• 13.01.2020 00:00
  • (355)

 İran’ın sekter/mezhepçi politikaları, Beşşar Esed’in aynı doğrultuda yaptığı katliamlar, Rusya’nın kendi yayılmacılığı ile bu iki ülkenin bu tip politikalarına destek vermesini haliyle eleştirdiğinizde karşınıza, Rusya, İran ve Esed’in anti-emperyalist olması, daha net ifadeyle ABD karşıtı olması nedeniyle, “haklı oldukları” savunması çıkar. Bu savunmalar bazen mezhepçi tutumları örtmek için araçsallaştırılır. Bazen Rus yayılmacılığını örtmek için Rusya’nın anti-emperyalist olduğu iddiası ortaya atılır. Hatta bazen terör örgütlerine sadece Batı’nın destek verdiği uzun uzun anlatılır, ancak misal PKK’ya, İran, Suriye ve Rusya’nın verdiği destekten bahsedilmez.


O halde, Rusya’nın, İran ve Suriye’ye verdiği destek ve onlardan da aldığı desteğiyle de sürdürdüğü yayılmacılığa şöyle bir bakalım, denildiği gibi anti-emperyalistler mi?

Emperyalizm, en basit ifadeyle bir devletin/ulusun, başka devletler/uluslar üzerinde kendi amaçları için etkili olma, hatta tahakküm kurma, yönetme arzusu vesaire şeklinde ifade edilebilir. Emperyalizm ve sömürgecilik (kolonyalizm) kavramları sık sık birbirlerinin yerine kullanılır ancak aynı şey değildir. Sömürgecilik eski ve yeni olarak ikiye ayrılır. Eski/klasik kolonyalizm, bir ülkenin, başka bir ülkenin topraklarında dilediği gibi tasarrufta bulunması, zenginliklerini sömürmesi olarak ifade edilebilir. Yeni kolonyalizm ise aslında emperyalizme daha yakın bir durumdur; güçlü bir ülkenin, başka bir ülkenin ekonomik, toplumsal hatta siyasi anlamda tüm sahip olduklarına dilediği gibi nüfuz etmesidir ve kapitalizm ile de bağlantılıdır. Kapitalizm, emperyalizmin ekonomik yönünü temsil eder. Nihayetinde, bu kavramlar arasında farklar olsa da bu kavramlar, güçlülerin güçsüzleri istismar ettiği, sömürdüğü, bunu bazen aleni şekilde bazen ise örtülü şekilde yaptığı tarihsel olarak dönüşüm geçirmiş, birbirlerinin öncülü/zemini ya da sonucu olmuş kavramlardır.

16’ncı yüzyıldan itibaren Batı’da ortaya çıkmış, Sanayi Devrimi ile alakalı sömürgecilik, emperyalizm, kapitalizm gibi olgular elbette Batılıdır. Ancak Rusya, Çin ve İran’ı a içine alan Avrasya çizgisi de bu kavramların yabancısı değildir, bu olgulardan muaf değildir. 1917 Bolşevik Devrimi ile Rusya’da Çarlık Rejiminin yıkıldığını, Lenin, Stalin dönemlerinin Rusya’yı farklı bir çizgiye çektiğini, Soğuk Savaş’la Rusya’nın, kapitalizm ve ABD karşıtı politikalarla dünyanın farklı bir ekonomik tarzını temsil ettiğini düşünen varsa, 1990’larda Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle anti-emperyalist arzunun kaybettiğini, Rusya ve Avrasya çizgisinin bu amaçlardan uzaklaştığını hatırlatmak isterim. Ayrıca, Rusya önderliğindeki Avrasyacılığın da Müslümanlar, İslam ülkeleri arasında İran ve Esed rejimini Truva atı gibi kullanarak kendi emperyalist arzularını hayata geçirmek için yarıştığını hatırlatmak isterim. Yani, Rusya ne bildiğimiz anlamda anti-emperyalist, ne de ezilen halkların yanında… Kendilerine özgü kapitalizm biçimleri ile bir çeşit kapitalist ekonominin parçası olmuş durumdalar ve uzanabilecekleri ülkelerde de kendi emperyalist siyasetlerini, yine ekonomi yoluyla hayata geçirmeye çalışıyorlar. Bunu yaparken de İslam ülkeleri içerisinde Şii-Sünni ayrımından faydalanıp, İran ve Suriye gibi “anti-emperyalizm” kılıfı ile yayılmacılık yapmaya çalışan ülkelerden faydalanıyorlar.

