• 6.05.2022 09:15

Türkçe okuryazarlıkta sanki şöyle bir temel ön kabul var: Organik aydın demek yandaş, iktidar yanlısı, muhafazakâr, sağcı, hatta faşist demektir. Bu bakış tarzı, solcu/sosyalist bir organik aydın olabileceğini pek tasavvur etmez. Oysa terimin kaynağını bulduğu Antonio Gramsci’nin düşüncesinde bu şekilde ortaya konmamıştır organik aydın.

Organik aydın olma hali siyasi görüşe, ideolojiye göre ya da iktidar veya muhalefetin etrafında olunup olunmamasıyla belirlenmez. “Organik aydın olma hali” ifadesini boşuna kullanmadım. Organik aydın öncelikle bir haldir, durumdur. Bir işlevdir. Her türlü siyasi görüşün, ideolojinin, iktidarın ya da muhalefetin organik aydınları olabilir. İktidarı destekleyen organik aydınlar olabileceği gibi, muhalefeti destekleyen organik aydınlar da olabilir. Sosyalist, komünist, anarşist organik aydın da mümkündür. Kemalist organik aydın olmak da olasıdır.

Organik Aydın, İlişkiselliğin Katalizörüdür

Organik aydın bir ideoloji, siyasi parti veya program ile toplumun geniş kesimleri arasındaki ilişkiyi kuran, bir anlamda bu ilişkiselliğin katalizörü olan bir işlevdir. Organik aydın ekonomi-politikle, kültür-politik, teoloji-politik ve psiko-politik arasındaki geçişkenliklerin yönetiminde çok önemli bir rol oynar. Bunlar arasında bağlantı yolları açar. Bu yolları genişletir. Toplumu siyasete, ama belli bir siyasete taşımak için kanalalar, tüneller, yollar, yordamlar, ilişki ağları, kamular üretir. Ve onları işletir, canlı tutar, işlevsel kılar.

Siz gerçekten çok büyük bir entelektüel olabilirsiniz ama bu sizin otomatikman işlevsel bir organik aydın olmanıza yetmeyebilir. Hem iyi bir entelektüel hem de çok işlevsel bir organik aydın olmak kolay değildir. Tarihsel olarak da enderdir bu tarihsel çakışma. Herkes bir Marx olamaz elbette! Entelektüel üretime göre, organik aydın işlevi daha “orta kademe” bir konumdur. Ben zaten yıllardır Türkçede entelektüel ile aydın kavramlarının birbirlerinden ayırt etmek gerektiğini savunurken tam da bu noktayı işaret etmek istiyorum. Entelektüel fikir üretir, (organik) aydın ise üretici değildir genellikle. Mevcut fikirleri, daha önce düşünülmüş olanı toplumsallaştırır, kamusallaştırır. Fikirleri topluma taşır. Toplumdan geri besleme alır. Onunla da merkezi yönlendirir. Nurullah Ataç’ı burada anmak isterim. Mealen şöyle der: “Bizde düşünce, daha önce düşünülmüş bir şeye katılmak şeklinde anlaşılır”. Türkçede entelektüel kıtlığı ve (organik) aydın bolluğu bence daha güzel anlatılmamıştır.

Organik aydın işlevi, en azından mecazi olarak semavi teolojilerdeki ruhban sınıfının rolüne de benzer. Ne de olsa havarisiz peygamber olmaz! Kutsal, mutlak olan Vahiy’den bir gündelik hayat üretebilmek için onu en azından bir ilmihal haline getirebilmek gerekir. İşte bu da Vahiy’in organikleşmesi, yani hayata dokunmasıdır. Ruhban sınıfının ya da Kutsal Kitap ile mümin arasındaki tüm ara kategorilerin böyle bir işlevi vardır. Örneğin yüzyıllardır köyün, mahallenin imamına, bugün wi-fi çağında Diyanet İşleri Başkanlığı’nın sosyal medya hesaplarına sorulan soruların büyük bir bölümü ilmihale dairdir. Çünkü ortalama müminin esas derdi gündelik hayatta dini olarak neyin doğru olduğudur. Bu açıdan bakıldığında hahamın, papazın ve imamın tarihsel işlevinin bir tür organik aydın işlevi olduğu söylenebilir. Benzetme zemininde olduğumuzu tekrar hatırlatmak isterim!

Konu felsefeye, teoriye, ideolojiye, parti programına geldiğinde aslında işler pek farklı değildir. Tüm siyasi ideolojilerin, siyasi partilerin, devrimci/reformcu değişim hareketlerinin organik aydınlara ihtiyacı vardır. Organik aydınlar bir tür hermetik rol oynarlar. Yunan mitolojisinde Hermes, tanrılarla insanlar arasındaki ilişkiyi kurar. Hem tanrıların hem de insanların dilini konuşur. Bir anlamda tanrılarla insanlar arasında bir “kamu” yaratır. Modern hayattaki organik aydınlar da benzeri bir kamunun oluşmasına katkıda bulunurlar. Böylesi bir kamu imkânı olmadan kamusal entelektüel konumu etkisini gösteremez. Nitelikli fikri üretim kamusallaşamaz, toplumsallaşamaz. Müfredat ve maarifle antropolojik kültür birbirleriyle yeterince temas edemez.

