• 25.06.2021 07:22
  • (247)

Türkiye kamuoyunun Sezgin Baran Korkmaz (SBK) ismine gerçek manada dikkat kesilmesinin miladı 6 Haziran 2021 oldu diyebiliriz. Çete lideri Sedat Peker’in dokuzuncu ifşaat-şov videosunda İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun kirli çamaşırlarını ortaya dökme gailesiyle ortaya attığı iddianın vahim olmakla beraber benim gibi SBK dosyasını yakından takip etmeye çalışanlar açısından ‘yok artık’ duygusu yaratacak bir gelişme olmadığını daha önce yazdım. Kara para aklama ve dolandırıcılık suçlarından hem ABD hem de Türkiye’de kaçak konumunda olan ‘Yetenekli Bay Baran’ için devlet içindeki çeşitli odakların son altı yedi yıldır nasıl kendilerini siper ettiğini farklı kaynaklardan çok defalar dinlemişliğim var. Kendisinin yargı mensuplarıyla fotoğrafları yavaştan ortaya dökülmeye başladı, gerisi de gelecektir. SBK kayırmacılığı piramidi tam olarak nereye kadar çıkıyor sorusunu yanıtlayacak somut deliller henüz ortada yok. Maalesef zat-ı muhteremin geçen hafta sonu Avusturya’da tutuklanmasının ardından hakikatlere ulaşma ihtimalimizin zayıflamış olabileceğini düşünüyorum.

Hayatını cebren ve hileyle cebini doldurmanın yanı sıra ünlülerle süslenmiş bir fotoğraf albümü kurgulamaya adayan Yetenekli Bay Baran kendini kurtarmak için o albümdeki isimleri işine yarayacağını düşündüğü takdirde aslanların önüne atabilir elbette. Ancak onun ölçeğindeki bir nitelikli dolandırıcının hangi konuda doğru, hangi konuda yalan söylediğini tespit etmek hayli güç olacaktır.

Bundan sonra neler yaşanabileceğini analiz edebilmek için sondan başa doğru gitmek lazım.

SBK’nın 19 Haziran’da Avusturya’da tutuklandığını avukatlarının Twitter mesajı sayesinde öğrendik. Tutuklama ABD’nin talebi üzerine gerçekleşmiş, hatta rivayet o ki operasyon için Amerikalı yetkililer iki hafta öncesinden Avusturya’ya gelmiş ve yerel makamlarla iş birliği içinde SBK’yı takip etmişti. Washington, ABD Hazinesi’ni hayalî biyoyakıt kaçakçılığı yaparak en az 511 milyon dolar dolandırdıklarını itiraf eden ve halen cezaevinde olan Kingston Kardeşler’in parasını Türkiye ve Lüksemburg’da kurduğu şirketler vasıtasıyla aklamakla suçlanan Sezgin Baran Korkmaz’ın Utah eyaletindeki Salt Lake Bölge mahkemesinde yargılanabilmesi için iadesini talep etmişti. ABD Adalet Bakanlığı’nın 22 Haziran’da yaptığı yazılı açıklamaya göre SBK hakkındaki dava 28 Nisan’da “gizli” ibaresiyle açılmıştı. Sedat Peker’in 6 Haziran’daki videosunun ardından irtibat kurduğu gazetecilere “ABD’de aranmıyorum bile” diyen SBK yaş tahtaya mı basmıştı, yoksa hakkındaki gizli iddianameden haberi vardı da yine rol mü kesiyordu?

Bu arada SBK’nın Türkiye’de 9 diğer sanıkla birlikte yargılandığı ‘mal varlığı değerini aklama’ davasının ilk duruşmasının görüldüğü 17 Mayıs'ta mahkeme SBK için tutuklama kararı vermişti. Türk yetkililer de SBK’nın yakalanması için kırmızı bülten çıkartıldığını söylüyordu. Ancak Türk istihbarat kurumlarının SBK hakkındaki tahkikat noktasında ABD’nin çok gerisinde olduğu 19 Haziran itibarıyla tescillendi.

Türk devleti ancak SBK ABD’nin talebiyle Avusturya makamları tarafından tutuklandıktan sonra devreye girdi. Onu da AKP hükümetinin siyasi atamalarından olan Viyana Büyükelçisi Ozan Ceyhun’un 21 Haziran’da TRT’ye yaptığı açıklamadan öğrendik. Büyükelçi Ozan Ceyhun Dışişleri Bakanlığı’ndan talimatla iade talebini gerekli eklerle 20 Haziran’da Avusturya Dışişleri’ne sunduklarını söylüyordu. Ancak Ankara’nın konuya ilişkin suskunluğu devam etti. Diplomatik kaynaklarım bu satırları kaleme aldığım 22 Haziran akşam saatleri itibarıyla Türkiye’nin iade için resmî prosedürü tamamlamadığını söylediler. Belli ki Ankara’da süreci tıkayan birileri ya da bir şeyler var. Ankara önümüzdeki günlerde iade dosyasını tamam etse dahi ABD tüm ağırlığıyla SBK’yı almak için bastıracaktır.

Sezgin Baran Korkmaz 1993-1995 yılları arasında CIA Direktörü olarak görev yapan James Woolsey ile görülüyor.

