Kuzey - Güney

  • 28.07.2012 00:00

 Zor zanaat tabii her şeyi bilen adam olmak.

Ve giderek buna kendin de inanmak.

Her durumda, her mevzuda edeceğin bir laf olacak, o işi de iyi bildiğini dünya âleme göstereceksin elin mahkûm.

Hafta başında Londra Olimpiyat ekibine iftar yemeği verdi Başbakan Erdoğan.

Anlaşılan ekip içinden güreşçileri gözüne kestirmiş ve Güreş Milli Takımı antrenöründen güreşçilerimize daha çok “künde” çalıştırmasını istemiş: “Hocam bunlara kündeyi öğretmiyor musun? Eskiden ne çok künde atardınız.”

Antrenör ne cevap vermiş bilemiyoruz, herhalde “Peki Başbakanım” filan demiştir.

Yani Olimpiyatlarda güreşçilerimiz bizzat Başbakan’ın talimatıyla daha çok künde atacaklar, haberiniz ola.

Her zaman böyle gülümseten, komik misaller olmuyor tabii Erdoğan’ın her şeyi bilen adam kontenjanından her mevzua müdahale etmesi.

Kaç çocuk yapılması gerektiği, sezaryenin Türk soyunun üremisine yönelik uluslararası komplo olması,“ucube” heykellerin yıkılması, çakma Mimar Sinan camii yapılması vakalarında olduğu üzere daha çok trajikomik oluyor.

Beterin beteri ise trajik olanlar.

Bildiğiniz gibi, her şeyi bilen adam ve şürekâsı Suriye krizinin sınırımızda bir Kürt yapılanmasına yol açabileceğini bilemedi.

Hatta ilk başta yaşadıkları “şok” alâmetlerine bakılırsa inanamadılar.

Erdoğan’ın televizyonda gazetecilerin önüne çıkıp “Eyvallah etmeyiz” çektiği akşamdan sadece bir gün önce, takvim yaprakları 24 temmuz salı gününü gösterirken Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay basının sorularını cevaplıyordu.

Suriye’deki Kürt yapılanmasıyla ilgili durum şu anda neyse Atalay’ın konuştuğu an itibarıyla da aynıydı.

Yani sınırımızın dibindeki bilmem kaç tane yerleşimde PKK’nın kankası PYD kontrolü ele almış, o bölge Türkiye için Erdoğan’ın ifadesiyle “Kuzey Suriye” olmuştu.

Başbakanlık’ta yapılan ve Dışişleri Bakını Davutoğlu’nun da katıldığı Suriye koordinasyon toplantısına başkanlık eden Atalay çıkışta bir gazetecinin “Kürtlerin Türkiye sınırında bazı yerleşim yerlerini ele geçirdiği iddialarını” sorması üzerine birebir şöyle cevap verdi: “Öyle bir şey sözkonusu değil. Dışişleri Bakanımız o konuda da bilgi verdi. Bu her yerde mevzi olarak olabilir. Küçük bir yerde öyle bir bayrak olayı olmuş. Öyle bir şey sözkonusu değil.”

Son zamanlarda, yani Erdoğan her şeyi bilen adam olarak takılmaya başladığından beri, acaba etrafında“gaz veren” birileri mi var diye ara sıra düşünürdüm.

Meğer vaziyet daha feciymiş.

Birine gaz verebilmek için bile önce mevzu hakkında bilgili olmak gerekir, oysa Başbakan Yardımcısı olan şahsiyetin Suriye toplantısından sonra söylediklerini okuyunca anlıyoruz ki mevzu hakkında en ufak bir fikri bile yok.

Diğer meselelerde de Başbakan’ın çevresindekiler aynı kıvamdaysa işi(miz) gerçekten zor demektir.

Her neyse, neticede Türkiye’nin “Kuzey Suriye”, Kürtlerin “Batı Kürdistan” dediği yerde Kürtler özerkliğe doğru adım attı.

Ve Türkiye derhal kırmızıçizgisini çekip müdahale tehdidi savurduktan sonra Barzani’ye koştu.

Aklıma 90’lı seneler geldi.

O zaman Barzani hakaret manasında “aşiret lideri bir peşmerge”ydi.

Ve Türkiye’nin “Irak’ın Kuzeyi”, Kürtlerin ise “Güney Kürdistan” dediği namı diğer Kuzey Irak’ta oluşacak bir Kürt devleti kırmızıçizgimizdi.

Bugün yaşanan krizde, 90’lardaki kırmızıçizgimizin şu an başında olan isme kurtarıcı olarak koşmak, kırmızıçizgi çekmek hususundaki devlet refleksimizin pek isabetli olmadığının kanıtı herhâlde.

Acaba Barzani’ye koşmak yerine kendi Kürtlerimize koşsak nasıl olur?

Bu toprakları paylaştığımız Kürtlerle Kuzey- Güney dizisindeki düşman kardeşler kıvamında didişip, onları birazcık mutlu eden her şeyden kırmızıçizgi çıkartmaktan ne umuyoruz biri lütfen bana anlatsın.

Hâlbuki bütün şu Kuzey Suriye, Kuzey Irak muhabbetlerini bıraksak, hayalî haritalarla mücadele etmekten vazgeçsek ve kendi haritamızın yırtılan yerine odaklansak...

Hani şu “benim Kürt kardeşlerim” adlı vatandaşlarımız var ya, işte onlara...

Ankara’dan istikamet alarak, Kürtlerin yaşadığı coğrafyalar için yön adı yarıştırmayı bıraksak.

Yani 30 senedir vizyonda olan kanlı Kuzey- Güney dizisinin finalini artık yapsak.

O yayında olduğu müddetçe havada, karada, denizde bu topraklarda yaşayan kimseye huzur olmayacak çünkü.


[email protected]

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.