Dağlardaki çoban ateşleri

  • 25.11.2022 11:20

Genciyle yaşlısıyla, her demografik, sosyolojik, kültürel, sınıfsal kümeden memleketin geleceği için burnunun direği sızlayan insanlar arayış içinde. Farklı siyasi geleneklerden, kimliklerden gelen insanların ilişki ve diyalog platformları çoğalıyor. Bunların her biri, dağlardaki çoban ateşleri gibi

Gündelik hayatın her alanındaki kalite kaybını, kuralsızlığın yaygınlığını, her an hepimiz hissediyoruz. Çoğumuzun aklındaki soru, bu bozulmanın, yıkımın nasıl düzeltileceği. Siyasi tercihlerden öte kurum ve kuralların nasıl, ne kadar zamanda, kimlerle yenilenerek, yerli yerine oturtulabileceği. Bir bakıma yeninin enerjisi, insan kaynağı nasıl sağlanacak sorusu yalnızca siyasetçilerin değil hepimizin sorusu. Aynı zamanda da sorumluluğu… Yeni enerji yeni insanlardan, gençlerden, kadınlardan, sivil toplumdan ve esas itibarıyla bu memleketin kendi zihinsel yeteneklerindeki ve toplumsal duygusal zekasındaki birikiminden, maharetinden çıkacak.

Bu ülkenin en büyük sermayesi gençleri

Bu yıl 10’uncu yaşını kutlayan ve geçen hafta gerçekleşen “Brand Week Istanbul” konuşmacılarından Bilkent Üniversitesi’nden Refet Gürkaynak sunumunda dikkat çekici bir cümle kurdu. Gürkaynak üniversitedeki öğrencilerinin her yıl öncekilerden daha nitelikli olduklarından söz ediyordu.
Bu köşede sıkça gençleri yazdım, umutsuzluklarını, karamsarlıklarını, hayalsizliklerini, idolsüzlüklerini, memnuniyetsizliklerini.mÖte yandan geçen haftaki toplantılarda sunumların dışında, dinleyici koltuklarındaki gençlerin enerjilerini, heyecanlarını, başarılarını da gördüm, sorularını, telaşlarını, meraklarını da duydum.

“Her seçim bir başlangıçtır” başlıklı alt programdaki 11 oturum boyunca yüzlerce genç salondan ayrılmadan, gelecek seçimlere dönük tartışma ve öngörüleri içeren toplantıları soluksuz ve arasız dinledi. Hepsi gelecek seçimlere dair ne yapabileceklerini, neyi, nasıl yapmaları gerektiğini soruyorlardı hararetle. Bir kez daha anladım ki bu memleketin en büyük sermayesi insanı, özellikle de gençleri.

Beyin göçü, ‘beyin gücü’ olur mu?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) son iki yıldır uluslararası göç istatistiklerini yayınlamıyor. Yayınlanan son Uluslararası Göç İstatistiklerine göre, 2019’da Türkiye’den yurt dışına 84 bin 863 Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gitmişti. 2019’da Türkiye’den en çok göçün yaşandığı yaş grubu 25-29’du.
Hepimiz biliyoruz ki özellikle 2019’dan sonra akademisyenler, doktorlar, mühendisler, yazılımcılar, bankacılar gibi meslek gruplarından ve genç nüfustan kayda değer sayılarda yurt dışına göç var. Gerçek sayıları bilemesek de çok ciddi bir beyin göçü sorunu ve gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Giderek yurt dışına gidenlerin yaşının gençleştiğini de gözlüyoruz. Bizim gibi ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru beyin göçü tarih boyunca yaşandı. Ama bu kez yaşanan göçün siyasi nedenlerle, ülkenin geleceğinden umudu kesmekle, o umutsuz ülke geleceği içinde kendini var hissedememekle ilgili olduğunu biliyoruz.