Batılı kapitalist düzenin kendi ekonomik düzenini dayatması ile Rus ve Çin tipi ekonomik düzenin, sömürünün dayatılması arasında bir fark yok; iki düzen de çatışma, savaş, silah satışı, teröre destek, diğer ülkeleri kendine bağımlı kılma, daha güçsüz ülkelerin risklerin beslenme konusunda Batılı emperyalist, kapitalist sistemin düzeneğinin aynısını uyguluyor. Durum böyle iken hangi anti-emperyalizmden bahsediliyor?

Rusçu/Avrasyacı emperyalizmi daha iyi görebilmek için örneklere kısaca bir bakalım… 1979’da Afganistan’ı işgal ederken bu işgaldeki Rus emperyalizmini, sivil Kürtlerle bağı her gün daha fazla kopan PKK’nın elindeki silahların Rus yapımı çıkmasını, Rusya’nın bugün dünyada en fazla sivil katliamı yapan Esed rejimine verdiği silah ve savaş desteğini, ABD ile güya çatıştığını iddia eden, ancak Süleymani’nin ABD tarafından öldürülmesi sonrasında bile ABD’ye ancak göstermelik tepki verebilen İran’a olan desteğini,  gözümüze baka baka en büyük arzusu olan Akdeniz’e inmeyi, Esed ve İran sayesinde başarmasını hangi anti-emperyalist tutumla açıklayabiliriz?

Daha düne kadar PKK’ya topraklarında barınma ve silah desteği veren İran ve Suriye Rejimi’nin bu tavrını hangi anti-emperyalist argümanla açıklayabiliriz?

Çin’in birçok ülkeye ödeyemeyeceklerini bildiği halde kredi vermesi ve sonrasında kredi verdiği ülkelerdeki mallara konmasını hangi anti-emperyalist argümanla açıklayabiliriz? Uygurlara yönelik şiddet, bastırma, asimilasyon politikalarını…

Rusya’nın daha dün Çeçenistan’da sivillere yönelik katliamlarını…

Rusya’nın Kırım’ı ilhak etmesini ve hatta Tatarca yayın yapan televizyon kanallarının lisansını iptal etmesini…

Neo-Avrasyacı Dugin ideolojisinin, NATO üyesi Türkiye’yi Avrasya hattına çekme politikalarının bugün yavaş yavaş uygulanmasını… Bundan beklentinin sadece Türkiye’yi değil Türkiye’nin potansiyel etkisi olabilen Türki cumhuriyetleri de kendi çizgilerine çekme politikası olduğunu…

Tüm bunları hangi anti-emperyalist argümanla açıklayabiliriz? Açıklayamayız çünkü bu bahsettiğim reel örnekler, Rusya yayılmacılığının, emperyalizminin birer örneğidir.

Yanlış anlaşılmasın, Batı merkezli kapitalist, küresel, emperyalist sistemi savunmuyorum, savunmak da mümkün değil. Ancak Batılı emperyalizmden üslup ve amaç açısından hiçbir farkı olmayan, Rusya, Çin ve İran’ın başını çektiği Avrasyacı emperyalizmin de yıkıcı etkileri olduğundan bahsediyorum. Ve Süleymani gibi İran yayılmacılığının askeri kilit isminin ardından gözyaşı dökerek, anti-emperyalist masallar anlatanlara Rusya, Çin, İran ve Esed’in de en az Batı emperyalizminin yıkıcılığı kadar yıkıcılık potansiyeli taşıdığını, bu hikayelere karınların tok olduğunu hatırlatıyorum.