• 6.08.2020 00:00
  • (1482)

 Uluslararası ilişkiler ve uluslararası ilişkilerde güvenlik konusu birçok güvenlik uzmanı tarafından alanın ABD sosyal bilimine döndürüldüğü nedeniyle eleştirilir. Özellikle Avrupalı akademisyenler, güvenlik konusunun Soğuk Savaş sonrasında ABD’nin kurmak istediği “yeni dünya düzeni” ve onun navigasyonu sayılan küreselleşme ile birlikte ABD’nin dış politikasına hizmet etmek amacıyla şekillendirildiğini iddia eder. Örneğin, Soğuk Savaş’ın sonuna kadar güvenlik, devlet merkezli ve tehdidin sürekli olarak dışarından geleceğini kabul eden realist ve neo-realist merkezli ele alınırken, Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Kopenhag Ekolü’nün güvenlik konusuna “çevre, ekonomi, cinsiyet, insan hakları” gibi konuları eklemeyi öneren görüşleri, ABD’nin dış politika aparatı olmakla eleştirilirler. Zira buradaki hedef, yeni konularla güvenliğe yönelik riskleri azaltmak değil, ABD’nin  hegemonyasını devam ettirebilmesi için, güvenlik bahanesiyle küreselleşme politikalarını hayata geçirmek için imkan oluşturmaktır. Zaten kısa süre sonra Körfez Savaşı sırasında zarar gören petrol kuyularının korunması, imarı ABD’li şirketlere verilmiştir. Bugün Suriye’de buna benzer bir durum yaşanıyor…


ABD, Sezar Yasası ile Esed Rejimi’ni savaş suçları nedeniyle cezalandıracaklarını söylüyor ancak Esed orada kaldığı müddetçe bu pek inandırıcı değil. ABD, yasa ile Rusya, İran ve Çin gibi ülkelerle birlikte Esed’i ekonomik anlamda zora sokmayı planlıyor ancak yasanın maksadı bununla sınırlı değil. Yasa Rojava’yı kapsamıyor. Zaten geçtiğimiz haftalarda Sezar Yasası ortaya çıktığında birçok yorum yasanın Rojava’nın muaf tutulmasının ABD’nin SDG ve ona bağlı yapılara yönelik desteği olarak yorumlamıştı.

ABD’nin Sezar Yasası gündemi oluşturmasıyla birlikte Suriye Kürt Ulusal Konseyi (ENKS) ve Kürt Ulusal Birliği Partileri (PYNK) arasında bir anlaşma yapılmıştı. Bu da yasanın aslında Rojava yönetimine destek adımlarının bir parçası maksadı da taşıdığının göstergesi. Hatırlarsanız ABD, Irak’ı yasal sınırlar üzerinden bölmese de farklı yönetimlere ayırarak bölmüştü, bugün Suriye’de yaptığının da bundan farklı bir yanı yok. Bunun sonucunda hem Suriye içinde hem de Suriye dışında bölgenin istikrarsızlığının devam edeceği politikaların yürürlüğe girmeye başladığı ortada…

ABD’nin Suriye Savaşı’nın üçüncü yılına kadar Suriyeli Muhalifleri oyalayıp, bu dönemden sonra terör grupları ile de bağlantılı olan yapıları, SDG (Suriye Demokratik Güçleri) ve ona bağlı grupları desteklediği bilinen bir durum. Her ne kadar Trump yönetimi Suriye’den çekilmek istediğini söylese de bunu yapmadığı gibi eskisinden daha güçlü bir şekilde Kürt gruplara destek veriyor. Elbette Kürt gruplara verilen destek, Kürtler için istikrar öngörmediği gibi bilakis istikrarsızlıkları derinleştirme amacı güdüyor. Bunun demosunu Irak’ta gördükten sonra Suriye’de uygulanmasından bir hayır beklemek ayrıca ahmaklık olur.
“ABD’li petrol şirketi SDG ile petrol anlaşması imzaladı, Washington SDG’yi siyasi olarak tanıdı mı?”

Şarku’l Avsat’ta yayımlanan habere göre;
 ABD’li Senatör Lindsey Graham, SDG’den Mazlum Kobani ile görüştüklerini ve Kobani’nin kendilerine ABD’li bir şirket ile petrol anlaşması imzaladıklarını ifade ettiğini,  Graham’ın ise bu anlaşmaların bölgede herkese yardım etmek için iyi bir yol olduğunu söylüyor.

Bu adımın Suriye’de ”yasadışı”  petrol üzerinden zengin olan ve kısa süre önce Suriye’deki göstermelik seçimle Meclis’e sokulan Hüsam Katırcı gibi kişilerin önünün kesilmesi de hedefleniyor. (Geçen hafta bu köşede konuyu ele almıştım;  Suriye’de çok ortaklı göstermelik seçim)

Sezar Yasası her ne kadar İran, Rusya, Çin ve Esed Rejimi’ni ekonomik amaçlı zorlama gibi dursa da ve her ne kadar insan hakları üzerinden yola çıkıldığı söylense de, güvenlik bahanesi ile ekonomik olarak ABD’ye yarayacak politikaların uygulanmaya koyulması yönünde bir profil çiziyor. Dahası Esed’in 21. yüzyılda Hitler’i aratmayacak boyutta yaptığı katliamlar sonrası kendi bölgesinde hala kalıyor olmasını engellemiyor. Suriye’yi ve bölgeyi Irak’a benzer bir istikrarsızlık içine iterken, ABD’nin sınırlarından yüzlerce kilometre uzakta kalan bir bölgeden kazançlı çıkmasının kapılarını aralıyor. Dahası, sivil Kürtler için bir istikbal vaad etmediği gibi terörle iltisaklı grupların meşrulaştırılmasının yolunu açıyor. Biz bu filmi, bugünlerde İran’ın kendi lehine müdahale ederek iyice istikrarsızlaştırdığı ve ABD’nin taş üstünde taş bırakmadığı Irak’ta görmüştük, halen izlemeye devam ediyoruz. Suriye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan, Suriye ve komşularını daha derin istikrarsızlık ve güvenlik problemlerine sürükleyen bu anlaşmanın zararlarını bölgenin sakinleri olarak daha fazla hissedeceğimiz günlerin yakın olduğunu görmek için müneccim olmanıza gerek yok. Şöyle göz ucuyla Irak’a bakmanız yeterli; savaştan yıllar sonra bile normale dönememiş Irak’a…