• 23.05.2021 18:08
  • (168)

Türkiye’nin kendi öznel durumu malum, Osmanlı İmparatorluğu sonrasında Türkiye Cumhuriyeti kurulurken dini referans alan bir yapıdan zorunlu laikleştirme politikaları uygulanan bir yapıya geçilmesi sonrasında bu coğrafyada yaşayan Müslüman dindar kesim için travmatik bir süreç yaşandı. Osmanlı İmparatorluğu’nun dini referans alan bir devlet olması aynı zamanda dinin, siyaset eliyle şekillenmesinde de etkili oldu. Dolayısıyla din ve siyaset, devlet yönetiminin doğası gereği iç içe geçti. Tüm bunların sonucunda maalesef Osmanlı’da da, laik cumhuriyet haline gelen Türkiye’de de “İslam düşüncesinin, Müslüman alimlerin çalışmalarının, İslam üzerine yapılması gereken ilmi ve entelektüel çalışmaların” tümünün önüne bir set çekildi, klasik ifadeyle ifade edecek olursam bir yanda içtihat kapısı kapatılırken, diğer yanda içtihat yapabilecek, dönemin şartlarına göre fıkıh üretebilecek alim yetiştiren kurumlar kapatıldı.  Bu gelişmelerin birçok nedeni olabilir ama en önemli neden, bu coğrafyada yaşayan herkesi devlete, yöneticilere itaat edecek, muhalefet etmeyecek bir şekle dönüştürme çabasıdır. Elbette o dönem için tercih edilen bu politikaları anlamak, anlaşılır bulmak mümkün zira biri dağılmakta olan bir imparatorluğu, toprağını korumaya çalışıyor, diğeri yine aynı şartlarda dağılan imparatorluğun sonrasında kalan coğrafyada var olma çabası veriyor, olumsuz sonuçları olsa da bu anlaşılabilir bir çaba… Bu, arka planda kaldığı düşünülen gelişmeler aslında arka planda kalmadı ve hatta tam aksi bugünümüzü şekillendirmeye devam ediyorlar. Ayrıca bu süreçlerin hepsi birer travmatik arka plan olmaya da devam ediyorlar… Bu travmalar o kadar derin ki bugün, yaklaşık bir asır sonra bile, bunun olumsuz etkileri hissediliyor.  Bugünden dünü yargılayıp, anakronik bir hata yaparak geçmişin muhasebesini yapmıyorum sadece sonuçları ile mücadele ettiğimiz bir sürecin sebeplerini izaha çalışıyorum. Dahası dün bu durum anlaşılırken, bugün geçmişe benzer şekilde yapılan bir takım icraatların anlaşılmaz olduğunu düşünüyorum.

Bu arada belirtmek isterim ki Türkiye’de din eğitimi, İmam Hatip Liseleri, İlahiyat ve İslami İlimler Fakülteleri ve hatta Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kurulmasının, bir dönem açılıp, bir dönem kapatılmasının uzun soluklu macerasına baktığımızda gördüğümüz şey, din sadece dindar kesim tarafından siyasete alet edilmedi aynı zamanda laik, seküler kesim de dini siyasete alet etme siyaseti güttü. Biri dini siyaset içinde içselleştirerek siyaset yaparken, diğeri dini dışsallaştırarak siyaset yaptı.

Bu girizgahı neden yaptım?

Bir süredir (2013’ta alınan kararla) Türkiye’de İlahiyat Fakülteleri, İslami İlimler Fakültesi’ne dönüştürülüyor. Bu dönüştürülme sırasında “değişen nedir?” diye sorulacak olursa… İlahiyat isminden de belli olduğu üzere ilah ile ilgili konuları kelam, felsefe gibi ilimleri bünyesine dahil eden bir öğretim müfredatı belirliyor. Ancak İslami İlimler’de bu derslerin ders sayısı az olmakla birlikte tefsir, hadis, fıkıh ilmiyle ilgili derslerin ders saati arttırılıyor.

Tefsir, hadis, fıkıh gibi ilimleri öğrenmede hiçbir sorun yok, sorun buraya ayrılan imtiyazın maalesef felsefe, sosyoloji, kelam gibi disiplinlerden kopartılarak buraya dahil edilmesinden kaynaklanıyor ve bir soru ortaya çıkıyor; neden?

Neden sorusuna verilecek birçok gerçek ya da suni cevap olabilir, o kısma takılmıyorum, merak ettiğim şey, bugün içinde yaşadığımız dünyada Müslümanların içlerinden olsun, dışlarından olsun Allah’a ve dine dair binlerce soru, sorgulama varken, deizm konusu özellikle gençler arasında yaygınlaşmışken, gerekli olan şey felsefenin de, kelamın da, sosyolojinin de, psikolojinin de ve hatta musikinin de içinde olduğu ilimlerde yoğunlaşıp, mevcut sorunlara ve sorulara cevap üretmekken bu alanları daraltmak niye?