Gürkaynak’ın sözünü ettiği nitelik artışı göç dürtüsünden kaynaklanıyor olabilir. Yurt dışına gitmek isteyen, küresel rekabette yer kapmak isteyen, gelişmiş ülkelerdeki meslektaşlarıyla boy ölçüşmeye hazırlanan üniversite öğrencilerinin daha çalışkan, gayretli, arzulu olmaları doğal belki de. Öte yandan son yıllarda gidenlerin büyük kısmının Batı’nın üniversitelerinde, finans kurumlarında, şirketlerinde iş bulabildiklerini ve başarılı olduklarını biliyoruz. Örneğin Londra finans dünyasında, küresel sivil toplum örgütlerinde Türklerin ağırlığından söz edebiliriz. Yine Brand Week İstanbul konuşmacılarından Chicago Üniversitesi’nden Ufuk Akçiğit’in sunumunun başlığı da “Beyin göçü değil beyin gücü” idi. Yurt dışına gidenlerin bir kısmının küresel şirket ve markalarındaki işlerinde çok başarılı olan, yine aynı kaygılarla başarılı kariyerlerini yurt dışına gitme fırsatı olarak kullanan profesyonellerden oluştuğunu da biliyoruz. Üstelik bu grup profesyoneller birçok küresel şirket ve markada küresel, bölgesel yönetici olma fırsatını yakalamış ve çok başarılı olmuş durumdalar.

Esas itibarıyla sorun olarak gördüğümüz beyin göçü meselesinde durum buysa belki de bu durumu lehimize nasıl kullanabiliriz diye düşünmenin vakti gelmiştir. Bu insanlar gittikleri yerlerde yeni küresel bilgiye, çabalara, tartışmalara ve ağlara dahiller. Sahip oldukları maharet ve bilgilerini şimdi en yeni küresel bilgi ve ilişkilerle daha da güçlendiriyorlar. O zaman soruyu, yurt dışındaki bu kapasiteyi ülke lehine nasıl kullanabiliriz şeklinde kurmak daha doğru olabilir.

Akılları ve yürekleri hâlâ bu ülkede

Çünkü biliyoruz ki son yıllardaki gidişlerin nedeni siyasi ve gelecek kaygıları. O nedenle ülkenin siyasi ve ekonomik koşulları kayda değer değişimler ve dönüşümler geçirmeden dönmeyecekler. Ama gidişlerini tetikleyen kaygıları aynı zamanda ülkeye dair bir umudu da barındırıyor. Akılları ve yürekleri hâlâ bu ülkede. O zaman geliştirdikleri maharetleri, dahil oldukları ağları ülke lehine kullanma yol ve yordamlarını geliştirebiliriz. Akçiğit’in kastettiği de tam bu. Zihin haritamızı tersine çevirerek beyin göçünü beyin gücüne çevirebiliriz. Bir gün fırsat bulursa gitme hayali olsa da olmasa da gençlerin hemen tümü kendi geleceğiyle ülkenin geleceği arasındaki ilişkinin farkındalar.

KONDA bulgularına göre her 100 gençten 81’i herhangi bir siyasi partiye üye değil ve olmak da istemiyor, her 100 gençten yüzde 78’i hiçbir sivil toplum örgütüne (STK) üye ya da gönüllü değil. Her 100 gencin 25’i neden göstermeden, 25’i zamansızlık nedeniyle, 12’si güven duymadığı için, 11’i de ilgi duymadığı için sivil toplum faaliyetlerinden uzak duruyor. Güven eksikliği STK’lara duyulan güvensizlikten çok devletin STK’lara ve STK’lara katılanlara uyguladığı belirtilen baskıya dair algılardan besleniyor. İkinci neden ise, STK’ları “işlevsiz” bulmaları.

