Irkçılık genel olarak bir ırka yönelik ayrımcılık ve nefreti ifade eder. Zira kavramın yoğun olarak kullanıldığı dönemde Yahudilere, siyahlara ırkları nedeniyle yapılan ayrımcılık ifade edilmek istenmiştir. Ancak ilerleyen zamanla birlikte özellikle Soğuk Savaş sonrası Müslümanların “yeşil düşman” olarak hedef gösterilmesiyle bu kez ırkçılığın hedefi Müslümanlar olmuştur. 1960 ve 1970’ler sonrası genel olarak Doğu’dan Batı’ya iş gücü için giden “göçmenler” ırkçıların bir diğer hedef kitlesi haline gelmiştir. Ayrıca aile yaşamından iş hayatına kadar birçok alanda kadınlar cinsiyetçi ayrımcılığın mağduru haline gelmiştir. Yabancı düşmanlığı/zenofobi, ırkçılık, öteki düşmanlığı, İslamofobi, antiislamizm, antisemitizm ya da cinsiyetçilik olarak kavramsallaştıralım değişen bir şey yok… hepsi ırkçılık çatısı altındaki “yabancı düşmanlığını” ifade eden kavramlar. Genellikle, mültecilere, göçmenlere yönelik saldırılar, siyahlara yönelik ayrımcılık, kadınlara yönelik cinsiyetçi ve ayrımcı tutumlar, Müslümanlara karşı fobik yaklaşımlar farklı farklı başlıklar olarak ele alınsa da aslında hepsi aynı şeyi işaret ediyor: Yabancı düşmanlığı… Yani kendi grubuna dahil olmayan ya da itaat etmeyen kadına yönelik şiddet ve ayrımcılıkla, başörtüsü yasaklarını “kadın hakkı ihlali” olarak görmeyen anlayış aslında aynı. George Floyd’un boğazına basarak öldüren beyaz polis de aynı… Yahudileri diri diri yakanlar da aynı… Almanya’daki NSU Davası olarak bilinen, Türklere yönelik cinayetlerin failleri ve onları koruyan Almanya devlet yetkilileri aynı… Her gün farklı bir ifade ile Türkiye’deki Suriyelileri hedefe koyan kişiler aynı… Karısını çocuklarının önünde öldüresiye döven adam aynı… Bir adada Müslüman çocukları, camide ibadet eden Müslümanları otomatik silahlarla tarayanlar aynı… Kendi tetikçi kalemşörü olmayan kadın gazeteciye edebe muğayyir biçimde konuşanlar ve onları kollayanlar aynı… Irkçı ve hakaretperest karikatüristleri çizdikleri çirkin karikatürler nedeniyle öldürenler aynı… Hepsi aynı motivasyonla hareket eden ayrımcı, yabancı düşmanı figürler.


Bu utanılası figürlerin hepsi yaptıklarının gayrı meşru olduğunun, suç olduğunun gayet net bir biçimde farkında bu nedenle bu iğrenç fiillerinin utancını, oldukça onurlu bir tavırla örtmek için “ben vatanımı savundum, ben namusunu (namus elbette onların ifade ettiği şey değil) korudum, ben dinimi korudum, ben ülkemi korudum” gibi gerçek olmayan savunmalara yöneliyorlar. Çünkü ülke, din, namus korumak herhangi bir kişi ya da gruba saldırı ve ayrımcılıkla olmaz. Ülkeni korumak için daha üretken, daha örnek bir vatandaş olursun; sokağa çöp atmaz, işini iyi yapar, milliyetçilik adı altında bölücülük yapmazsın. Bir baba isen evlatlarının daha iyi bir birey olması için çalışır, onların gözü önünde annelerini öldürüp onları sorunlu bireyler haline getirmezsin. Kadın haklarını önemsiyorsan, senin yanındaki kadına yapılan hakaretleri cezalandırıp, senin yanında olmayan kadınlara yönelik hakaretleri cesaretlendirmezsin. Slogan atmazsın, dizini kırıp çalışırsın. Ülkeni sevmek ülkendeki göçmenler ve mültecilere karşı ırkçılık yapmakla olmaz, ülkendeki vatandaşlar için ülkeni daha yaşanılabilir bir hale getirmekle olur. Gençlerin ülkeden kaçmasını önlemekle olur, vatandaşlarına ırkçı motivasyonlar ile yabancı düşmanlığı aşılayarak onları birer paranoyak haline getirerek, öfkelerini besleyerek değil. Devlet gibi vatandaşına karşı koruma sorumluluğu olan bir yapı olarak canileri, katilleri, saldırganları koruyup kollayarak değil onları cezalandırarak ülkeni korursun. Ya da vatandaşının konuştuğu dilleri görmezden gelmeyerek... Ya da başka yanlış tutumu olan, ırkçılığın yaygın olduğu ülkelerdeki yanlış uygulamaları “onlar da yapıyorlar” diye örnek göstererek değil. Dinini güzel bir insan, güzel bir Müslüman olarak korursun, güya din adına olduğunu iddia ettiğin, masum sivilleri hedef aldığın terör saldırıları ile değil. Terör örgütleri ile moral destek de almayacakları şekilde mücadele edersin, gerçek suç üzerinden şeffaf ve adil yargılamalar yaparak, suçu olmayanı, suçu olanla aynı torbaya atarak değil. Ülkeyi sevmek, dinini sevmek yaşadığın coğrafyanın insanlarını yabancı da olsalar, yerli de olsalar dinleyerek olur; bağırarak, slogan atarak, tehdit ederek, düşmanlık ekerek, parmak sallayarak değil!