Felsefi ya da deist görüşlerin, sorgulamaların felsefe, kelam gibi alanlardaki görüşlere muhatap olundukça ortaya çıktığını, bu alan daraltıldığında sorgulamaların, soruların önüne geçilebileceğini mi sanıyorsunuz ya da insanların dört duvar arasında yaşadığını, sadece mahallesindeki caminin imamıyla mı muhatap olduğunu sanıyorsunuz? Öyle değil, genç ya da ileri yaşta insan fark etmeksizin artık insanlar dünyanın ücra bir köşesindeki bir bilgiye saniyeler içinde ulaşıyor. Farklı görüşle muhatap olmanın bu kadar kolay olduğu bir dünyada eğer maksat din eğitimi vermek ise, din eğitiminin bir cuzu olan teoloji/ilahiyat/tanrı bilim gibi alanları kısıtlayarak nereye varabileceğiz?

Artık muhatap olduğumuz dini sorular, “şu kadar malım var, bunun ne kadarı zekat olacak ya da abdest nasıl alınırdan” fazlası… Misal; 50 yaşındaki bir insan da, 17 yaşında bir genç de dünyadaki kötülük sorununa dair bir cevap ararken, katılmasak da, “Allah iyi, Allah merhametli ama bu dünyada çok zulüm var, neden?” dediğinde bize ve öncekilere öğretildiği gibi “dünya imtihan dünyası, zulüm varsa faili Allah değil” demek gibi mümini tatmin eden ama gayet normal biçimde imanı konusunda sorgulama yaşayan kişiye cevap olmuyor. Var mı cevabımız, hamaset demiyorum, cevap diyorum… Ya da bu kadar materyalist bir hale gelmiş zihinlere, metafizik bir alan olan iman etmeyi nasıl anlatabileceğimize dair bir çaba var mı? Bu tarz soruları olanların önüne koyacak bir çalışmamız var mı? Yok… dahası yokken, olma imkanı olan kurumları neden farklı kurumlara çeviriyoruz…

Siyaseten, tarihsel olarak geçmişte birçok şey yaşanmış olabilir ancak hepsi bir şekilde geçmişte kalabiliyor ancak din gibi bir alan, insanın varlığına dair soruları, yaratıcıya dair merakı ve buna dair soruları ve sorunları ile durumlar geçmişte kalmıyor. İnsan var olduğundan beri bu ve buna benzer sorular soruyor, her dönem tümü cevaplanmasa da bu sorulara cevap aranıyor, bunu sadece Müslümanlar yaşamıyor örneğin Hristiyanlar da yaşıyor… ve artık günümüzde çok önemli ve gerekli ilim dalları olsa da, sadece tefsir ve fıkıhla cevap üretilmiyor…

Dinin, her kesim tarafından siyasete alet edilmesini tecrübe ettik ve bir hayrını görmediğimiz gibi zararını gördük. Bugünün dünyasında dini kapı dışarı etmek de, siyasi amaçlar için eğitim metodunu değiştirmek de bir fayda sağlamayacak… Siyaseten birçok şeyi sumen altı etmek mümkün, haksızlıkların üzeri örtülüyor, hukuksuzluklar destekleniyor tüm bunlara rağmen yine de fırsat bulup sorgulayabilen ya da soru sorabilenler çıkıyor ama bir şekilde hepsi susturuluyor çünkü bizde soran, sorgulayanlar sevilmiyor, itaat eden, biat eden kitleler oluşturulmak isteniyor. Kendisine itaat edecek kitleler oluşturmak isteyenler, itaat edecek bir hale getirmek istedikleri bireyleri eğitim yoluyla da bir forma sokmak istiyor ve bu pragmatik amaç için maalesef insanın en temel sorusuna, kendi varlığına ve yaratıcısının varlığına dair sorulara cevap üretmeye çalışan alanları da kendisine tabi kılmak istiyor. Tüm bu istekler ve amaçlar arasında bilmediği şey ise en başta kendilerinin, dizayn etmeye çalıştıkları dünya hakkındaki bilgilerinin çok eskide kalmış olması ve bu politikaların bugün artık bir karşılığının olmadığı… Ama doğru ya, bazıları deizm gibi bir problem olduğunun bile farkında değil, bu durum eğer gerçeğin üzerini örtmek, görmezden gelmekse bir miktar anlaşılabilir ama eğer görmezden gelme değil de içinde yaşanılan dünyadan bu denli kopuk olmaksa, zaten deizme, felsefeye gelene kadar daha büyük sorunlarımız var demektir.