Son düzlükte gidişi gençler belirleyecek

  • 8.08.2022 09:12

Son iki haftada seçim sürecini belirleyecek bazı konular netleşmeye başladı. Diyebiliriz ki briç oyununda her bir oyuncunun elindeki 13 kartın 10’u dağıtıldı. Artık herkesin oyun stratejisi belirginleşmeye başladı.
Neler oldu bakalım.

Birincisi, artık 2022’de bir erken veya baskın seçim ihtimali gündemden çıktı. Pazartesi Bakanlar Kurulu toplantısı sonrası cumhurbaşkanı enflasyonda ve ekonomide iyileşmeyi yılbaşından itibaren göreceğimizi söyledi. Bu cümle, cumhurbaşkanının tüm olumsuz sinyallere karşın 2023 başında ekonomiye dair beklentisinin olumlu olduğunu gösteriyor.

Yani ekonomik tufan nedeniyle bir seçimi kaçınılmaz ya da kurtuluş görmüyor. Halbuki yılın başlarında gözleri ışıltılı ekonomi bakanının açıkladığı yeni ekonomik programda beklenti haziran ayında iyileşmenin başlayacağına dairdi. Mayıs ayına gelindiğinde beklenti sonbahar aylarına kaydırılmıştı. Şimdi de gelecek yılın başına ertelendi. Cumhurbaşkanı ve hükümetinin iyimser beklentisi sürdüğü sürece de politikalarda değişme beklenemez. Anlaşılıyor ki şu veya bu biçimde yılbaşına ulaşılmaya, döviz kurları ya da enflasyonda ne olursa olsun dayanmaya ve erken seçimi hiç gündeme almamaya kararlı görünüyorlar.

Petrol ve gaz fiyatları daha çok can yakacak

İkinci belirginleşen unsur, enerji krizi nedeniyle küresel dinamiklerin seçim sürecinde oldukça belirleyici etkileri olacağının anlaşılması. Türkiye doğalgaz ve petrolde dışa bağımlı ve hatta doğal gazda Rusya’ya daha da bağımlı. Her ay artan cari açığın en önemli nedeni de doğal gaz ve petrol ithalatı. Bugünlerde dünya doğal gaz fiyatları normalin beş, altı katına ulaşmış durumda. Çünkü Ukrayna krizi nedeniyle Rusya Batı’nın ambargolarına doğal gaz vanalarını kapatarak cevap veriyor. Üstelik Türkiye’nin Suriye’ye güvenlikçi bakışı ve askeri harekat arzusu Rusya ve Putin duvarına tosladı. Türkiye Batı ile geleneksel gerilimlerin yanı sıra NATO’nun yeni üyeliklerine karşı tavrı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymaması gibi yeni güncel eklemelerle boğuşuyor. Doğu Akdeniz’de ve Ege’de gerilim tırmanıyor. Tüm dış politika gerilimlerini bir arada değerlendirince de her bir mesele ve küresel aktör seçim sürecini etkileme potansiyeline sahip. Özellikle de Putin'in Türkiye’ye bakışına göre şekillendireceği yeni doğalgaz fiyat ve politikası çok belirleyici olacak. Putin’in doğal gaz fiyatlaması önümüzdeki kışın doğal gaz faturaları ya da ısınma sorunu üzerinden seçmenlerin iktidara bakışını ve seçimlerin gidişatını etkileyecek.

Muhalefetin adayı Kemal Kılıçdaroğlu

Üçüncü belirginleşen unsur CHP’nin cumhurbaşkanı adayının Kemal Kılıçdaroğlu olmasının artık kesinleşmesi. Geçen hafta kamuoyuna, Ekrem İmamoğlu ile Kılıçdaroğlu’nun görüştüğü ve İmamoğlu’nun adaylık iddiasından vazgeçtiğine dair haberler yansıdı.

İmamoğlu bir hafta içinde peş peşe İstanbul’a dair çalışmaları, projeleri, iddiaları dillendirmeye ve İstanbul iletişimi yapmaya başladı.

Anlaşılıyor ki İmamoğlu siyasi geleceği ve iddiası konusunda bir taktik değişiklik yaptı. Bu da gösteriyor ki kamuoyu ve araştırma şirketlerinin anket formlarında yer buluyor olsalar da artık Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş en azından CHP’nin aday listesinde değiller.

Altılı masadaki liderlerin bazılarının tereddütleri olsa bile eğer masaya Kemal Kılıçdaroğlu adaylığı gelirse kabul edileceğini varsayabiliriz. Sonuçların ne ve nasıl olacağı ayrı tartışma konusu olsa da artık adaylık sürecinde Kılıçdaroğlu’nun hayli yol aldığını söyleyebiliriz.

