• 20.07.2020 00:00
  • (1500)

 Yazdığınızda ya da konuştuğunuzda eğer konu geniş kitleleri ilgilendiriyorsa ve o kitlelerle ilgili bir problemi dile getirecekseniz kitlenin tümünü hedef alamazsınız. Zira bu tutum probleme dikkat çekmek değil sadece itham etmek olur ki bu da eğer hakkı ve sabrı tavsiye etmek maksadınız varsa bu maksadınızın hakka girmekle sonuçlanmasına neden olur.


Müslümanların tüm dünya üzerindeki hallerini yazmak elbette mümkün değil çünkü meseleyi dünya boyutunda ele alırsanız içinden çıkamazsınız. Ancak Müslümanların nerede olduğu fark etmeksizin iktidar ile imtihanına bakmak gibi daha net görülebilen hallerine odaklanırsanız meseleleri görmek konusunda daha başarılı olabilirsiniz. Eğer iktidarla imtihanını kaybetmiş yığınlara bakıp canınız yanmıyorsa, o zaman buyurun bu yazı tam size göre…

Müslümanların dini tercihlerini yaşamak (başörtüsü yasağı, kamu personeline namaz kılma imkanı vermemek, ticarette adil katılımdan mahrum bırakmak, İslamofobik ve anti-İslamist tavırlara maruz bırakmak, ayrımcılık ve ırkçılık yapmak gibi…) konusunda çok ciddi problemleri vardı, bazılarının halen var. Ancak görünürde de olsa bu problemler kısmen çözüldü. Ancak bu problemin çözülmüş olmasının bir iyileştirme olduğunu değil de tamamıyla Allah’ın rızası boyutunda her gerekliliğin yerine getirildiği gibi kabul edenler var. Daha açık ifade edecek olursam; sanki Asr-ı Saadet’e kavuşulduğuna dair bir zan var. Oysa dini eğitim veren liselerin sayısının artması, cami inşa etmek, yöneticiler arasında “Müslüman dindar” olduğu düşünülen kişilerin olması gibi birkaç fazlaca görünür değişim, tamamıyla Allah’ın rızası ölçüsünde bir düzen kurulduğunu göstermez.

Müslümanların bir kesiminin iktidar olmakla dünya imtihanını kazandıkları zannı öyle yanıltıcı ki, Allah’ın kendilerine emrettiği her şeyi yerine getirdiklerini zannediyorlar. Dahası iktidarda olanların yaptığı birkaç olumlu tavrı kendileri yapmışçasına, Allah’a olan borç üzerlerinden düşmüşçesine bir rahatlık içerisindeler. Bu hal dile gelmese de Hz. Musa’ya “Biz savaşamayız, senin verdiğin nimetler içerisinde rahattayız, git Rabbinle birlikte sen savaş” diyenlerin durumu gibi bir durum.

İktidar nimetleri içindeki sefahat öyle yanıltıcı ki, nimet içinde ve sefahat halindeki yığınların tek gündemi, iktidar olmak, iktidarın devamını sağlamak, çoğunlukla maddi unsurlardan oluşan dünya nimetlerinin devamlılığını sağlamak. Yani keyfiniz biraz yerine gelince iman, cihat… ne varsa hepsi unutuluyor. Bu hal biraz da Tebük Seferi’ne mazereti olmadığı halde katılmayanları hali gibi bir hal.

İktidar ve toplum arasındaki ilişki her zaman hiyerarşik bir formda değil, bu aslında aşağıdan yukarıya ve yukarıdan aşağıya devam eden bir karşılıklı ilişki… Yani iktidarda/yukarıda bir bozulma varsa bizlere/Müslümanlara; Müslümanlarda/bizlerde bir bozulma varsa iktidara/yukarıya yansıyor. Bu karşılıklı bozulma sürecinde birbirimize hakkı ve sabrı tavsiye edecek imkan bulamıyoruz. Çünkü artık bize sadece gücü ve iktidarı işaret eden bir algımız var, bunun dışında hiçbir şey hedefimizde değil. Daha açık ifade edeyim; ırkçılık hortlamış, adaletsizlik kol geziyor, liyakatsizlik furyası almış başını gitmiş, torpil sıradanlaşmış… bunların hepsine kulaklar kapalı çünkü kendi içimizde Allah’a karşı sorumluluklarımızın hepsini yerini getirdiğimizden emin olduğumuz zannıyla kuşanmış durumdayız. Ve tekrar ifade ediyorum ki; bu durumda bize hakkı ve sabrı, adaleti, amel-i salihi tavsiye edecek kimse yok çünkü onlar Allah’ı hatırlatarak vicdanların kendini sigaya çekmesini hatırlatıp “sefahat içindeki rahatı bozdukları için” tasfiye edildiler. Artık etrafınız size sadece doğru, en doğru olduğunuzu söyleyenlerle doldu ya da hataları göremeyecek kadar gözlerin perdelendiği bir mertebeye varıldı.

Dünyayı çok anıyoruz, Allah’ın ise çok az… ama gariptir ki Allah’ı en fazla andığımız zamanlarda olduğumuzu sanıyoruz. Öyle olunca, şeytandan bir cuz olan ırkçılık ve onun çeşitli versiyonlarını İslam ile karıştırıp, bunu İslam gibi sunuyoruz. Adaletsizlik “biz gidersek başkaları gelir” diyerek örtülüyor.  Rüşvet, adam kayırma ve liyakatsizlik “devir böyle, herkes yapıyor” diyerek meşrulaştırılıyor. Ve hala bunları Allah rızası için yaptığını söyleyenlerin savunmaları az sayıdaki itirazı da susturuyor. Nasıl tepe taklak olunduysa artık şu durumda hakkı ve sabrı tavsiye edenler fitne olmakla itham edilerek susturuluyor buna rağmen her gün ama her gün Allah’ın çokça anıldığı iddia ediliyor.

Kendinize biraz daha yakından bakın, gerçekten Allah’ı olması gerektiği gibi anıyor musunuz? Yoksa “Allah’ı unuttuğu için Allah’ın da kendilerine, kendilerini unutturdukları” gibi mi olundu?  Bunun cevabı bende ya da başka bir yerde değil, bunun cevabı herkes için kendi içinde… Sadece şunu söyleyebilirim, dünya bu kadar çok ama Allah bu kadar az anılmasaydı ve etrafta bize Allah’ı hatırlatacakların sayısı gittikçe azalmasaydı emin olun bu kadar Allah’ın rızasından uzak bir pozisyonda olunmazdı. Herkes kendi kendisinin kurtarıcısı ancak bir diğerinden de sorumlu, kurtuluş isteyen iktidar olmanın, gücün ipine sımsıkı sarılmak yerine kendisine Allah’ı hatırlatacak ne varsa onu arayıp, bulup ona sımsıkı sarılmak zorunda, aksi halde kurtuluş mümkün değil. Benden hatırlatması, hem kendime, hem okuyanlara…