Ah keşke birkaç saatliğine bütün önyargılarımızdan arınabilsek. Kimliklerimizi bir kenara bıraksak.

Ve gerçeğin yüzüne cesur bir şekilde bakıp ülkenin fotoğrafını çekebilsek. O fotoğrafı tahrif etmemek için bütün aidiyet duygularını kısa bir süreliğine unutuversek…

Nedir Türkiye'nin fotoğrafı?

Tam bir çöküş!

3-5 sene öncesindeki ülke manzarası ile bugünkünü kıyasladığınızda karşınıza tam bir tükenme sendromu çıkıyor. Sizi umutsuzluğa sevk etmek için söylenmiyor bunlar; tam aksine, çıkış yolları inşa edilsin diye yüzleşmeye davet ediliyorsunuz.

Yurtta çöküş!

Tartıştığımız konulara bakar mısınız? Beyaz Toroslar. Hani şu 90'lı yıllarda Güneydoğu'da devlet terörünün sembolü haline gelen arabalar. Şayet AKP iktidara yeniden gelmezse, o araçlar çıkarmış piyasaya. Bunu söyleyen kişi Başbakan. Yazık. “400 vekili verin, bu iş huzur içinde çözülsün” cümlesi korkutmak için yeterli gelmiyor mu artık?

Ankara'nın göbeğinde 102 insanı katletti IŞİD. Tepeden tırnağa güvenlik zaafı. Türkiye'nin istihbaratı, ya tamamen çökmüş; ya da bu vahşi saldırıya ruhsat vermiş. Hadisenin ayrıntıları gün yüzüne çıktıkça sorumluların robot resimleri daha da belirginleşiyor. Ne var ki Başbakan Türkiye tarihinin en korkunç katliamından sonra anket yaptırdıklarını ve oylarının yükseldiğini söylüyor.

Fotoğraf tam karşımızda duruyor: Terör örgütleri karşısında âciz hükümet, gazetecileri, yazarları, muhalif herkesi “terör örgütü üyesi olmakla” suçluyor. Ekonomi tepetaklak. Dolar almış başını gidiyor. Hazine tam takır kuru bakır. Kriz geldi kapıya dayandı ama beyzâdelerin lüks merakı bir türlü fasıla vermiyor. Kutuplaşma had safhada. İnsanlar siyasi görüşlerine göre recmediliyor. Kifayetsiz, liyakatsiz insanlara ulufe dağıtılıyor.

Ya cihandaki durumumuz?

Suriye meselesi Türkiye'nin kimyasını zaten bozmuştu. Esed'in bir hafta bile dayanamayacağını sanan dış politika kehanetimiz, Türkiye'yi Ortadoğu girdabının içine savurup attı. 100 bin mülteci “kırmızı çizgimiz” ilan edilmişti. 2 milyondan fazla Suriyeli mülteci geldi yerleşti Türkiye'ye. Hesap yok, plan yok, öngörü yok.

Almanya Başbakanı Merkel geldi, Suriyeli göçmenler için Türkiye ile pazarlık yaptı. Görünen o ki AB, 3 milyar Euro'ya “göçmen sorunu”nu çözmüş olacak; Suriyeli göçmenlerin derdi Türkiye'de kalacak. Eskiden böyle işler Kaddafi'ye yaptırılırdı... Alman gazetesi “Türkiye Suriye için tampon bölge istiyordu; şimdi kendisi ‘tampon' oldu” demiş.

Tampon!

Onurumuz kırıldı mı, gururumuz rencide oldu mu? Tevehhüm ve tahayyüller eşliğinde dün “Şam'a gidip Emevi Camii'nde namaz kılacağız” diye nutuk atarken bugün 3 milyar Euro'ya sus payı alıyorsak hali pürmelalimizi anlatacak kelime kalmış mıdır acaba?

Esed Rusya'ya gitti. İlk defa yurtdışına çıktı, Putin'le görüştü, pozlar verdi. Ağzı kulaklarına varanSuriye diktatörü ile ilgili Türkiye'nin üst perdeden söylediği her şey dibe vurmuş oldu. Rusya'nın, İran'ın, Çin'in, Amerika'nın Suriye problemine yaklaşım biçimi Türkiye'yi romantik bir uykudan, maceracı bir eğilimden kurtarabilir mi?

İçerde de dışarda da tıkandı Türkiye. Düğümlendi.

Özgürlükçü politikalardan uzaklaştıkça hukuk askıya alındı, adalet çarmıhına gerildi, toplum huzurunu kaybetti. Reel politikaların yerini ütopik hayaller aldıkça dış politika iflas etti, “değerli yalnızlık” deli gömleği gibi üstümüze yapıştı.

Türkiye'nin kendine gelmesi, hatalardan ders çıkarması, yeni bir yol haritası edinmesi gerekiyor. O yüzden AK Parti'ye gönül verenler “AKP” haline gelmiş partilerinin son durumundan şikâyetçi. İstiyorlar ki 2002'deki reformcu, kucaklayıcı, hak ve özgürlükleri öne çıkarıcı partinin ruhu tekrar geri gelsin. Ne var ki ruh bedenden çıkınca artık geriye dönmüyor, dönemiyor.