Çıplak gözle bakıldığında SBK’nın 225 yılla yargılandığı ABD yerine 5 yılla yargılandığı Türkiye’ye iade edilmeyi istemesinden daha doğal bir şey olamaz gibi duruyor. Ancak Yetenekli Bay Baran gibi eski bir CIA direktörünün lobi şirketini Türkiye lehine çalışsın diye kiralama teşebbüsünde bulunan, Ankara ile Washington arasında son yirmi yılın en büyük siyasi krizlerinden birine dönüşen Amerikalı din adamı Andrew Brunson’ın serbest bırakılması için topa girme hevesinde olan bir adamın ‘büyük düşün’ mottosu ile yaşadığı bir vaka. Dolayısıyla da uzun vadeli çıkarları gereği ABD tarafından yakalanmayı daha ehvenişer bulmuş olabilir mi? Bu soruya ‘daha neler’ yanıtını verecek olanlar önden buyursun. Zira epey bir süredir ‘daha neler neler’in tam göbeğinde yaşatılıyoruz.

Şunu da hatırlatmakta fayda var; Reza Zarrab ABD’de tutuklandığında dolandırıcılık, kara para aklama, banka işlemlerinde sahtekarlık suçları gerekçe gösterilerek toplam 130 yıla kadar hapsi istenmişti. Zarrab, suçunu kabul edip savcılıkla iş birliğine gittiği için hapis yatmaktan kurtuldu. Kuvvetle muhtemeldir ki sonbahara ertelenen Halkbank davasının ilk duruşmasında Zarrab yeniden tanık koltuğunda karşımıza çıkacak. Zarrab 2017’deki Hakan Atilla davasındaki tanıklığı sırasında Erdoğan hükümetinin aktif görevdeki isimlerle kendi ilişkisini ve bu isimlerin ABD’nin İran yaptırımlarını by-pass etmek için kurdukları sisteme en tepeden onayın kimden geldiğinden neredeyse hiç bahsetmemişti. New York Güney Bölge savcıları da mahkeme salonundaki sorgusunda Zarrab’ın bizzat Erdoğan’ın kapalı çemberindeki isimlerden talimat alıp almadığına ilişkin neredeyse tek soru sormamışlardı. Savcılıkla Zarrab arasında tuhaf bir danışıklı dövüş görüntüsü vardı. O dönemde mahkeme salonunda tanık olduğumuz bu durumu danıştığım hukukçular “Ya aslan payını başka bir iddianameye saklıyorlar ya da egemen dokunulmazlık ilkesi gereği başka bir ülke devlet başkanının isminin geçirilmesi noktasında dikkatli davranıyorlar” yorumu yapmışlardı. 

Zarrab vakasıyla SBK vakasını esas üzerinden kıyaslamak yanlış olacaktır. Nihayetinde Zarrab davası olarak başlayıp Atilla davası olarak nihayetlenen davanın ABD’nin İran’a aldığı siyasi pozisyon gereği tek taraflı ilan ettiği yaptırımların delinmesiyle ilgili olduğundan siyasi bir boyutu olduğu pekâlâ söylenebilir. Ancak SBK davası normalde içine bir Türk vatandaşının da karıştığı bir kara para aklama davası olarak kalabilirdi…tabii eğer işe Türk devlet yetkilileri karışmasaydı!

Utah Savcılığı’nın hazırladığı iddianamede Korkmaz’ın haklarında soruşturma başlatılan Kingston kardeşlere kod ismi ‘büyükbaba’ olan bir hükümet yetkilisiyle olan sağlam ilişkileri nedeniyle onları koruyacağı yönünde mesajlar gönderdiği iddiası da var. İddianamede sözü geçen ‘büyükbaba’nın eski bir Amerikan hükümet yetkilisi olduğu anlaşılıyor. Sadece bu iddia bile Amerikan istihbarat kurumlarının SBK’yı izlemeye alması için yeterli bir gerekçe olabilir.

Aylardır Yetenekli Bay Baran’ı takip ettikleri – ve muhtemeldir ki dinledikleri – ortaya çıkan Amerikan istihbaratının Sedat Peker tarafından ortaya atılan iddiaları bizzat kendilerinin doğrulamış ya da çürütmüş olduğunu varsaymak gerekiyor. Mesela Sedat Peker’in “İçişleri Bakanı, Organize Suçlar Daire Başkanı'nı telefonla arayıp hakkında 6 aydır dosya hazırlanan adamı İçişleri Bakanlığı'na çağırıyor ve görüşüyor, yurt dışına çıkmasını söylüyor. 5 Aralık'ta Sezgin Baran Korkmaz İçişleri Bakanlığı'na geldi mi, kamera kayıtlarını çıkarın” şeklindeki iddiasına dair hakikate Amerikan istihbaratının vakıf olmadığını düşünmek saflık olur.

Avusturya makamları tarafından ABD’ye iade edilmesi durumunda sorgusunda tüm bu iddialar SBK’ya yöneltilecektir. Hatta kapalı kapılar ardında Peker’in “Süleyman buna 'Senin hakkında tahkikat yapıldı, yurt dışına çık. Yukarının haberi var, bu alacağın olan parayı da sil, sorun çıkacak' diyor. Yukarısı dediği de Tayyip abi” şeklindeki sözleri de sorulacaktır. Savcılık kamuoyuna neyin ne kadar yansıtılacağına ise Yetenekli Bay Baran’ın paylaşacağı sırların derinliğine göre karar verebilir. Aynı Zarrab vakasında olduğu gibi.

Tüm bu risklere rağmen Erdoğan hükümeti SBK’nın Türkiye’ye iadesini içerde almak zorunda kalacakları zor siyasi kararlar nedeniyle istemiyor olabilir mi?