Yabancı-öteki düşmanlığı tek bir dine, tek bir ülkeye, tek bir ırka, tek bir millete, tek bir cinsiyete, tek bir renge has değil. Erkek egemen anlayış için öteki/yabancı olan kadınlar. Siyasi kaygılar ile milliyetçiliği körükleyerek ırkçılığı yükseltenler için öteki olan, yabancı olan kendisine aidiyet beslemeyen kitleler. Fobikler için öteki olan, yabancı olan Yahudiler ve Müslümanlar. Radikaller için kendi ifadeleriyle “kafir” dedikleri kesimler. Beyaz ırkçılar için siyahlar… Yerel ırkçılar için mülteciler ve göçmenler… Oysa itaat etmesi, gel denince gelmesi, git denince gitmesi beklenen, düşman ilan edilerek ayrımcılığa maruz bırakılanlar, senin ırkçı ülkende kalkınmanın sebebi olan, iş gücünden faydalandığın siyahlar ve göçmenler, seni doğuran annen, seninle hayatı paylaşan, çocuklarını doğuran yetiştiren eşin, savaştan kaçmak zorunda kalmış olan sana sığınmış insan, senin peygamberini saldırıdan kaçmak zorunda kaldığında himaye eden dinden olan kişi, ülkesindeki siyasi baskıdan kaçmak zorunda kalan sığınmacı, ülkende taş üstüne taş koyan vatandaşın -ki onun her tür güvenliği yönetici olanın boynunadır-, senin için kurtuluş mücadelesi verdiğin savaşta seninle birlikte vatanı için savaşan halk.

Birileri çıkıp size kendi ikbali için bir halkın tümden terörist olduğunu söylüyor ve o halka karşı kin duyuyorsunuz. Birileri çıkıp size iş gücüne ihtiyacınız olduğunu söylüyor, yabancıları ülkenize alıyorsunuz sonra işiniz bitince onların maddi yük olduğu söyleniyor ve gitmeleri gerektiğini ifade ediyorsunuz. Sizin gibi giyinmediği için ve inanmadığı için insanların sizinle eşit olmadığını söyleyenlere itaat ediyor ve haksızlıkları alenen destekliyorsunuz. Birileri çıkıp Müslüman ülkelerden gelenlerin ülkeye alınmaması gerektiğini yasalaştırıyor, bunu destekliyorsunuz sonra yasalaşmış bu kanun sonrası ülkenizdeki palazlanmış ırkçıların kongre basmasına şaşırıyorsunuz. Birileri çıkıp size öldürülen bir kadın için “kim bilir ne yaptı” mantığı sunuyor ve siz buna ikna olup kadın cinayetlerini makul görebiliyorsunuz. Daha binlerce örnek… Sonra siz ruhsal olarak huzursuz, öfkeli, nefret dolu, suç işlemeye meyilli, hatta suç işlemiş ve hapiste gün sayarken o birileri her tür iktidar alanında yetkin olmanın keyfini sürüyor. Siz ülkenizi, dininizi, ailenizi koruduğunuzu zannederken aslında sadece bir grup yönetici erki koruyor, o erkin kendi ikbali için ortaya attığı her tür yabancı düşmanı tavrı ve uygulamayı uygularken tüm hayatınızı ve eğer inanıyorsanız ahretinizi heba ederken, onlar yeni düşmanlar üretiyor, siz ise yabancı diyerek kendinizden olan herkesi ve her şeyi dışlayarak kendinize, varlığınıza dair en büyük yabancılaşmayı yaşarken en sonunda kendiniz de kendinizi yabancı haline getirerek kendinizin düşmanı haline geliyorsunuz.