Gençler dünden değil yarından oy verecekler, eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele konusunda hangi lider, hangi parti güvenlerini kazanırsa onu seçecekler

 Belirginleşen dördüncü unsur da cumhurbaşkanının peş peşe açıkladığı bazı vaatler ve politikalarda gözlendi. Bunların içinde özellikle Kredi Yurtlar Kurumu kredileri hakkındaki tartışma ve karar dikkat çekiciydi. Kamu otoritesi önce borçlulara oldukça yüksek faiz oranlarıyla ödeme emirleri gönderdi. Tam sayısı bir türlü açıklanmayan KYK borcu olan gençlerin sayısının 5.5 milyon olduğu tahmin ediliyor. Kamuoyuna yansıyan bu tahmini sayı doğru ise neredeyse her dört haneden birisine değen bir mesele konuştuğumuz anlaşılır.

Kılıçdaroğlu borçlu gençlere ödeme emirleri gönderilince "Faizli KYK borçlarını ödemeyin! Bir sene içinde iktidara geliyoruz; sözünü verdiğim gibi, sizden sadece anapara talep edilecek, o da iş bulduğunuzda" açıklaması yaptı.

Kamuoyunda oluşan tepki ve Kılıçdaroğlu’nun vaadiyle oluşan basınca cumhurbaşkanı dayanamadı. Talep edilen faizlerin silindiğini ve öğrencilerin sadece anaparayı ödeyeceğini açıkladı.

Bu meselenin yanı sıra Kılıçdaroğlu’nun otomobilde ÖTV indirimi vaadinin de hükümetin gündeminde olduğu haberleri kamuoyuna yansıdı. Anlaşılıyor ki Kılıçdaroğlu’nun somut vaatleri ve Cumhurbaşkanı'nın bu vaatleri Kılıçdaroğlu’nun elinden alma çabaları seçim sürecinde sıkça karşılaşacağımız konular olacak.

Burada kritik olan insanların bu kararlarda muhalefetin etkisini değerlendirip değerlendirmeyecekleri, olumlu gelişmeleri hangi liderin hanesine başarı olarak yazacakları. Örneğin gençler KYK kredilerinin faizlerinin silinmesinin primini Erdoğan’a mı Kılıçdaroğlu’na mı verecek? Ve bu sorunun cevabı seçim sürecini etkileyecek unsurlardan birisi olacak.

Çünkü önümüzdeki seçimlerde kabaca 6.5 milyona yakın genç seçmenin ilk kez cumhurbaşkanlığı seçimi için oy kullanacağını tahmin ediyoruz. 2023'te yaklaşık 62 milyonu aşkın yurt içi seçmen olacak. Bunların 20 milyonu 30 yaş altı seçmenlerden ya da 9.5 milyonu 25 yaş altı seçmenlerden ve hatta 6.5 milyonu bugün 17-22 yaş aralığında olan seçmenlerden oluşacak. Son seçimlerden bu yana gerçekleştirilen araştırmaların bulgularından yola çıkarsak, 17-18 yaş aralığındakilerin çok büyük kısmı, 18-24 yaş aralığındakilerin yarısı, 25-30 yaş aralığındakilerin üçte biri ya kararsız olduğunu ya da oy kullanmayacağını söylüyor. Ya da bugünün kararsız ve oy kullanmayacağını söyleyen seçmenlerinden bakarsak bu kümenin yarısı gençlerden oluşuyor.

Önümüzdeki seçimlerde şimdiye kadarki seçimlerdeki katılım ve geçerli oy eğilimlerine paralel olacağını varsayarsak 50-52 milyon arasında geçerli oy sayımından bir sonuç hesaplanacak. Yani her 500 bin oy 1 puan anlamına geliyor. 20 milyonu aşkın gencin bugün 10 milyona yakın kısmının kararsız olduğunu veya oy kullanmayacağını söylediklerini de hatırlarsak 20 puanlık bir oy potansiyelinin henüz tercihini bulamadığını hesaplayabiliriz.

Buradan da siyasi kutuplaşma ve kimliklere sıkışma nedeniyle yavaş değişen bir görüntü veren bugünkü siyasi tabloyu gençlerin ne denli radikal biçimde değiştirecek potansiyeli barındırdıklarını anlayabiliriz. Ya da eğer gençlerin önüne bir umut inşa edemezsek bu potansiyelin gelecekte ne türden lümpenleşmeler, radikalleşmeler ima ettiğini de görebiliriz.

KONDA Veri Ambarı’ndaki verilerden yola çıkarak şu bulguya dikkatinizi çekeyim. 18-30 yaş grubundaki gençlerin yalnızca yüzde 26’sı “gelecek” deyince 10 yıldan fazla bir süreyi hayal edebiliyor. Yüzde 10’u için gelecek 12 ay, yüzde 16’sı için 1-3 yıl, yüzde 20’si için 3-5 yıl, yüzde 27’si için ise 6-10 yıl.

Gelecek algıları kısa olduğu gibi beklentileri de son derece düşük. Son derece karamsar bir gençlik var. Herhangi bir işe girebilirlerse yüzde 55’i için işten ilk beklentileri iş güvencesi. Kaldı ki iş bulabilmeleri de ayrı bir mesele.

