• 24.12.2020 00:00
  • (2949)

 Gazete Duvar’da geçen hafta yazdığım “Oyunun Teorisi” başlıklı yazıda basketbol ile futbol arasındaki geçişkenlikler ve bu geçişkenliklerin teorik boyutu üzerinde durmuş ve bu hafta için Anadolu Efes basketboluyla, Galatasaray futbolu arasında olası olası teorik ilişki üzerine bir yazı yazmaya söz vermiştim. Bunu baştan söylememin bir nedeni de, okura söz vererek kendimi bağlamak idi. Çünkü kafamda bazı fikirler olmasına rağmen, bunu bir yazı haline getirmek hiç de kolay değildi. Ayrıca bu sözden sonra Anadolu Efes’in Eurolig’de, Galatasaray’ın Süper Lig'de haftayı yenilgiyle kapamaları bu işi daha da zorlaştırıyordu.

Belki de yazıya öncelikle Ergin Ataman ile Fatih Terim’i karşılaştırarak başlamak anlamlı olabilir çünkü bu takımların oyun karakterlerini onlardan bağımsız olarak ele almak hiç de kolay değil. Her ikisi de nevi şahsına münhasır denebilecek bir kişilik yapısına sahipler. Ve bu özellik takımlarının oyununa da bir şekilde yansıyor. Hırslı, iddialı, aşırı özgüvenli ve kaybetmeye pek tahammülü olmayan kişilik yapıları büyük ölçüde takımlarının özelliği olarak da gözüküyor. Bu aşırı özgüven bazen önemli kayıplara da neden olabiliyor. Hatta bazı maçlarda asgari muhakeme yapmaya engel teşkil edebiliyor. Kontrolü kaybedebiliyorlar. Ancak genel toplamda oyunu kurmadaki iddiaları ve takımı yönetme becerileri bu tür eksiklikleri aşan artılar kazandırıyor. Ayrıca her ikisi de sadece birer koç ya da teknik direktör değiller, aynı zamanda dâhil oldukları oyunun kamuoyunda hegemonik figürleri. Bu yönleriyle de kolaylıkla ilgili kamuoyunu yönlendirmede ve takımlarına artılar kazandırmada oldukça başarılılar.

Ergin Ataman ile Fatih Terim’in takımlarında her zaman oyun planı özel yetenekli oyuncuları da gözeten bir yapı göstermiştir. Yani takımın genel bir oyun planı vardır ve bu plan genelde önde oynama, hücum, sahayı enine ve boyuna maksimum kullanma üzerine kuruludur. Ancak saha içinde bazı oyuncuların özel yetenekleri bu oyunun işlevselleşmesinde önemli rol oynar. Bu bazen bir oyuncu kurucudur, bazen bir 10 numaradır, bazen hızlı bir açıktır, bazen şutu olan bir uzundur. Ayrıca koçun ya da teknik direktörün oyun sahasında devamı olan bu tip oyuncular şefin karakterinin sahaya yansımasına vesile olurlar. Böylece şef sahadadır sanki, aslında kenarda olsa bile. Her iki şefin de saha kenarında fazla dinamik, hatta fazla agresif bir profil çizmeleri, sık sık ihtar almaları ve oyun dışına gönderilmelerinin nedeni budur. Çünkü bu da oyun stratejisine dâhildir.

Anadolu Efes’in son kadrosunun oyun çekirdeği 4 tane 1-2-3 numara oynayabilecek kısanın dinamizmine dayanır. Bunlar Larkin, Micic, Simon ve Beaubois’dır. Bu 4 oyuncudan her zaman en az ikisi, en fazla üçü sahadadır. Bu oyuncuların ortak özelliği, hepsinin dripling yeteneği yüksek, kolaylıkla adam eksiltebilen, direk potaya yönelebilen ve aynı zamanda üç sayı tehdidi yüksek oyuncular olmasıdır. Basketbol 5 oyuncuyla oynandığı için adam eksiltmenin marjinal faydası futbola göre daha yüksektir. Beşe dört hücum imkânı bir kez elde edildiğinde oyunun sayıyla tamamlanma olasılığı inanılmaz yüksektir. Direkt sayı, faul alma, asist ve elbette 2 veya 3 sayı mukadder hale gelir. Rakip savunma oyuncuları yardıma gelmezlerse, adam eksilten oyuncu şut veya turnikeyle sayısını alabilir. Rakip savunmacılar yardıma geldiklerinde ise top elinde olan oyuncuya inanılmaz asist imkânları doğar. Pota altındaki uzundan, üç sayı çizgisinin dışında bekleyen ve savunmacısı merkezi kapatmaya gitmiş şutöre kadar seçenekler boldur. Buradaki en önemli mesele, atış girişimlerinin mümkün olan en çoğunun boş atış şeklinde gerçekleşmesini sağlamaktır.

