• 7.06.2021 23:31
  • (183)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu, dördüncü yargı reform paketi üzerinde görüşmelere başlarken bir grup toplantısında Erdoğan bir sonraki reform paketini işaret etmişti. “Hemen ardından beşinci yargı paketi için kolları sıvıyoruz. Amacımız yargının daha iyi işlemesi, hukuk devletinin tüm unsurlarıyla tahkim edilmesidir.” Her yargı paketinde biraz daha tahrip edilen hukuk devletinden söz edildiğini düşününce tahribatın pekiştirileceğine emin oluyor insan. Yargı reformu adı altında dördüncü paket görüşülürken komisyona sunulan tekliflerden birisi, çocuk cinsel istismarını suç olmaktan çıkarmakla ilişkiliydi. Hal böyle olunca beşincisinde nelerle karşılaşacağımızı tahmin etmek zor değil.

Aynı konuşmanın “gelin hanım”lı bölümüyse “bu kulaklar daha neler duyacak?” dedirten cinsten. İktidar bloğunun büyük ortağı AKP’nin ve aynı zamanda –toplumun ne kadarını cumhur sayıyorsa o kadarının- Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir muhalefet partisi liderine “bunlar daha iyi günlerin” diyebildi. Hem de karşılaştığı bir provokasyon üzerine söyledi bunları ve “daha neler olacak neler…” diyerek sürdürdü konuşmasını. Eskiden olsa Sedat Peker mi üzerine salınacak, sorusu düşerdi akıllara. Şimdi ne istedi de verdi ki “Tayyip abiyle helalleşme yayını” Biden kılıfıyla ertelendi, sorusu zihinlere hakim iken adını bilmediğimiz nice gayri nizami müfrezeler var kim bilir, sorusuyla meşgul zihinler. Yargı reform paketleriyle hukuk devletinin tahribatı tam gaz devam ederken Cumhurbaşkanı Meclis kürsüsünden Meral Akşener’i “gelin hanım” etiketiyle andığı zaman yaşanan, siyasi adap veya demokrasi sorunundan ibaret değil zihinlere içkin cinsiyetçilikle tüm kadınları hedef alan sözlü şiddet var ortada. Siyasette kadına şiddetin en yaygın ve görünür olan biçimi.

Daha önce de “teyze” tabirinin düşündürdüklerini yazmıştım, hatırlanacağı üzere. Gelin hanım etiketi de teyze hitabından farklı değil. Her ikisi de sözün sahibinin, kadının toplumsal statüsüne dair düşüncelerini açık seçik ortaya koyan ifadeler. Şüphesiz teyze hitabı biraz daha kendinden bulma, yakın hissetme gibi yanıltıcı anlamları düşündürüyor veya gelin hanım etiketi muhatabını dışarlıklı, kendinden uzak ya da küçük görmek gibi anlamları içeriyor olsa da fark etmez. Her ikisi ve abla, yenge gibi daha niceleri özellikle siyaset dilinde kullanıldığı zaman muhatabını bağımsız birey olarak görmediğini, ancak kendisine yakınlık ve uzaklık ölçüsüyle değer biçtiğini gösteriyor. Kadınları özerk, özgür, hukuk öznesi bireyler olarak kabul etmeyen zihniyetin göstergesi. Demokratik hukuk devleti çerçevesinde iktidar liderinin muhalefet liderine yönelik bu gayri ciddi etiketini sadece siyasi sorun saymak içerdiği şiddeti gözden kaçırmak olur.

Meclis kürsüsünde açık edilen bu zihniyetin mahkeme salonlarına yansıması da hayli önemli… Sanığın, savunma hakkını çamura yatma kolaylığı olarak algıladığı yere çıkıyor meclis kürsüsünden açılan bu yol. Son örneğini İpek Er’i ölüme sürükleyen tecavüz davasının 3’üncü duruşmasında sanık Musa Orhan ve avukatının savunma adı altında maktul ve ailesine yönelik ithamlarında gördük. Maktul diyorum İpek Er için çünkü kayıtlara intihar olarak geçse bile ki intihardan duyduğum kuşku bir yana onu ölüme sürükleyenin hem şiddet faili hem ailenin yaklaşımı hem de yerleşik toplumsal algı olduğu herkesin malumu. Hayatına dair karar alma hakkı tanınmayan 18 yaşındaki gencecik bir kadının ölümüne dair kararın salt kendisine ait olacağına hükmetmek safdillik değilse eril zihniyetin art niyetidir zira. Fakat asıl sorun son duruşmada fail ve avukatının sözlerinde yatıyor. Savunma hakkı gibi kullanılan sözler İpek’in cesedi üzerinde tepinmek gibi geliyor, acıtıyor içimi.

Daha önce de Şule Çet davasında ve yine sanıklar ve avukatları tarafından kadının ailesine yöneltilmiş suçlamalara benzer şekilde itham edildi İpek Er’in ailesi. Maktul İpek Er’e yönelik cinsel şiddet davasında sanık Musa Orhan’ın avukatı Mehmet Erkan Akkuş savunma hakkını –bana göre- kötüye kullanıp aileyi itham etti. Avukat, “bir babanın görevi kızını korumaktır, okutmaktır, intihara sürüklemek değildir” sözleriyle savunma yapmıyor. Tersine aileyi itham ediyor. Suçu başkasına atarak müvekkilinin suçunu gözden kaçırmaya çalışıyor. Ve bunu kadına yönelik şiddet davalarında çok sık görüyoruz. Ceren Damar davasında da aynı şey olmuş, failin suçu maktulün cinsiyeti ve cinsel yaşamına dair imalarla gizlenmeye çalışılmıştı. Söz konusu kadına yönelik şiddetse ve şiddete uğratılan kadın hayatını kaybetmişse o cenazenin üzerinde hoyratça tepinmek anlamına gelen her türlü karalama yani çamura yatma, savunma hakkı sayılıyor. Sanık Musa Orhan da aynı şekilde töre cinayeti ithamıyla savunma yaparak tecavüz suçunu ve fiiliyle İpek Er’in ölümü arasındaki ilişkiyi gözden kaçırmak istemiş.

Ülkemizde kadının statüsü siyasette gelin hanım etiketi ve yazık ki savunmada sanık ve avukatları tarafından suçlanma kolaylığıyla ölçülür halde. Şiddet Komisyonunda, Adalet Komisyonunda çocuk cinsel istismarının insan hakkı sayılması da cabası. Cumhurbaşkanının dediği gibi, bakalım daha neler olacak.