Kürt meselesi, sadece Türkiye’nin, Irak’ın ya da Suriye’nin değil neredeyse tüm Orta Doğu’nun meselesi. Ve bu mesele terör meselesiyle yer yer çakıştığı için ayrıca bölgeye sürekli olarak ABD öncülüğünde Batı merkezli güçler müdahale ettiği için ve bölgedeki ülkelerin yönetimleri sorun çözücü politikaları tam anlamıyla uygulamadığı için çözüm yolları oldukça dolambaçlı bir hale gelmiş bir mesele…


Bölgede bir yandan reel güvenlik endişelerine göre adım atılmaya çalışılırken diğer yandan ise PKK ve terör meselesi, bazı ülkelerin dış politika kartı olarak kullanıldığı için, PKK, YPG ve türevi örgütlere neredeyse sınırsız silah verildiği için sorun çözümsüz olmak yanında çatışma üzerinden ilerliyor.

Güvenlik politikaları nedeniyle Türkiye, PKK’ya karşı sınır ötesi operasyonlar düzenliyor zira PKK, Türkiye’ye karşı ülke içinden değil ülke dışından desteklenen, korunan bir örgüt. Bu gerçeğe Suriye’deki PKK uzantıları da eklenince Türkiye’nin sınırları konusundaki endişeleri artıyor.

ABD’nin cumhuriyetçi başkanlarının da, demokrat başkanlarının da dahil olmak üzere Kürtler üzerinden bölgede uyguladıkları yanlış politikalar, İran ve Irak Savaşı sırasında hem Irak hem de İran’a silah vermeleri gibi skandallar, Irak işgali sonrasında Irak’ı İran’ın sızabileceği bir hale getirerek sorumsuzca çekilmeye başlamaları, IŞİD’le mücadele bahanesiyle YPG ve onun çatısı altındaki grupları silahlandırması, bölgede sorun çözücü bir aktör olan Barzanilerin gücünü sınırlayıp, terör örgütü PKK gibi örgütleri desteklemesi sonrası, ki bu yaklaşık 50 yıl gibi bir sürece tekabül ediyor, Kürt sorunu çözümlenmediği gibi, sürekli vaatlerle kandırılan sivil Kürtlerin kaderi de terör örgütlerine terk edildi.

Yine IŞİD bahanesi ile aslında IŞİD’den çok da bir farkı olmayan Haşdi Şabi güçleri, İran’ın kendisi için en büyük tehlike olduğunu iddia eden ABD tarafından Irak’ın başına musallat edildi, bu sayede İran’ın Irak’a nüfuz etme politikalarının resmen önü açıldı.

Suriye’de Türkiye’yi sınırlamak için, Esed ve Putin tarafından da yer yer fırsat verilen YPG/PKK gibi örgütler, Rusya, Suriye, İran üçgeninde son olarak İran’ın desteğini alırken, Türkiye’deki bazı yorumcular, akıl almaz biçimde Türkiye’nin, İran ve Rusya ile ittifak halinde olması gerektiğini savundu. Bu savunmalar olurken, Irak’ta etkisini arttıran Haşdi Şabi, PKK ile bir takım anlaşmalar yapıyordu.

Aslında çok yakın zamanda yukarıda ifade ettiklerimin aksini gösteren gelişmeler de olmuştu; IŞİD’e karşı peşmerge ile birlikte hareket eden PKK, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ve PKK arasında süregelen gerilimin azalmasını sağlamıştı. Dahası Haşdi Şabi ve PKK çatısı altındaki YPŞ arasında çatışmalar yaşanmıştı. Ancak bundan birkaç yıl sonra PKK, Kürt Yönetimine karşı bu kez Haşdi Şabi ile birlikte hareket etti. Diğer bir deyişle İran’la, Irak Kürdistan Yönetimi’ne karşı birlikte hareket etti.

PKK, YPG gibi silahlı örgütler, Kürtler konusunda Batı tarafından her geçen gün etkin aktörler haline getirilmeye çalışılıyor. Aynı zamanda PKK ve unsurları Irak Kürt Bölgesel Yönetimi gibi meşru yapılara karşı saldırılar gerçekleştiriyor. PKK, IKBY’ye saldırıları sırasında Haşdi Şabi ve İran destekli örgütlerden destek alıyor. Bunun sonucunda Türkiye’nin güvenlik endişeleri derinleşirken, Irak’ın zaten pamuk ipliğine bağlı olan istikrarı zarar görüyor. IKBY ve Irak yönetimi arasında sağlanmaya çalışılan yakınlık tehlikeye atılıyor ve İran’ın Irak üzerindeki nüfuzu artıyor.

Mezhep kartını iç sorunlarının üzerini örtmek için kullanan ve dış politikalarının rutin haritası haline getiren İran, diğer yandan Fars milliyetçiliğinin yoğun olduğu bir yer… Buna bağlı olarak Kürtler konusunda kendi politikalarında sık sık Kürtlere karşı cephe alan İran, Suriye ve Irak’taki nüfuzunu arttırmak için PKK, YPG gibi terör örgütleri ile birlikte hareket ederek kendi yayılmacı politikaları için bölgedeki bıçak sırtı sorunları çok tehlikeli biçimde kaşıyor. IŞİD bahanesiyle meşrulaştırılan Haşdi Şabi gibi örgütler, Irak’ın başına musallat olmuşken, aynı çizgide/terörü bir yöntem olarak gören PKK ve unsurları Irak’ın istikrara kavuşmasının önündeki en büyük engeli oluşturuyor. Biden yönetimiyle birlikte nükleer anlaşmaya geri dönülebileceğinin sinyallerinin verildiği şu günlerde, her fırsatta bölgede gerilim ve çatışma üzerinden yayılan İran, bölgenin güvenliğini çok kutuplu bir biçimde tehdit ederken, bölgedeki gerilimin mevcut halinden daha çetrefilli bir hale gelmesinin garantörü olsa da kendisine göz yumulan bir dönemde bölge için ve özellikle Kürtler için en ciddi tehlikelerden biri olma yolunda hızla ilerliyor.