Futbol oyununda ise elbette mesele biraz farklıdır çünkü öncelikle saha çok daha geniştir, sahada 11 oyuncu vardır ve hücum 24 saniyeyle sınırlı değildir. Ancak örneğin adam eksiltmenin sağlayacağı imkânlar benzerdir. Dripling ve pas üzerinden boş oyuncuyu bulma ve mümkün olduğunca bunu rakip ceza alanına kadar taşıma oyunun genel ilkesidir. Bu açıdan bakıldığında Galatasaray’ın son maçlardaki 4-1-4-1 dizilişinin ortadaki 1-4’ünü oluşturan Taylan, Emre Kılınç, Feghouli, Emre Akbaba, Oğulcan’ın işlevlerini Anadolu Efes’in adlarını saydığım oyuncuların işlevleriyle karşılaştırılabilir buluyorum. Taylan sadece bir kesici değil, kısa ve uzun pas görüşü ve yeteneği iyi. Sol iç Emre Kılınç ve sağ iç Feghouli sol ve sağ açık bir kültürden geliyorlar. Hem adam eksiltme yetenekleri hem de uzun pas, orta ve şut kapasiteleri gayet iyi. Sol ve sağ açık gibi görünen Emre Akbaba ve Oğulcan ise kolaylıkla içe kat edebiliyorlar ve rakip ceza sahasında forveti çoğaltabiliyorlar. Aynı zamanda sol ve sağ içle yer değiştirebiliyorlar. Bu esnek oyun genel planla oyuncu inisiyatifinin iyi dengelenmesini içeriyor. Tıpkı Anadolu Efes’in oyun planında olduğu gibi. Bu noktada basketbolla futbol arasında pozisyonel birçok benzerlik görülebilir. Ben sadece birini hatırlatayım: Adam eksilten Anadolu Efes kısasının potaya yönelerek oluşturduğu tehdide karşı rakip savunma oyuncularının yardıma gelmesiyle boş olarak üç sayısı çizgisinde bekleyen şutöre yapılan pasla, defans arkasına sarkmış bir Galatasaray bekinin orta sahadan akıp gelen oyuncuların önüne rakip ceza sahası yayına doğru topu çıkarması birbirine benzemiyor mu?

Anadolu Efes ile Galatasaray’ın oyunlarının sadece ofansif artıları değil aynı zamanda defansif zaafları da birbirine benziyor. Anadolu Efes’in yaratıcı kısalarının defansif özellikleri zaten muhteşem değil. Ancak Ergin Ataman bu oyunun sürekliliği açısından onları bir şekilde ikna etmişti bu zarurete. Ancak Covid karantinası ya da sakatlık dönüşü fizik güç açısından düşüş yaşayınca ve aynı nedenlerle takım derinliği de azalınca bu oyuncuların hücum ve müdafaayı aynı performansla sürdürebilmeleri zorlaştı ve seri yenilgiler gelmeye başladı. Galatasaray ise adını saydığım beş oyuncudan örneğin son Karagümrük maçında istediği verimi alamadı. Karagümrük sert, dirençli orta saha oyuncularıyla Galatasaray’ın yukarıda ofansif artlarını sıraladığım oyuncuların özellikle de sol ve sağ iç için defansif eksileri açığa çıkardı. Taylan tek başına bu açıkları kapatamadı. Ayrıca Covid dönüşü fizik gücü yetersiz olan Saracchi ile ona yeterince desteğe gelmeyen Emre Akbaba’nın bulunduğu Galatasaray’ın sol kanadını Karagümrük çok iyi işledi.

Kısacası oyuna yeterince teorik ve işlevler üzerinden bakabildiğimizde basketbol ve futbol sandığımızda çok daha fazla birbirine benziyor olabilir. Bu nedenle, her iki oyunun aktörlerinin birbirlerinden öğrenecekleri çok şey var hâlâ. Örneğin, yakında basketbol koçlarının yanında staj yapan futbol yardımcı teknik direktörleri görürsek şaşırmayalım.

*Bu yazıdaki bazı fikirlere katkısı için değerli dostum Melih Şabanoğlu’na teşekkür ediyorum.