• 22.11.2021 06:56

İktidar kaybetmeye daha yakın, AKP kimlerin desteğini kaybediyor; Kılıçdaroğlu'nu bekleyen kritik mesele ne?

Siyasetin tüm aktörleri artık seçimler üzerinden düşünüyor. Hamleler seçime dönük. Yazanların, konuşanların odak noktaları seçim. Ben aslında olan bitene aktörler üzerinden değil meseleler üzerinden bakmaya, anlamaya çalışırım. Meselelerin, o meseleleri üreten, etkileyen dinamiklerin ve süreçlerin daha anlamlı ve açıklayıcı olduğunu düşünürüm. Ama günün sonunda dinamikler ve meseleler kadar aktörlerin de belirleyici olacaklarının farkındayım elbette. Bu yazıda da aktörlerin hamlelerini analiz etmeye çalışacağım.

Anayasa’ya göre gelecek Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilli seçimlerinin 18 Haziran 2023’te yapılması gerekiyor. Ama herkes görüyor ki ekonomik buhran ve hükûmetin seçtiği politikalar nedeniyle hayat erken seçimi zorluyor.

Cumhurbaşkanının ya da Meclis’in üye tam sayısının beşte üçünün yani en az 360 milletvekilinin kararıyla erken seçim mümkün. 

Seçimleri düzenleyen temel yasaya göre, seçim kararının verildiği günden sonra gelen altmışıncı günü takip eden ilk Pazar günü Cumhurbaşkanı ile Milletvekili seçimi birlikte yapılacak. 

Ama iktidarın seçim kanunlarında değişiklik yapma ihtimali de konuşulduğuna göre, planlanan değişikliklerin uygulanacağı ilk seçim, değişiklik tarihinden bir yıl sonraki seçim olacak.

Bu kurallar ve düzenlemeler dizisinden bakılınca, iktidar seçim yasalarında değişiklik yapmadan herhangi bir gün seçim kararı verebilir. Ya da Haziran 2022’ye kadar seçim kanunlarında değişiklik yaparak normal zamanı bekleyebilir. Göreceğiz, ama kanaatim sonbaharda bir erken seçimin güçlü ihtimal olduğu.

İktidarı oluşturan zihni koalisyon içindeki gerilim açıktan çatışmaya dönebilir

Tüm bu ihtimallerin ve iktidarın oyun planının belirleyicisi şimdilik Erdoğan görünüyor. Ama Erdoğan’ın o karar iradesini etkileyecek iki unsur var. Birisi iktidarı oluşturan zihni koalisyonun aktörleri arasındaki çatışma ve bozulma ihtimali. Diğeri de dış dinamikler ve görünür olan ya da olmayan dış aktörlerin hamleleri. Henüz muhalefet iktidarı erken seçime zorlayacak siyasi güce ulaşmış görünmüyor. 

İktidarı oluşturan zihni koalisyon içinde farklı aktörlerin farklı senaryoları olduğunu görüyor, yaşıyoruz. Açık bir koalisyon olmadığı için Ak Parti ve MHP dışındaki aktörlerini görmüyoruz belki ama askeri ve sivil bürokrasinin bazı kanatları, bazı cemaat ve örgütlenmelerin de iktidara ortak olduklarını deneyimledik. En azından İslamcı referanslardan beslenenler ile milliyetçi referanslardan beslenenler olarak gruplanabilecek iki ana damar olduğunu söylemek mümkün. Bu iki kanat bazen sert bazen yumuşak da olsa çatışıyorlar. Nitekim bir yıl önce Erdoğan sonrasının lider adayı olarak konuşulan iki isme, Albayrak ve Soylu’nun başına gelenlere, ikisinin de sahneden indirilmelerine bakılırsa çatışma oldukça sert yürüyor. 

İktidar blokunun erken veya zamanında da olsa henüz seçime dönük stratejisi kurulmuş değil. Tüm iktidar ortakları hala Erdoğan’ın şapkadan tavşan çıkaracak bir stratejisi ve hamlesi olacağı umuduna sarılarak beklemeye geçmiş durumdalar. Kamuoyuna yansıyan demeçlerden anlaşılıyor ki iktidar aktörleri seçimi kaybetme ihtimalini artık ciddi biçimde görüyorlar, dillendiriyorlar da.  

Seçmen davranışının ana dürtüsü ekonomik buhran olacak

Ekonomik buhranın boyutları her gün daha da ağırlaşıyor. Enflasyon ve işsizlik kontrol edilemediği gibi giderek hem yurttaşlar hem de ekonomik aktör ve kurumlarda belirsizliğe dair panik daha çok hissedilir hale gelmiş durumda. Buhranın hala iktidar tarafından anlaşılmadığı, o nedenle de yönetilemediği kanaati giderek yoğunlaşıyor. 

Ak Parti hem dayandığı ve büyüttüğü “aksermaye aktörlerinde” hem beslendiği “Akyakalılarda” hem de “Ak Partili ahali”de kayda değer biçimde destek kaybediyor. 

