• 16.02.2021 00:00
  • (976)

 İnsanlara yönelik işkencelerden en ağırı sanıyorum sevdiklerine, ailelerine zarar vermektir. Bir diğer yönüyle ailelerine ulaşmalarının, yaşayıp yaşamadıklarının ya da ne halde olduklarının bilgisine ulaşmalarını engellemektir. Bazılarının bir takım hesaplar nedeniyle görmezden geldiği, bazılarının kabul edilemeyecek şekilde terörist ilan ettiği Doğu Türkistanlıların, Çin tarafından maruz bırakıldığı işkencelerden tüm dünyada gündem olması ve Çin’e tepki verilmesi nedeniyle haberdarız. Ancak Çin gibi birçok ülkeyi ekonomik olarak kendisine bağlamış, diktatörlük yöntemleriyle yönetilen kapalı ülkeleri, insanlık dışı uygulamalardan alıkoyacak bir güç yok, dahası Çin, “egemenliğe müdahale iddiası ve inkar” üzerinden kendisine gelen tepkileri gölgelemeye çalışıyor bir yandan da birçok ülkede kendi adına yerleştirdiği casusların, Çin lehine açıklamalar yapması için mesai harcıyor.


Çin’in şöyle bir yöntemi var; birçok ülkeden, farklı konumdaki kişileri Çin’e davet ediyor. Bu davet sırasında güya Doğu Türkistanlılara yönelik zulmün olmadığını gösterecek… Önce en gelişmiş bölgelerini, teknoloji harikası olan merkezlerini gezdiriyor. Öyle ya, bu kadar gelişmiş bir ülkede “insan hakları ihlali olamaz” dedirtmeye çalışıyor. Bu göz boyama sırasında kendi istediğiniz gibi herhangi bir yere gidemiyorsunuz, sadece Çinli yetkililerin gösterdiği güzergah dahiline Çin’i görebiliyorsunuz. Bazen uzaktan siluet halinde görülen Doğu Türkistanlıların yerleştirildiği kampları görmek istediğinizde yüksek tonda bir ret cevabı alıyorsunuz. Çinli olmadığı halde Çin’de yaşarken Çin aleyhine konuşmaya korkan insanların sessizliğinden, ret cevabına muhalefet edilememesinin nedenlerini de anlayabilirsiniz.

Çin’in Doğu Türkistanlıları hapsettiği toplama kamplarında sistematik tecavüz ve işkence var, kadınlar zorla kısırlaştırılıyor, insanlar zorunlu olarak çalıştırılıyor, hiçbir insani güvenlik mefhumuna sahip değiller, toplama kampı hapishanelerinin içinde hapishaneler var, dışarıyla hiçbir irtibatları yok… Çin, tüm dünyanın gözleri önünde sistematik olarak bu insan hakları ihlallerine uzun zamandır devam ediyor. Ülkenin bir kısmında, sınır ülkelerle yaptığı anlaşmalarla, sınırlardaki sıkı güvenlik önlemleriyle Doğu Türkistanlıların Çin’den kaçıp, yaşadıklarını dünyaya anlatma imkanı neredeyse yok denecek kadar az. Çin’den kaçabilenlerin de maalesef aileleri, yakınları ile görüşme imkanı yok. Çin üretimi cep telefonları Uygurları tanımak için yüz tanıma uygulaması bile geliştirmiş durumda… Çin’den kaçabilenler ise kaçtıkları ülkelerde takip altında ve Çin baskısı ile iade edilmeleri isteniyor.

