• 12.01.2021 00:00
  • (1606)

 Kürd Siyasî Hareketinin art arda kurmak zorunda kaldığı partilerden BDP 2011 genel seçimlerinde, bağımsız aday göstermesine rağmen ilk kez ciddî bir vekil sayısına ulaşmış ve Türkiye’nin gerçek ana muhalefet partisi olmuştu.

Bu gözlemi açan ilk yazıyı seçim sonrası Vatan Gazetesinde yazmışım. Ulaşmak mümkün değil, yazılarımı sildiler.

BDP’nin ömrü de HEP, ÖZEP, ÖZDEP, DEP, HADEP, DEHAP ve DTP gibi uzun olmadı.  Parti yapılan değerlendirmeler sonucu tüm demokrat akımlara açık olması istenen HDP’ye katıldı. 

BDP, artık unutulmuş olan Anayasa Uzlaşma Komisyonuna, 2011’den Komisyonun lağvedildiği 2013’e kadar önemli katkılarda bulundu. Merkeziyetçiliğin doruklarında debelenen yönetimin temelden dönüşebilmesi için Anayasaya “bölge” kavramını önerdi.

Başta CHP olmak üzere Uzlaşma Komisyonunu oluşturan diğer partilerin tüylerini diken diken eden öneri elbette kabul görmedi. Ama bu sayede BDP diğer partilerden farklı olarak sahici dönüşümü hedefleyen gerçek bir muhalefet partisi olarak belirdi. Hareketin memleketin siyasî âdetlerine getirdiği pek çok önemli yeniliğe (eşbaşkanlık, kadın vekil kotası, yerel yönetim hizmetleri) de mim koyalım. 

Türkiye’nin sancılı siyasî dönüşümünün iki ana taşıyıcısından biri Siyasî İslâm’dır. Dönüşümcülük açısından değersizleşmekle kalmadı, kendisi bambaşka bir şeye dönüştü. Bugün memleket çapında bir suç makinası. 

Diğeri, var olma kavgası vermek zorunda bırakılan Kürd Siyasî Hareketi. Karşısındaki başlıca hasım zıvanadan çıkmış Siyasî İslâm ancak siyasî yelpazenin geriye kalanı da yanında durmuyor, durmayacak. 

Her iki hareket de erken cumhuriyet tasavvurunun o günkü deyimiyle şekavet ve irtica, bugünkü deyimiyle bölücülük ve gericilik yaftasıyla gayrimeşrulaştırdığı ve kamusal alandan tardettiği kitlelerin sesleri. Bu kara listeye yalnız sesleri değil kendileri de yok edilmiş olan Gayrimüslimleri dâhil etmek gerekir. 

AKP’nin başarıyla temsil ettiği mütedeyyin kitleler kendilerini kurtardılar. Hatta o kadar kurtardılar ki artık siyasetin merkezine yerleşip Sünnî Müslüman olmayan kim varsa terörist sayıyor ve uyguladıkları düşman hukuku vasıtasıyla onlara “katli vaciptir” muamelesi yapıyorlar. Kendilerinden olmaya razı olmayan Kürdlere ve hain olarak tescilledikleri Gülencilere duydukları nefret diğer muhalif duruşlardan derin ve ölümcül. 

Siyasî İslâmın kendi kendini tasfiye etmesiyle Kürd Siyasî Hareketi dönüşümde tek kaldı. Rejimi oluşturan AKP/MHP’nin klonları, avatarları veya payandaları olan partilerin böyle bir işlevi yok. Muhalefettekilerin rejimden sadece ton farkları var; boşuna “yerli millî muhalefet” denmiyor. 

Kitlelerin umudu CHP’nin, devlet partisi kimliğiyle Türkiye çapında politika yapması, TBMM vasıtasıyla mümkün değil. Zaten partide ne bunu yapabilecek kadro var ne de niyet. Yapısal Kürd düşmanlığı partinin dile getirebileceği her türlü itirazı baştan kadük kılıyor. Ne Kürd illerinde olup bitene, ne HDP’lilere çektirilen zulme ses çıkartmak niyetinde.