Toplum çok kaygılı ve yorgun. Gerçek hayat dertlerinin harareti o denli yükseldi ki artık son 10 yılda olduğu gibi kimliklere dayalı siyasi düşünüş o hararet karşısında eriyor. İktidar bloku Erdoğan’ın bir kez daha bu toplumsal dalgayı lehlerine bükecek seçim stratejisini geliştireceğini umuyorsa da bu kez çok mümkün görünmüyor.

Erdoğan ve çevresindeki kadro eski siyasi maharetine sahip değil, tasarımı kağıt üzerinde doğru olan bir stratejiye geliştirilebilse de hayata geçirecek örgüt, destekçiler, medya eski etki gücünde değil. İktidarın ekonomik buhrana verdiği tepkiler, pandemiden enflasyona, bütçeden projelere açıkladığı veriler, gerçeklikle ilişkisinin bozulduğunu gösteriyor. Daha da önemlisi iktidar kendi kitlesi üzerinde bile inandırıcılığını yitiriyor. 

Gündemi artık muhalefet belirliyor ama…

Tüm bunları dikkate alınca, seçime kadar geçecek süreci ve seçimlerin sonucunu belirleyecek olan, muhalif partiler ve toplumsal muhalefetin dinamikleri, enerjisi olacak demek bugünden mümkün. Gerilimleri, siyasi harareti iktidar yaratacak olsa da iktidarın arzusunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini, o gerilimlere muhalefet aktörlerinin nasıl tepki verecekleri belirleyecek. 

Gerçek gündem ekonomik buhran ve muhalefet bu gündemi ele geçirmiş durumda. Daha da önemlisi muhalefet 20 yıldır ilk kez hem toplumsal destek hem de toplumda seçimi kazanabilirler algısı bakımından öne geçmiş durumda. İktidar söylemini kutuplaşma üzerinden kurmaya devam etse de muhalefet tüm toplumu kapsayan ve gündelik hayatın gerçek dertlerini esas alan söylemiyle daha yakından izleniyor. Ama bugünden bu pozisyonun gücü henüz muhalefet ittifakına sistemi değiştirecek siyasal gücü vadetmiyor.    

Tüm gözler muhalefetteki ittifakın aktörlerine ve kapsamına odaklı. Muhalefetin belki de beklenenden daha hızlı ve kararlı bir araya gelişinin iktidarı ve çevresini afallattığı anlaşılıyor. İktidar aday ismi üzerinden bir gerilim tasarlarken muhalefet aday ismine değil yapılacaklara odaklanarak iktidarı boşa düşürdü şimdilik. Hepsinden önemlisi liderler seviyesinde kararlı bir duruş sergileniyor. Bu da iktidarın geniş muhalefet ittifakını dağıtmak üzerine kurduğu taktik ve söylemleri boşa çıkarıyor. 

Muhalefetin handikabı kapsayıcılıkta

Henüz muhalefetteki geniş ittifaka HDP ve sol partiler davet edilmiş değil. Bunun CHP ve İyi Parti tarafından çok da arzu edilmediği anlaşılıyor. Bu eksikliğin önemli bir sorunu var. Muhalefet ittifakı bu tercihiyle süreci iktidar karşıtlığı içine sıkışarak yönetmek gibi bir handikaba kendini mecbur bırakıyor. Yine bu eksiklik, sistemi değiştirecek siyasal güce ulaşmanın da önündeki en büyük engel. Muhalefet ittifakı tüm kimlikleri dikkate alan ve kapsayan ama kimliklere değil ortak hayatın gerektirdiği kurum ve kuralları yeniden yapma, denge denetleme mekanizmalarını kurma, her kimliğin ortak hayattaki onurlu yaşam hakkını inşa etme gibi büyük iddianın peşine düşecekse geniş ittifak şart. Kürtler, yeşil hareket, kadın hareketi, emek hareketi gibi enerjiler ittifaka dâhil olmaz ise seçimi kazanmak mümkün olsa da İstanbul Büyükşehir yönetiminde olduğu gibi taksi plakası tahsisi meselesini bile çözemeyen bir iktidar dönemi riski var. 

Kılıçdaroğlu’nun son çıkışları, söylemleri ve özellikle de helalleşme çağrısı bir bakıma bu eksikliğin farkında olunduğunu gösteriyor. Belki de Kılıçdaroğlu meseleleri ve fikriyatı ittifaka taşımayı hedefliyor. 

Kılıçdaroğlu’nun bu hamlesinin önündeki engel, diğer ittifak ortaklarından çok belki de kendi örgütü ve tabanından gelecektir. CHP seçmen tabanı esas itibarıyla iki ana damara sahip. Birisi ne kadar ulusalcı, devletçi, elitist ise diğeri o kadar demokrat ve özgürlükçü. Uzun süredir parti yönetimleri ve Kılıçdaroğlu ulusalcı kanadı dikkate daha çok alan bir siyaset üretti ise de son çıkışlar demokrat kanadı umutlandırıyor. Paradoksal biçimde diğer partiler gibi lider partisi olan CHP’de Kılıçdaroğlu partisine tümüyle hâkim. O nedenle içeriden bazı itirazlar gelse de parti Kılıçdaroğlu’nu takip edecek esas itibarıyla. Kılıçdaroğlu ise seçimlere kadar ittifakı sürdürmek ve ittifakın liderliğini korumak konusunda kararlı görünüyor.

