Çok geç kaldık, çok...

  • 19.01.2023 13:21

Duymayan, bilmeyen, görmeyen kalmadı değil mi? Hrant Dink cinayeti bir devlet cinayetidir.

Bazı günler, tarihler veya olaylar vardır ki mıh gibi çakılı kalır hafızanızda. 19 Ocak, öylesi günlerden biri. 19 Ocak 2007, öylesi tarihlerden biri. O gün Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in katledilmesi, öylesi “olaylardan” biri...
 
O gün Ferhat Tunç’un ofisinde muhtemelen memleket meseleleri, memleketin gidişatı ve belki de o sene yapılacak seçimler üzerine konuşuyorduk. İnsan hafızası ilginç: O güne dair her detayı hatırlıyorum da o uğursuz haberi nereden, nasıl duyduk, onu hatırlamıyorum. Ferhat dedi, “Hrant Dink’i vurmuşlar!
 
Nicedir ölüm tehditleri alıyordu. Nicedir hedef gösteriliyordu. Nicedir “Türklüğü aşağılamak” suçlamalarıyla hakkında peş peşe davalar açılıyordu. Nicedir, “Türklüğü aşağılamak” iddiasıyla yargılanıyor olmaktan utanç duyduğunu söylüyordu. Nicedir sesini duymuyordu kimseler. Nicedir... Söylemeye dilim varmıyor ama yargılandığı mahkeme salonlarında, açık açık hakaretler, tehditler savuran faşistler kadar bile kalabalık değildik onun yanında... Söylemeye dilim varmıyor ama katline ferman çıkaranlar değil sadece, adeta herkes biliyordu; Hrant’ı vuracaklar...
 
Oysa, o gün Agos’taki yazısında, “Bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz” diye yazmıştı; “Evet kendimi bir güvercinin ruh tedirginliği içinde görebilirim, ama biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz.”
 
İnsan iyi niyetli, temiz kalpli oldu muydu bazı insanların kötü de olabileceği ihtimalini görmek, bilmek, düşünmek istemiyor işte...
 
O haberi alınca Taksim’den Şişli’ye, Agos’un bulunduğu binanın önüne nasıl koştuk, bilemiyorum... Bir an önce orada olmalıydık. Bir an önce orada olursak Hrant kurtulacaktı sanki, vurulduğu yerden ayağa kalkacak, “Tam zamanında yetiştiniz arkadaşlar” diyecekti, “iyiyim, ölmedim daha” diyecekti... Oysa orada kaldırımın üzerinde uzanmış yatıyordu cansız bedeni... Çok, ama çok geç kalmıştık...
 
Haberi duyan koşup gelmişti aynı duyguyla ve sonrasında aynı hayal kırıklığıyla omuzları çökmüştü; geç kaldık, çok geç kaldık...
 
Orada kısa sürede yüzler, binler olduk. Sonrasında Taksim’e yürüdük, daha da çoğaldık. “Hepimiz Hrant’ız! Hepimiz Ermeni’yiz!” sloganı orada ortaya çıktı; yüz yıllık hüznün ağırlığıydı haykırılan...
 
22 Ocak günü kaldırılan cenazesine onbinlerce insan katıldı; her dinden, inançtan, her görüşten, her renkten... Geç kalmış olmanın hüznü ile...
 
“Türklüğü aşağılamak” diye bir suç ve ceza maddesi icat edenlere daha güçlü itiraz etmekte geç kaldık mesela. Hiçbir etnik kimlik, dil, kültür, diğerlerinden üstün de değildir aşağı ya da “aşağılık” da. Hrant bunu anlatmak için çırpınıp dururken yanında daha çok durmalıydık...
 
Ermeni düşmanı, halk düşmanı, insanlık düşmanı ırkçı faşist çevreler Hrant’ı hedef tahtasına oturttuklarında, savurdukları tehditleri ciddiye almalıydık mesela. Devlete güvenecek değildik. Gerekirse Agos’un kapısında gece gündüz nöbet tutmalıydık. O ölünce değil yaşarken “Hepimiz Ermeniyiz! Hepimiz Hrantız!” demeye cesaret etmeliydik...
 
Hrant’ın katline ferman çıkarıp peşine tetikçiler salanlara, “Ne çok arkadaşı varmış bunun” dedirtebilmeliydik mesela. Kim bilir belki de ona siper oluşumuzdan çekinirlerdi...
 
Ne var ki “belki” demek de “keşke” diye hayıflanmak da Hrant’ı geri getirmeyecek; zamanı geriye çevirmeyi başaramayacağız.
 
Ama eşitlik, demokrasi, barış ve adalet için Hrant kadar cesur ve dirençli olmamız mümkün. Geçmiş zamanı başka türlü yaşamamız imkansız, ama geleceğimizi sahiplenmemiz mümkün. Bunun için herkesin kendi şartları içinde yapabileceği şeyler mutlaka vardır, olmalıdır.
 
***
 
Duymayan, bilmeyen, görmeyen kalmadı değil mi? Hrant Dink cinayeti bir devlet cinayetidir. Herkes bilir; yakın tarihimizdeki bütün siyasi suikastlerle dolaylı ya da doğrudan “bazı” devlet birimlerinin eli, kolu, ilgisi, irtibatı veya “iltisakı” vardır. Ama hiçbiri Hrant Dink cinayeti kadar devletin neredeyse bütün “güvenlik” ve “istihbarat” birimlerinin doğrudan ve direkt iz bırakmakta tereddüt etmediği, bayraklı fotoğraflarla da adeta üstlenmekten geri durmadığı bir cinayet değildir. Katledilen bir Ermenidir ve üstlenmekte de beis yoktur dercesine!
 
“Ama onlar Fetöcüymüş?” demek bu gerçeği değiştirmez. Kimin neci olup olmadığını alelade yurttaşlar olarak biz bilemeyiz. Bildiğimiz ve olan şey, bu cinayetin göstere göstere, adım adım, ilgili “güvenlik” ve “istihbarat” birimlerinin gözetim ve denetiminde gerçekleştirildiğidir. Bayraklı fotoğraflar ve “eğme kafanı lan, sen kahraman Türk evladısın” övgüleri eşliğinde kamuoyu ve mahkeme önüne atılan bir grup tetikçi ve yandaşları için “örgüt değil, milliyetçi hisleri galeyana gelmiş kankalar işte” bile denildi. Bu çok bildik manipülasyon kimseye inandırıcı gelmeyince hazır hamisi oldukları cemaat de “fetö” olunca, bir grup asker, polis, istihbaratçı, muhbir de işin içine dahil edildi. Mevcut haliyle dava biraz “örgüte” benzedi ama hala asıl “örgüt” bütün uzuvlarıyla teşhis ve tespit edilmiyor. Söz konusu “devletin ali çıkarları” ve “bekaası” olunca, adaletin sınırları oraya çiziliyor kalınca... “Hrant mı ‘bekaa’ sorunuydu?” diye de sormayın isteniyor...
 
Oysa biz zaten çok geç kaldık. Hrant’ı öldürdüler. Adalet istemekten de vazgeçersek, hiç değilse adalet istemekten, varsa vicdanımız eğer, onun ağırlığı altında kalırız, insanlığımızı ayaklar altına alıp çiğnemiş, “aşağılamış” oluruz... Bunu elbette yapmayacağız!
 
***
 
Her 19 Ocak, 2007 yılından beridir Hrant Dink günüdür. Hrant Dink’i anmak, o gün bugündür bir adalet istiyoruz mücadelesidir...
 
Bugün 19 Ocak, aynı saatte aynı yerde...

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.