• 12.06.2021 11:14
  • (172)

Türkiye’de tüm göç süreçlerinde yaşanan sorunlar bu kez de Suriyeli sığınmacılarla ilgili olarak yaşanıyor. Yeni geleni hoş karşılama ve destek kadar yabancılama, ayrımcılık da bunun bir parçası. Ancak eski göç süreçlerinden farklı olarak, 21. Yüzyılın göçmenleri, Suriyeli sığınmacılar çok daha ciddi bir tehditle karşı karşıya bulunuyor: Ülkedeki varlıklarının siyasi kavgalara konu edilmesi ve araçsallaştırılması sorunuyla. Bu sorun, onlara yönelik yaygın hak ihlallerini de beraberinde getiriyor.

Göçmenlere yönelik tepkinin çoğaltılabileceğinin ve bunun da siyasi bakımdan etkili bir silah olduğunun fark edilmesiyle beraber, özellikle CHP ve İYİ Parti’nin, iktidarın göç yönetimiyle ilgili eleştirilerle yetinmeyip, sığınmacıların varlığını hedef almaya başlamaları, siyasi söylemlerini onlara yönelik yoğun bir ötekileştirme ve nefret dilinin üzerinden kurmaları ve bu dili yıllar içinde istikrarlı biçimde sürdürmeleri, insan hakları açısından ciddi bir sorunu ve büyüyen bir tehdidi ifade ediyor.

Yıllar içinde çoğaltılan nefret son zamanlarda, sokaktaki gençler başta olmak üzere, travmatik bir savaşın ardından burada tutunma çabası içindeki tüm Suriyeli göçmenlere yöneldi. Geldiğimiz aşama, insanların can güvenliğini tehdit eden bu zehirleyici propagandayı mercek altına almayı öncelikli kılıyor. Bu bağlamda Suriyeli sığınmacılar sadece insan hakları ve sadece iktidar açısından değil, muhalefetin demokrasi ve adalet iddiaları açısından da önemli bir ayna işlevi görüyor.

Hazırladığım rapor, sığınmacı göçünün başlangıcından bugüne CHP’nin bu konudaki söylem ve pratiklerini konu alıyor. Raporda, farklı çevrelerin konuyla ilgili tartışma ve yorumlarından çok, CHP’nin kurumsal web sayfasında yer alan ve Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun grup konuşmalarında geçen “Suriyeliler” anahtar sözcüğünün söylemsel açıdan hangi bağlamlarda ve nasıl bir kullanıma konu edildiği üzerinde duruyorum.

“En alttakiler”e yaklaşımın, bir siyasi partinin siyaset ve toplum tasarımını yansıttığına da dikkat çekmeye çalıştığım rapor, CHP için insani bir perspektif ve dil önerisini de içeriyor.

CHP ayrımsız insan hakları dili mi kullanıyor, yoksa ırkçı, ayrımcı ve ötekileştirici bir söylemi mi var? Bu söylem sığınmacılara nasıl yansıyor? Sığınmacılar CHP liderinin söyleminde nasıl bir nefret objesi olarak betimleniyor? CHP, kendi raporlarında yer verdiği aksi yöndeki bilgi ve verilere rağmen neden sığınmacıların “herkesten iyi durumda” oldukları ve kayırıldıkları propagandasını yapıyor? Onlara 35 milyar dolar harcanmadığını bilip, bunu dile getirip, sonra “Suriyelilere 35 milyar dolar veriyorsun, çiftçiye niye yok?”un izahı nedir?

CHP’li bazı belediyelerin Suriyelilere plaj yasağı veya kâğıt toplayanların çekçeklerine el koyma türünden ayrımcı uygulamaları, tarihte kimler tarafından kimlere karşı uygulanmıştı? Sığınmacılara karşı ayrımcı bir söylem ve politika izlerken aynı anda genel demokrasi ve insan hakları söylemi tutarlı mı?

Raporumda bu soruların cevabını aradım.

Berat Özipek’in “CHP ve Suriyeli Sığınmacılar / Ayrımcılık, Ötekileştirme ve Nefret Üretiminin Politik Dili” başlıklı raporunu okumak için:

“CHP ve Suriyeli Sığınmacılar / Ayrımcılık, Ötekileştirme ve Nefret Üretiminin Politik Dili”İndir