Aksine tasvipkâr ve fezlekelerle olduğu gibi gönüllü işbirlikçi, reisten reisçi. Dış maceralarda rejimin güle oynaya açtığı cephelerde, savurduğu tehditlerde ülkeyi ve rejimi antiemperyalizm masalıyla kollamak dışında lafı yok. Suriye Kürdistanındaki savaş ve işgâllere diyecek tek bir sözü yok, Mecliste önüne gelen savaş tezkerelerini onaylamakta rejim partileriyle yarışır halde. 

Dönüşümün taşıyıcısı HDP Türkiyelileşme önerisini 2015 seçimlerinde hayata geçirdi ve bütün olumsuzluklara rağmen 2018’de tekrar ederek siyasî alternatifin yegâne adresi konumuna geldi.

Selâhattin Demirtaş’ın 2014 ve 2018’de cumhurbaşkanı adaylıkları, siyasî duruşu, hitabeti ve HDP’nin hem genel hem yerel seçim başarıları Hareketin anamuhalefet özelliğini pekiştirdi. Ve doğal olarak HDP’yi ve Demirtaş’ı rejimin indinde günah keçisi konumuna getirdi. 

HDP’nin memleketin yegâne anamuhalefeti olmasının en sağlam kanıtı rejimin hedef tahtasına koyulmasıdır. Demirtaş’ın intikamı çağrıştıran esareti de hakeza Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısındaki en anlamlı ve en ciddî rakip olmasıdır. Rejimin HDP’ye karşı yürüttüğü harekâtın boyutları Cumhuriyet tarihinde benzersiz. 

HDP’li adayların kazandığı 3 büyükşehir, 5 il, 45 ilçe, 12 belde olmak üzere toplam 65 belediyede 6 başkana KHK’li oldukları gerekçesiyle mazbata verilmedi, 46’sına da kayyum atandı.

Hatırlayalım önceki yerel yasama döneminde DBP yönetiminde bulunan 102 belediyeden 96’sına kayyum atanmıştı. İçinde bulunduğumuz yasama döneminde Meclise gelen toplam 1101 fezlekenin 834’ü HDP’nin 58 milletvekili için hazırlandı, ikisinin vekilliği düşürüldü. 

19. yüzyıl ortasında Botan Emiri Bedirhan Bey’in merkezin sultası altına alınmasıyla ortaya çıkan fiilî durum, inişli çıkışlı olarak bugüne kadar geldi. Önce Kürdlerin nisbî siyasî otonomisi ortadan kaldırıldı, sonra Kürd olarak varlıkları inkâr edildi.

Bugün var oldukları yeniden kabûl görülse de siyaseten var olmaları artık açıkça reddediliyor. Sorun, gücü ellerinde tutanların 1910’lardan itibaren Sünnî Türk egemenliğini Sünnî Türk olmayanlarla paylaşmayı kesinlikle reddetmesiyle ortaya çıktı. Reddiye, katliam, zulüm ve dayatma ile sonuçlandı. Rejim artık Sri Lanka’da Tamillerin akıbetini Kürdlere uygulamakla meşgûl. Üstelik taarruz Türkiye ile sınırlı değil, Suriye’yi de kapsıyor.  

HDP’ye yönelik harekât, anamuhalefet özelliği nedeniyle Türkiye’nin siyasî alternatif ufkunu da yok ediyor. Büyük olasılıkla Haziran 2022 seçimlerinden önce kapatılması mümkün olan HDP’nin ortadan kalkmasıyla siyaset alanının tamamen tahkim edileceği bir döneme doğru hızla yol alıyor Türkiye. 

Hep söylenir, “Türkiye’de bir rejim sorunu olduğu kadar bir muhalefet sorunu vardır” denir. Bu gözlem memlekette siyasetin, HDP dışında, tek ses, tek vücut, tek din, tek dil, tek bayrak ve tek tabanca olduğunu söyler. 2023’e doğru Türkiye’nin görünümü, Türkeş’in demesiyle betondan.