• 10.12.2020 00:00
  • (1910)

 Bu yazıyı okumaya başlayan okurlardan küçük bir ricam var: Bu yazıdan önce Gazete Duvar’da son iki hafta içinde yazdığım “Bir başkadır sınıfın simyası” ve “Bir başkadır Meryem’in başörtüsü” yazılarını da okusunlar. Böylece bu yazıdaki içerikle ilişki kurmak daha kolay olacaktır.

Evet, aslında üç haftadır “Bir Başkadır” dizisi bağlamında genelde ve Türkiye’de sınıf meselesini tartışmaya çalışıyorum. Bunun temel nedeni de açıkçası bu dizi hakkında takip etmeye çalıştığım birçok yorumda bu meseleye pek değinilmemiş olması. Yorumların önemli bir kısmı genelde Türkiye’nin çok derin kazılmış birkaç asırlık politik mevzileri üzerinden yeniden pozisyon alma şeklinde tezahür ediyor. Bu kutupsallık dizide örneğin Meryem ile Peri arasındaki ilişki ya da mesafe üzerinden alegorize edilebiliyor. Bu kutupsallığı dindarlık/laiklik çatışması şeklinde görülebilecek bir tür teoloji-politik çerçevede ya da şehirli-eğitimli/taşralı-eğitimsiz çatışması şeklinde tezahür edebilecek bir tür kültür-politik kapsamda ele alabiliriz.

Türkiye’nin politik kutupsallaşmasını ağırlıklı olarak bu iki eksen belirliyor uzun yıllardır. Bu aslında bir ölçüde Tanzimat’tan beri varolan bir kutupsallaşma ekseni. Ancak son dönemde bu eksen mevcut iktidar tarafından sürekli kaşındığı için neredeyse kangrene dönüşme eğilimi de gösteriyor. Diziye yönelik tepkiler de genellikle bu eksenin gücünü bir kez daha tahkim ediyor ne yazık. Dizinin Türkiye’ye bakışıyla diziye verilen tepkilerin Türkiye mefhumlarını karşılaştırdığımda ben dizinin yaklaşımının bu geleneksel kutuplaşmaya daha az bağımlı buluyorum. Bence dizi Türkiye’nin oldukça derin kazılmış politik cephelerini yeniden üretip, o gerilim ekseninde bir pozisyon almıyor. Tam tersine bizatihi bu ekseni sorguluyor, onu sarsmaya çalışıyor, onu aşmaya niyet ediyor sanki.

Yani dizi Türkiye’nin teoloji-politik ve kültür-politik gerilim aslında yeniden üretmiyor. Sahiplenmiyor. Sürdürmüyor. Hatta geçişkenlikler, ilişkisellikler, alternatifler göstererek bunu aşmayı arzuluyor. Daha önce bu konuda özellikle dizideki tiplerin sabit olmalarını, etkileşime ve dönüşüme açık olmalarını vurgulamıştım. Ancak diziye verilen tepkilerin büyük bölümü için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Bu yorumlar dizinin eleştirel bir biçimde göstermeye çalıştığı kazılı cephelerin içine iyice gömülerek tepki veriyorlar. Bu anlamda örneğin kültürelci olan diziden çok ona yönelen tepkiler.

Bu konuda yazdığım önceki yazılarda da belirttiğim gibi dizide sınıfsal olanı, üstelik de ekonomi-politik yönüyle işaret etmeye çalışan bir yön aslında yeterince mevcut. Ancak yorumcular bunu yeterince göremiyorlar çünkü idrakleri öncelikle teoloji-politik/kültür-politik cepheleşmeyle perdelenmiş durumda. Bu diziyi seyreden Avrupalı bir sosyalist, komünist, anarşist, sosyal demokrat Meryem’e baktığında öncelikle neyi görür? Onun geri kafalı, çağdışı biri olduğunu mu, yoksa sigortasız çalışan bir işçi olduğunu mu? Meryem’e baktıklarından ikincisini değil de birincisini görenler bir anlamda teoloji-politik/kültür-politik bir katarakttan mustarip olanlar aslında.

Bu politik kataraktın derinliği biraz da Meryem’in Türkiye’nin mevcut şartlarında hangi partiye oy verebileceği düşünülmesinden kaynaklanıyor. Oysa Avrupa ve dünya tarihinde de proletaryanın geniş kesimlerinin sağa, hatta otoriter partilere oy vermiş/veriyor olması tarihsel bir gerçek. Walter Benjamin boşuna dememiş: “Her faşizmin arkasında başarılamamış bir devrim vardır.” İşte demokratların, solcuların daha önceki yazılarımda belirtmiş olduğum politik simya yetenekleri ya da yeteneksizlikleri bu noktada belirleyici hale gelebiliyor. Sol, bir ülkedeki her türlü politik kutuplaşma eksenini bir şekilde ekonomi-politik eksene dönüştürmek durumundadır. Solun alametifarikası budur. Başka türlü başarılı olamaz. Bu politik simya ise çok güçlü bir politik öznellik, politik emek ister. Çünkü sol politika sınıfı, özellikle de ekonomi-politik anlamda sınıfı bir hazır yapıt olarak bulmayabilir. Eğer sol bu simyayı beceremiyorsa eğer güçsüz, yetersiz ya da beceriksizdir.

Solun politik simya yeteneği Türkiye özelinde dindar/laik ve şehirli-eğitimli/taşralı-eğitimsiz gibi gerilim eksenlerinin politikanın üzerine yaptığı baskıyı boşa çıkartarak ekonomi-politik sınıfsallığı ne kadar daha görünür hale getirebildiğiyle ilgilidir. Bu tıpkı Ortaçağ simyacısının daha az değerli metalleri altına dönüştürme hayaline, arzusuna, zanaatına benzer.

Bir Başkadır’da sınıfsal olan aleni olarak ortadadır. Bu dizinin ekonomi-politik sınıfsallığını görmemek için insanın gözüne perde inmiş olması gerekir. “Kültüralizm tuzağına düşenler” Berkun Oya ve dizisi Bir Başkadır değil, Meryem’e baktığında bir proleter göremeyen perdeli idrakler aslında. Yazıyı bitirirken tarihe küçük bir de not düşmek isterim: Türkiye’de sol Meryem’e ulaşacak kıvama gelmeden, Meryemlerin en azından bazıları sola meyletmeden bu memlekette asgari bir demokrasinin bile gerçekleşmesi çok zordur. Bunun mümkün olabilmesi için de öncelikle Meryem’in yaşadığı hayatın iradi tercihi olmadığının, Meryem’in o hayatın içine doğmuş olduğunun görülebilmesi gerekiyor. Meryem’in olası politik tercihleri de işte bu zorunluluğun bir parçası. Meryem’e seçenek yaratabilmek ise politik simyanın esas konusu.