Gençlerin yüzde 90’ı son 3 ay içinde herhangi bir sivil toplum örgütünün faaliyetine, etkinliğine, toplantısına katılmamışlar. Öte yandan her 100 gençten 19’u bireysel olarak Twitter hashtag kampanyasına, 12’si imza kampanyasına katılmış, 16’sı bir yardım kampanyasına bağış yapmış.
Gençlerin siyaset olarak gördükleriyle geleneksel siyaset tanımı farklı. Geleneksel siyaset ideoloji, örgüt, parti, lider, hiyerarşi gibi bir dizi karakteriyle onlara yabancı. Halbuki onlar için siyaset, hayatın her alanında, daha esnek, kıvrak, hiyerarşisiz, formu-etkinliği-katılımı esnek yapılar içinde mücadele etmek. Geleneksel siyasetin unsurlarından bakarak “apolitik” sandığımız gençler belki de bizlerden daha “politik” tutum ve davranış gösteriyorlar. Ortada görünen, kocaman kocaman tabelaları olan örgütlenmeler biçiminde değil, yerel ve dağınık mikro ağlar biçiminde hareket ettikleri için de farketmiyor olabiliriz.

Her on yılda bir periyodik siyasi tıkanma, ekonomik kriz ve değişemeyen, çözülmeyen, markalaşmış sorunların yaşandığı bir ülkede varolabilmek, başarılı olabilmek için geliştirilmiş içgüdüsel stratejilerden birisi birey ile yurttaşlığın iki paralel evrende gibi algılanması ve kurgulanması. Bu ülkenin gençlerinde, mühendislerinde, doktorlarında, yazılımcılarında içkin olan bu yetenek bugün belirsizliğin, karmaşıklığın, gerilimlerin esas olduğu küresel dünyada bir avantaj oluşturuyor olabilir. Bugünün küresel krizleri içinde yalnızca akılla, bilinçle, bilgiyle değil yanı sıra sezgiyle, duyguyla, iç görüyle başarılı olunabilir. Bu ülkenin genç enerjisinde de bu duygusal zeka yeterince güçlü.

Temel eksiklik, ülkenin geleceğine dair bir iddiayı duymuyor, tutku ve heyecanla kendilerinin de içinde olabilecekleri bir hamleyi henüz siyasi aktörlerden göremiyor oluşları. Kaldı ki bu eksiklik yalnızca gençlerde ya da yurt dışına gidenlerde değil içerideki sosyal sermayenin büyük kısmında da gözleniyor.
Muhafazakâr veya seküler, Türk veya Kürt, sol veya sağ, bir çok farklı kimlikten, ideolojiden, siyasi gelenekten gelen ülkenin nitelikli insan gücü, gençlerle benzer biçimde bir ortak ufuk, ortak siyaset arayışında. Son yıllarda farklı siyasi geleneklerden, kimliklerden gelen insanların temas zeminleri, ilişki ve diyalog platformları çoğalıyor. Onların da kocaman tabelaları, mekanları, örgütleri yok ama ağlar biçiminde yüzlerce platformda bu çeşitlilik içinde tartışmalar, birbirini anlama çabaları, ülkenin ortak ufkunu inşa arayışları çoğalıyor.

Gençler diye düşünmeye başlasam da genciyle yaşlısıyla, her demografik, sosyolojik, kültürel, sınıfsal kümeden memleketin geleceği için burnunun direği sızlayan insanlar arayış içinde. En azından bir diğerinin olmadığı bir geleceğin mümkün olamayacağını anlamış olarak, empatiyle, anlama çabasıyla birbirlerini dinleyen insanların olduğu ağlar çoğalıyor.

Bu ağlar, bu insanlar, bu gençler, yurt dışındaki bu ülkenin yurttaşları bugün bildik örgütler, çıkar grupları şeklinde hareket etmiyor gibi göründükleri için dikkate alınmıyor olabilirler. Her birisi, her bir ağ, dağlardaki çoban ateşleri gibi uzakta ve küçük görünebilirler. Ama bu ağlar ortak bir hikâyeyi, hayali, iddiayı duyduklarında da kocaman lav dalgalarına, akıntılarına dönüşecek potansiyeli barındırıyorlar.


Bekir Ağırdır'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.