Ama gün sonunda adayın kim olacağı meselesi gündeme geldiğinde Kılıçdaroğlu’nun aday olup olmayacağı ya da kimi aday olarak göstereceği meselesi en kritik mesele olarak önünde duruyor.

CHP kadar İyi Parti’nin stratejisi de belirleyici

Buna karşılık bu konuda İyi Parti rahatlamış durumda. Akşener Cumhurbaşkanı adayı olmayacağını söyleyerek iki hedefi gerçekleştirmiş oldu. Birincisi iktidarın peşinde olduğu muhalefetteki ittifakı bozmaya yönelik tahrik alanını kapatmış oldu. Daha önemli olan ikinci hedefi de Kılıçdaroğlu’na güvenini kamuoyuna beyan etmiş oldu. Ama aynı zamanda olası bir seçim kaybının sorumluluğunu da Kılıçdaroğlu’nun kucağına bıraktı. 

Aslında Akşener Başbakan adayı olduğunu söylerken, son haftalardaki kampanyasının sloganlarına da bakarak şunu söylemek mümkün, Akşener bu seçimde ana muhalefetin liderliği pozisyonunu sağlayacak bir oy oranını yakalamayı da hedefliyor olabilir. Ama bir handikabı var. Son bir yıldaki söylemlerinden farklı olarak adalet kavramını kullanırken hukuku ve yargıyı yeniden yapılandırmak vurgusu yerine dini bir söylemden referans alan kampanya esas itibariyle şu kabule dayanıldığını gösteriyor: Ak Parti’den desteğini çeken seçmen grubu bugünün reel sorunlarından, ekonomik buhrandan yola çıkarak değil muhafazakâr kimliğinden hareket edecek. Ama sorun bu kabulün yanlışlığında. Ak Parti’den çözülen seçmen Ak Parti artık kimliğinin gerektirdiği politikadan uzaklaştığı için değil tam tersine reel sorunlardan uzaklaştığı için çözülüyor. Hele seçmenin üçte birini oluşturan genç seçmenlere Ömer’in adaleti söyleminin ne ifade ettiği ve edeceği de ayrı bahis.

Yine de her ne kadar seçmende ‘kimliğe sadakat’ azalıyor olsa da karşı kimliğe olan olumsuz duyguların hala geçerli olduğunu not etmek gerek. Bu duygu hali de Ak Parti’den çözülen seçmenin büyük kısmının önündeki seçeneklerin içinde CHP’yi düşünmelerine engel oluyor. Bu seçmen kümesi Babacan ve Davutoğlu’nun partilerine değil en azından şimdilik İyi Parti’ye daha yakın duruyor. Ak Parti seçmeninin kentli “aksermaye” ve “akyakalılar” gözünde İyi Parti’yi güçlü seçenek haline getiriyor. Saadet Partisi ise kendi seçmenini de iktidarın her türlü çabasına karşın pozisyonunu da korumaya devam ediyor. Karamollaoğlu, Babacan ve Davutoğlu gibi oy oranından daha fazla bir siyasi role sahip olacak gibi görünüyor. 

Sistem değişikliğinin anahtarı HDP’de

Hâlâ en kritik rolün HDP ve seçmeninde olacağı anlaşılıyor. Tüm siyasi kısıtlamalara, örgütündeki tutuklamalara karşı HDP’nin oy desteği gerilemiyor. Ama oyunu değiştirecek radikal bir hamleyi de geliştiremiyor. 

HDP’nin sol partilerle ayrı bir ittifak oluşturup oluşturamayacağı veya seçimlerde hangi tercihte bulunacağı da elbette seçimin sonucu için kritik olacak. Ama ne olursa olsun sistemi değiştirecek siyasal güce ulaşmak, en azından bugünkü tablo içinden bakılınca HDP’nin dâhil olmadığı bir süreçle mümkün olmayacak.

Seçime kadar tüm bu taktik ve stratejik hamleler değişecek. İç ve dış dinamikler de değişecek doğal olarak. Süreç her bir aktörün ana stratejisi ve günlük taktik hamleleriyle değişecek de. Ama bugünden seçmen gözünde artık iktidar kaybetmeye daha yakın duruyor.

Muhalefet ise en geniş ittifakı oluşturamaz ve iktidara değil sisteme muhalefet üzerinden bir strateji oluşturamazsa benim “sıçrayarak seçim” dediğim bir-iki yıl arayla iki seçim kaçınılmaz olacak.


Bekir Ağırdır'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı