• 8.02.2020 00:00
  • (2045)

 Kanaat önderleri, siyasetçiler, gazeteciler, kamuoyu yoklamacıları son seçimden bu yana erken seçim konuşuyor, hükümet adisyonları yapıyor, mâlum. Moraller, kamuoyu yoklamalarına göre yükseliyor veya düşüyor. Ama değişmeyen bir ezber var ki o da AKP-MHP dışında kalan partilerin muhalefet bloğu oluşturduğu, blok olamasalar da rejime muhalif siyasî duruşları temsil ettikleri, rejimi oluşturan koalisyonun seçimi kaybedince terk-i saltanat eyleyeceği.  

Sanal muhalefet bloğu üzerine çok yazıldı; sadece temenniler var, böyle bir blok yok. Eskiden de yoktu, gelecekte de olmayacak. HDP’nin dışlandığı bir blok olamayacağı gibi, diğer partilerin HDP ile işbirliği, kısa süreli seçim ittifakı dahî, basitçe im-kan-sız!

Zira bu partilerin varlık nedenlerinden biri ırsî Kürd karşıtlığı. Tek vatan, tek dil, tek bayrak, tek vesaire siperlerine binaen Kürdlerle hiçbir şekilde iktidar paylaşmamak. İktidarı paylaşmama takıntısı Kürdlerle de sınırlı değil tabii. Bu partilerin siyaset tasavvuru iktidara geldiklerinde elde ettikleri gücü kimseyle paylaşmama üzerine kuruludur. Bu Kürd olur, yerel talep sahipleri olur, herhangi bir toplumsal sorunda itiraz sahipleri olur, hak arayan herhangi bir toplumsal katman olur…  

Gelelim bu yapısal imkânsızlıkla bağlantılı olarak, muhalefet partilerinin diğer varlık nedenine, rejime muhalif siyasî duruşlarına. HDP dışında kalan partiler rejime ne ölçüde muhalif?   Ettikleri muhalefet sınırsız ve tavizsiz mi? Değil elbet. HDP dışında kalan partilerin istisnasız hepsi aynı siyasî akımın farklı sürümleri, tümü milliyetçi muhafazakâr; muhalefetlerinin sınırı da AKP-MHP ile birlikte dâhil oldukları siyasî aile kadar.  

Siz bakmayın yeni kazanılan belediyelerin kozmetik ilericiliklerine, ya da AKP-MHP’den türemiş nevzuhur muhalefetlerin ucuz salvolarına. Rejim o kadar sık ve o kadar çok hata yapıyor ki, bir ilkokul çocuğu dahî o kadarını görür. 

Özünde bu muhalefet memleketin en girift meselelerinde ve en başta, halkı histerik hâle getirip esir almış olan fetihçi dış politikada, kâh rejimin payandasıdırlar, kâh rejimden de rejimcidirler. En veciz örnekleri tezkere oylamalarındaki hevesleri, Doğu Akdeniz ve Ege’deki mesnetsiz hak talepleridir. 

Rejimin her konuda yerlerde sürünen uygulamalarına karşı, bırakın alternatif politika önerisini herhangi bir ciddî eleştiride bulunmaktan acizdirler. İstisna yok mu, var. Deva Partisi alternatif politika önerilerinde şimdilik yegâne ciddî siyasî oluşum gibi duruyor ama ne halkta karşılığı var ne de dolayısıyla herhangi bir ağırlığı.  

Bu partiler, üzülmek, kınamak, dalga geçmek, taş atmak, parmak sallamakla vakit öldürürler. Ağaçlarla uğraşmaktan ormanı göremezler. Rejimin adını dahî koymaktan geri dururlar. Faşist demek onurlarına dokunur. Bazıları hâlâ “bu yapılanlar demokratik bir ülkeye, AB’ye üye olma yolunda olan bir ülkeye yakışıyor mu” diye yakınırlar. 

Hiçbirinin, yerle bir edilmiş devlet kurumlarının nasıl ihya edilebilecekleri konusunda ne bir kelâmı ne bir çalışması vardır. Kurumsal harabeleri daima görmezden gelirler. Aralarında, sihirli değnek bir anayasa ile düze çıkılacağı inancını taşıyanlar bir haylidir. 

Ve son tahlilde bu partiler Erdoğan için kolay lokmalardır. Birincisi, CHP hariç hepsi, AKP-MHP’den türediği, ya da onlarla iltisaklı olduğu için suç ortaklıkları eskiye dayanır. Denildiği gibi, hiçbir şeyi unutmayan Erdoğanca haklarında biriktirilmiş dosyalar, kasetler her neyse, bunları ziyadesiyle kırılgan kılar. Çoğunun, özellikle 2019’a kadar rejimin parçası olan Babacan ve her türlü kire bulaşmış Davutoğlu’nun bir dosyalık canları vardır. 

Diğer taraftan hegemonik rejim bloğunun kapladığı alan dışında pek bir politika yapmak artık mümkün değil; siyaset alanı mendil kadar. Yasamanın hâli ortada, AKP-MHP bloğunun el kaldırıp el indirmesiyle yetinilen, muhalefetin hiçbir yasa veya soruşturma teklifinin kabul görmediği, yazılı soru önergesinin cevaplanmadığı kendini inkâr etmiş bir meclis var. Meclis dışında kalan siyasetin alanı son derece marjinal, toplumdaki karşılığı ise eser miktarda. İlâveten yakın tarihte sık yaşanan derin bir apolitizasyon, siyasetsizleşme topluma hâkim. Vurdumduymazlık bunun sonucu. Salgın nedeniyle can derdinde olmak da cabası. 

Bu veriler, milliyetçi muhafazakâr duruşun doğal erleri olan bu muhalifleri ikbal sirenlerine her daim duyarlı kılar. Atlayıverirler rejimin katarına elhamdülillah. Parti olarak veya münferiten. Süregelen zulme, yapılan devasa hatalara rağmen rejimin hâlâ alıcısının bol olduğunu da hatırda tutarak… 

AKP-MHP bloğu, Erdoğan’ın ve rejimin siyasî ömrüne beş yıl daha katmak için nizamî seçim tarihi Haziran 2023’ten en geç bir yıl önce erken seçim kararı almaya karar verirse bu seçime Erdoğan’ın başını çekeceği en geniş “millî koalisyon” ile girer. Oraya kadar gelmeden önce ve ihtiyaca göre, başta İyi Parti olmak üzere muhalefet, sanal muhalefet bloğuna değil gerçek iktidar bloğuna dâhil olma fıtrat ve fırsatına sahiptir. 

Eğer mukadder iktisadî çöküş siyaseti bambaşka ve bu sefer maalesef tamamen siyaset dışı bir mecraya sürüklemezse…