• 14.06.2021 07:19
  • (142)

Gündemim yine Komisyon. Malum Şiddetle Mücadele Araştırma Komisyonu çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. Ve 9 Haziran günü yargı mensuplarının önerileri dinlendi. Öneriler arasında bir de evliliğin başında yapılacak sözleşmeyi öneren görüş var ki bırakın şiddetle mücadeleyi özellikle ekonomik ve duygusal şiddete yasal dayanak oluşturacak nitelikte. İstanbul Sözleşmesi karşıtlarının aynı zamanda 6284’e karşı olduğu biliniyor. Tabii bu kadarla kalmadıkları, ekonomik ve psikolojik şiddet kavramlarına, Sözleşme ve yasadaki tanımlarına itiraz ettikleri de malum. Bununla ilgili olarak Medeni Kanun'daki mal rejimine karşı çıkıp değiştirilmesini istediklerini bildiğimiz kadın düşmanı grupların sözcülüğünü üstlenmiş izlenimi yaratan yargı mensuplarının sözlerini okumak, yaşadığımız vahim süreci belgeliyor adeta. İhtiyari olarak zaten uygulanabilen evlilik sözleşmesi usulünü yasal zorunluluk haline getirmek, ekonomik ve psikolojik şiddete yasal zemin hazırlar.

Dünyada ekonomik gücün sadece yüzde biri kadınlara aitken edinilmiş malların ortak bölüşümüne dayalı mevcut mal rejimine erkeklerin itiraz ettiğini bilmeyen yok. Boşanmalarda mal paylaşımını erkek şiddetinin nedeniymiş gibi görüp görmediğine dair detay da vermeden bir yüksek yargı temsilcisi komisyonda kadınların ekonomik güvenceden mahrum bırakılacağı sözleşme öneriyor. Evlilik sözleşmesi kadın aleyhine işler çünkü ekonomik güç ülkemizde de çok büyük oranda erkeklere ait. Kadınlara karşı aile destekli duygusal baskı kurularak psikolojik şiddet uygulanmasıyla imzalatılacağına kuşku duymamak gerekir böyle bir sözleşmenin. Uygulanan psikolojik şiddetle kadın, evliliğin başında ekonomik şiddete maruz kalır. Fiziksel şiddet karşısında hiçbir güvence kalmaz elinde. Evlilik sözleşmesi teklifi, erkek şiddetini değil erkek şiddetiyle mücadeleyi önlemek için tasarlanmış desek yeridir.

Yararlı bilgi de yok değil elbette. Özellikle veri paylaşımı içeren bilgi paylaşımını gözardı etmemek gerekir. Ankara Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonu Başkanı Yılmaz Çiftçi’nin sunduğu veri şöyle: “2020 yılında toplam 12.250 civarında talep değerlendirilmiş, 2021 yılında da -bu ilk altı aylık süre içerisinde- 7 bin civarında talep değerlendirilmiş bulunmaktadır.” Komisyon Başkanı Öznur Çalık’ın ısrarlı sorusu üzerine 2020 yılına ait tedbir kararları sayısının bir önceki yıla göre daha yüksek olduğunu belirtiyor. Pandemi sürecinde kadına yönelik şiddetin arttığına ilişkin görüşleri “tolere edilebilir seviye” sözleri ile reddeden Aile Bakanı, böylece yanlışlanmış oluyor. Üstelik 2021 için Çiftçi, ilk altı ay şeklinde ifade etse de 4 Haziran ve önceki rakamı belirttiği için yılın ilk beş ayında 7 bini aşkın tedbir kararından söz ettiğine dikkat edersek bir önceki yıla kıyasla iki veya üç bin civarında artış beklenebilir. Sadece Ankara’da her yıl, bir önceki yıla göre iki, üç bin artışla şiddet mağduru kadınların tedbir kararı talebinde bulunduğu gerçeğiyle yüzleşmiş oluyoruz.