Dünyada dış politikasını mazlumun yanında olmak, iç siyasetini ise milliyetçilik üzerinden şekillendiren çok sayıda ülke olduğunu sanmıyorum. Bu konuda en iddialı ülkelerden biri Türkiye… el hak, mazlumun yanında olduğuna defalarca şahit olmuşuzdur. Sadece Türkiye’deki iktidar değil, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşları da mazlumun yanında olmayı başarmışlardır. Ancak maalesef mesele Çin ve Doğu Türkistanlılar olunca, mazlumun yanında olmak, milliyetçilik mefhumu üzerinden Doğu Türkistanlılara el uzatmak rafa kalkıyor. Sanki bu işkenceler hiç yaşanmıyormuş gibi sessiz kalınıyor. Normalde sivil ve bağımsız olması gereken sivil toplum kuruluşları da devlete angaje oldukları için Doğu Türkistan konusuna gerektiği şekilde destek vermiyor. Dahası sadece ailelerinden haber alabilmek için Çin konsolosluğu önünde insani bir şekilde eylem yapan insanların eylem yapmasına bile izin verilmiyor, konsolosluğa yaklaştırılmıyorlar.

Diğer yandan Uygurların uğradığı sistematik işkenceleri olması gerektiği gibi dile getirenler, sivil toplum kuruluşu üyeleri, gazeteciler, siyasetçiler bu meseleyi muhalefet için araçsallaştırmakla itham ediliyor. Bu yetmiyor bir de ABD yanlısı olmakla itham ediliyor. Hem de Çin’e sessiz kalanlar ve aleni şekilde Çin’in destekçisi olanlar tarafından…

Dünyanın birçok ülkesinde sivil insanlara, gazetecilere, muhalif siyasetçilere sistematik baskı uygulanıyor. Birçok ülke bu baskılara insan hakları temelinden tepki veriyor. Bazı ülkeler ve hatta çoğunluğu işine geldiği gibi davranıyor ve bazı baskılara sessiz kalırken, bazı baskılara bir takım çıkarlar için tepki veriyor. Yani hemen hemen hiçbir ülke için adil bir şekilde insan hakları ihlallerinin tümüne tepki verdiklerini, ihlalleri yapan ülkelere yaptırım uyguladıklarını söyleyemeyiz. Birleşmiş Milletler dahi, “Koruma Sorumluluğu” kuralı gereğini tam olarak yerine getirmiyor, bir ülkede vatandaşlara devlet tarafından hak ihlalleri uygulandığında bu kuralı bazı ülkelerde uyguluyor, bazen “egemenlik haklarına saldırı” diyerek rafa kaldırıyor. Ancak daha önce de belirttiğim gibi genellikle insan hakları ihlalleri ile gündeme gelen ülkeler, sürekli olarak mazlum yanlılığı ve milliyetçiliğini öne çıkaran politikaların uygulayıcısı olduğunu iddia etmiyor.

Bir ülkede ekonomiden, demokrasiye kadar birçok alanda sorunlar olabilir. Böyle bir ülkede bazı dengeler adına bir takım hesaplar yapılabilir, katılmamakla birlikte bu anlaşılabilir bir durum. Ancak en insani durumlardan biri olan “ailelerine ulaşmak için eylem yapan insanlar” engellenmez. Ve eğer engelleniyorlarsa onlara destek verenler emperyalist olmakla itham edilmez. Çünkü sessiz kalınan ve hatta desteklenen Çin’in bugünün dünyasında Uygurlara yaptığının, dünün sömürgeci ve emperyalist ülkelerin yaptığı insanlık dışı uygulamalardan bir farkı yoktur. Emperyalizm karşıtı olduğunu iddia edenlere, emperyalist diye karşı olduğunu iddia ettikleri ülkelerde değil Çin’de zorunlu ve insanlık dışı çalıştırma uygulamaları olduğunu ve bu ülkelerin tepki olarak Çin’den bazı ihraçları durdurduğunu, o ülkede Çin’in hak ihlallerine tepki veren eylemcilerin polis müdahalesi olmadan eylem yapabildiklerini de hatırlatırız. Bu nedenle Çin’i sessizce izleyenlerin, Uygurlar konusunda ve birçok insan hakları ihlalleri konusunda her daim tepki verenlere emperyalist, Batı uşağı vesaire demeden önce nasıl bir anlayışa hizmet ettiklerini en azından bir kez daha gözden geçirmesi gerekiyor, çünkü karşınızdaki insanlar, sadece aylardır toplama kamplarında tutulan ve haber alamadıkları ailelerinden haber almak istiyor, bu dünyanın en haklı ve en insani talebi.