermezler. Muhalefet partilerine de vermek zorundadır. Muhalefet partileri milli iradenin temsilcisi olarak vardır Meclis’te.

***

Bugün ana muhalefet partisinin adı CHP olur yarın İYİ Parti olur, Gelecek Partisi olur, DEVA olur gün gelir AK Parti olur, MHP olur.

Bir ülkenin ana muhalefet partisinin ya da TBMM’deki muhalefet partilerinin “randevu vermeyen’ bir kamu kurumunun kapısını çalması zorbalık değildir.

İktidar medyasına göre “Kemal Kılıçdaroğlu’nun TÜİK şovu başarısız” oldu.

Sahiden de öyle mi?

TÜİK yetkilileri randevu vermeyerek, kapılarını kapatarak CHP liderine gününü gösterdiler, böylece şov yapmasına izin vermemiş mi oldular?

Sormaya devam edelim:

Kılıçdaroğlu randevu vermeyen TÜİK’e gittiği için utanmalı mı? Utanç verici bir iş mi yaptı?
Asıl utanç verici olan Türkiye’nin en güvenilir kurumlarından olan TÜİK’in bugün devletin en güvenilmez kurumlarından biri haline gelmesi, getirilmesi değil midir?

Sayın Kılıçdaroğlu’nun TÜİK’ten randevu istemesi, “durun bir dakika ülkenin durumu ortada siz bu enflasyon, işsizlik oranlarını nasıl hesaplıyorsunuz hele bir anlatın” demek için randevu vermeyen TÜİK’in kapısını çalması takdire şayan bir hamledir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve partisi bugün iktidarda değil de muhalefette olsaydı, bugünkü TÜİK’in kapısına dayanır, o kapılar açılıncaya kadar TÜİK’in kapısında nöbet tutardı.

CHP lideri bir ana muhalefet partisinin yapması gerekeni yaptı, eksiği var, fazlası yok.

Evet, muhalefet partisinin en önemli görevi siyasi denetim yapmaktır.

Mali -hukuki denetimi Sayıştay yapar, yargısal denetimi mahkemeler yapar, demokrasilerde siyasi denetimi de parlamento ve muhalefet partileri yapar.

Muhalefet partileri iktidar partisini denetler, yanlış giden konularda iktidar partisini uyarır, çareler üretir. Eğer iktidar partisi yanlış yapmakta ısrar ediyorsa halka şikayet eder. Halk bunu görür, notlarını alır sandığa gider ya iktidar partisinin biletini keser ya da muhalefete “sen olmadın, ülkeyi yöneteceğine güvenmiyorum git biraz daha çalış” der.