Ancak Yılmaz Çiftçi’nin sunduğu, çok ihtiyaç duyduğumuz ve genele dair ipucu anlamına gelen sayısal veri her ne kadar çok kıymetli olsa da yasaya itirazı kabul edilemez düzeyde. 6284 sayılı yasada mağdurun beyanı hakkındaki “delil ve belge aranmaz” hükmüne itiraz ediyor. İtirazı aynı zamanda mağdurun doğrudan doğruya mahkemeye başvurduğu usulü de kapsamakta. “Kolluk ya da savcılığa yapılan başvurularda beyanlar alınıyor, raporlar alınıyor, birtakım belgelerle evrak tamamlanıyor ama kişilerin doğrudan yaptığı başvurularda sadece 2 satır bir dilekçeyle müracaat durumu söz konusu olmaktadır.” Adalet Bakanlığı'nın tedbir kararlarının uygulanışına yönelik başsavcılıklara gönderdiği genelgeyle ilgili “savcılıklar ve karakollarda şiddetin belgesi sorulacak” eleştirisi getirmiştik. Bu eleştiriyi doğruladı, Ankara Adalet Komisyonu Başkanı. Bu arada İl Adalet Komisyonlarının biri başkan diğeri üye 2 hakim ve bir savcıdan müteşekkil idari birimler olduğunu belirtmekte de fayda var. 6284 kapsamına giren suçlar için oluşturulmuş ihtisas mahkemelerinde yasa hilafına şiddetin belgesinin isteneceği bir düzenleme öneren hakim, kuşkulandığımız gibi zaten savcılık ve karakollarda şiddetin belgesinin sorulduğunu ifşa ediverdi.

Yargı temsilcilerinin görüşleri arasında arabuluculuk talebi de yer alıyor. Boşanmalarda şiddet varsa arabuluculuk gibi alternatif çatışma çözüm yöntemleri uygulanamayacağı hükmü yer alır İstanbul Sözleşmesi'nde. Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ve bakanlık bürokratları sıklıkla bu hükmün kalkması yönünde ifadeler kullanmışlardı yıllardır. Şimdi kadına yönelik şiddetle mücadele için kurulmuş olan Komisyon, kuruluş anından itibaren oluşturduğu kuşkuları doğrular şekilde sürekli arabuluculuk ve uzlaştırma konularının dile getirildiği oturumlara sahne oluyor. Kadına yönelik şiddeti önlemek yerine kadın kazanımlarına yönelik saldırıları meşrulaştırmak ve kadın haklarına el koymak için işleyen bir komisyon var karşımızda. Komisyon üyeleri arasında sahiden şiddet karşısında etkin mücadele için çalışanlar kuşkusuz var. Görüş belirten davetliler arasında da kıymetli uzmanlar, bilgi ve deneyim aktaranlar var kuşkusuz. Ancak hukukun, hukuksuzluk gerekçesi oluşturmak için tersine işletildiği süreçte bu komisyon da şiddetin sebeplerini ortadan kaldırarak mücadele etmek yerine şiddetle mücadelenin ilkelerini ortadan kaldıracak zemin hazırlamak işlevini üstlenmiş görünüyor.

Erkek şiddetinin sebebi mal rejimi veya mağdurun beyanı ya da şiddet içeren durumlarda boşanma davalarında arabuluculuğun engellenmesi imiş gibi yaklaşımlarla karşılaşılıyor. Cinsiyet temelli şiddet varsa bile arabuluculuk yoluyla boşanmalarda uzlaştırmaya gidilmesi önerisi, şiddetle mücadele yöntemi olarak sunuluyor. Arabuluculuk mekanizması, şiddet mağduru kadının yasal haklarından vaz geçerek boşanması veya tümüyle boşanma hakkını kullanmaktan vazgeçirilmesi için geliştirilen yöntem işlevi görme tehlikesi içeriyor. Mal rejimi, kadın emeğinin yok sayılmasına itirazla, mücadeleyle ulaşılmış ve evlilik birliği içinde edinilmiş malların ortak bölüşümünü mümkün kılan bir kadın kazanımı. Mağdurun beyanı esas ilkesi ise cinsiyet temelli şiddetin yaygınlığı nedeniyle kadın beyanı olarak dillere dolanmış halde. Şiddetle mücadele için o şiddetin çoğu zaman tek tanığının mağdur olduğunu bilmek önemli. Ve bu açıdan şiddetle mücadele alanında mağdurun beyanının esas kabul edilmesi de bir kadın kazanımı. Komisyon şiddetin araştırılması ve önlenmesine değil tersine kadın kazanımları yok edilerek erkek şiddetinin meşrulaştırılmasına hizmet edecek gibi görünüyor. Komisyon üyelerinin niyeti bu olmasa bile henüz çalışmaları tamamlanmasa bile hal ve gidiş böyle.