Türkiye gibi kamunun dar olduğu toplumlarda (kamusal) entelektüel olmak bu nedenle çok zordur. Çok maliyetlidir. Bir bakıma “Türkiye’den neden yüksek nitelikli düşünür çıkmıyor” sorusunun cevabı buradadır. Gerçekten fikir üreten insanların bir kısmı hapishanelerde çürümüş, kimileri sükût suikastına uğramıştır. Bu nedenle de Türkiye gibi ülkelerde okuryazarlar önce bir ideolojiye abone olup, ondan sonra aydınlaşırlar. Yani kendilerini önce bir garantiye alırlar. Bir anlamda “aydınlanma” ancak mevcut ideolojilerden birini seçme anlamında kullanılır Türkiye’de. Nurullah Ataç’ı tekrar anmama gerek var mı? Sol aydın da, sağ aydın da ya da başına herhangi sıfat eklenmiş herhangi bir aydın da entelektüel olmayı reddederek işe başlar kısacası.

Solun Organikleşememesi

Oysa Gramsci İtalyan taşra toplumunu sola taşımak için önerir organik aydın kavramını öncelikle. Yani esas solun ihtiyacı vardır organik entelektüele. Türkiye’de sol düşüncenin yeterince organikleşememek gibi bir sorunu var uzun yıllardır. Yani toplumu analitik ve politik olarak kavrayamamak, kuşatamamak. Sağcıların ise böyle bir sorunu görece olarak yok, çünkü onlar zaten topluma kültürel açıdan daha çok benziyorlar. Yani Türkiye’de politik arenada sağın daha başarılı gözükmesi onun yüksek niteliklerinden değil, solun yeterince organikleşememesinden kaynaklanıyor.

“Sağcı aydın” kavramsallaştırmasının kimilerine bir “oksimoron” gibi gözükmesinin anlaşılır sebepleri yok değil. Çünkü aydın olmak geniş bir insanlık mefhumuna ve yereli aşabilen bir insanlık anlayışına sahip olabilmeyi talep eder. Ancak Türkiye tecrübesinde özellikle son dönemde yerel bir kapanma içinde bundan çok daha azı bir organik aydın işlevini yerine getirmeye yeter hale gelmiştir. Bu Türkiye için bir kültür-politik vakıadır. Siyasetin aşırı kültürelleşmesi, kültürelleştirilmesiyle ilgili bir durumdur bu. Evet Türkiye’de kültüralizm çok iyi satar. Alıcısı çoktur. Bu tür toplumlarda sol siyasetin en önemli organik işlevi, kültür-politik, teoloji-politik, psiko-politik gerilimlerin ardındaki özellikle ekonomi-politik anlamda sınıfsal olanı topluma daha görünür hale getirmektir.

Organik aydının siyasetle gündelik hayat arasındaki ilişkileri kolaylaştıran, hatta bu ilişkileri dokuyan bir figür olduğunu zaten ifade ettim. Herhangi yeni bir iktidar alternatifinin bu rolü küçümsemek bir yana çok önemsemesi beklenir. Türkiye’de sol/seküler çevrelerin tam olarak kavrayamadıkları aslında şudur: AK Parti’nin son 20 yılda kurduğu politik hegemonya, kültürel bir hegemonya (iktidar değil!) olmadan mümkün olmazdı. Yani sağın, İslamcılığın organik aydınları var. Artık var. 1980’lerden sonra özellikle. Solcular “sağcı aydın” olmaz derken aslında şunu demek istiyorlar: Onlar yeterince iyi değiller. Ancak sol açısından trajik olan şu: O bile kazanmalarına yetiyor.

Bence Türkiye’de sol okuryazarlığın odaklanması gereken nokta tam da bu. Nasıl oluyor da bu işler böyle olabiliyor? İdeolojik kavgaya girişmeden önce analitik idrak açısından bir sıçrama yapmak gerekiyor artık. Türkiye’de sağ ile solun politik mücadelesi eğer bir futbol maçı olsaydı meseleyi şöyle tanımlardım: Maç sürekli sağın ev sahipliğinde ve sol için deplasmanda vuku buluyor. Sol, ev sahibi avantajını hiçbir zaman kullanamıyor. Solun ev sahibi olduğu alan ekonomi-politik gerilimdir. Aslında Türkiye’nin kuşaklardır yüksek kalite üretememesinin bir nedeni de burada gizli.