Kamuoyunda sıkça konuşulan Z Kuşağı (15-25 yaş) üzerinden baktığımızda 9.5 milyon gencin yarıya yakını öğrenci. Her 100 Z Kuşağı gencin 8’i beyaz yakalı, 11’i mavi yakalı çalışan, 6’sı marjinal işler de çalışabiliyor, 6’sı da kendi veya aile işlerinde esnaf, çiftçi görünüyor. Z Kuşağı her 100 gencin 48’i öğrenci, 7’si ev kadını. Z Kuşağı her 100 gencin 44’ü istihdama dahil ama onların 12’si işsiz. Yani Z Kuşağı gençlerin 32’si az veya çok kendi parasını kazanırken, 68’i hala aileden alacağı harçlığa bağımlı yaşıyor.

Gençler hayata karşı ne kendilerini yetkin ne de güvende hissediyorlar. İçinde bulundukları çevreyi, koşulları ve ülkenin genel gidişatını umutsuz ve kendi arzularını gerçekleştirmeye engelleyici olarak görüyorlar. Bu algı gençlerde ekonomik ve sosyal anlamda oldukça yoğun biçimde “güvencesizlik” ve “kırılganlık” duygusu üretiyor. Genelde gençler, “ekonomik zorlukları” ve “eğitim ile ilgili yetersizlikleri” en büyük sorunları olarak görüyorlar. Bu nedenle de kendilerini hayata karşı daha başlarken “kaybeden” görmeye meyilliler, kendilerine sağlanan olanakların yetersizliğinden dertliler ve de kızgınlar, öfkeliler.

“Yukarıdan” gelen müdahalelere tepkililer. Devlet veya baba, parmak sallayan, gençlere ne yapıp yapmayacaklarını söyleyen her figür ve söylem onların sıkışmışlık duygularını artırıyor ve kızgınlıklarını yükseltiyor. En önemli algı, kabul ve duyguları ülkede yaygın bir adaletsizliğin, eşitsizliğin ve yoksulluğun olduğu. Hayalleri de eksiliyor her gün. İdolleri de yok.

Yaşanan adaletsizliğin kuşaklar arasında da yaşanıyor olduğunu ve kendi kuşaklarına karşı da yoğun adaletsiz davranıldığını düşünüyorlar. Bugünün gençlerinin önceki kuşaklardan önemli bir farkları daha var. Önceki kuşaklar gibi monolitik kültürün hakim olduğu köylerde, kasabalarda, şehirlerde değil, farklılıkların bir arada olduğu kalabalıklarda yaşıyorlar. Bugünkü gençler büyükşehirlerde, metropollerde çoğulcu bir kültürel ve toplumsal dokunun içinde doğup büyüyorlar hem de pencerelerinden kendilerinden çok farklı bir refah ve hayat biçiminin olduğunu görüyorlar. Giderek eşitsizlikler nedeniyle artık alın teriyle çalışarak o hayat seviyesine ulaşamayacaklarına dair umutsuzluk artıyor. Bu umutsuzluk onları öfkelendiriyor.

Umutsuzluk ve öfke bir yandan ülkenin sorunlarının siyaset marifetiyle çözülemeyeceği inancını pekiştiriyor, diğer yandan hukukun üstünlüğüne, alın teriyle çalışmanın erdemine inanç azalıyor. Yani gençler siyasete dünden değil, yarından bakıyor ve gördükleri de umutsuzluk çoğaltıyor.

Umutsuzluk kızgınlığa ve öfkeye dönüştüğü oranda da lümpenleşme eğilimi artıyor. Kızgın bir dille “öteki” anlatısı ve hedef göstermeleri, örneğin “Suriyeliler” söylemi tam da bu nedenle gençlerin bir kesiminde karşılık buluyor. Erişemedikleri, kendilerinden esirgenen fırsatları başkalarının kullandığı anlatısı gençlerin bir kısmındaki güvenlik talebi ve milliyetçi kabullerle lümpenliğe yatkın bir duygu iklimi yaratıyor.

Yine de gençler diye kodladığımız 20 milyonu aşkın yurttaşı bu özetlenen karakteristikleri taşıyan monolitik bir küme sanmak da doğru değil. Elbette gençlerimizin içinde küresel yurttaş olmuş yetkinlik ve maharette bir alt küme olduğunu da bilmeliyiz. Genellikle gençler ve kuşakları 12 burç kümesine ya da dört kuşak açıklamasına sıkıştırarak anlama çabaları için başlangıç kolaylığı sağlasa da yeterli olmadığını unutmamalıyız.

Bugün bildiğimiz, hemen tüm kamuoyuna açıklanan araştırmalardan belirgin biçimde ortaya çıkan örüntü, gençlerin yarısının siyasetten ve siyasi aktörlerden umutsuz oldukları. Siyasi tercihi olanlar arasında ise iktidar blokunun oy oranlarının ülke ortalamalarının da yarıları mertebesinde olduğu ve muhalefet bloku parti tercihlerinin görece daha yüksek olduğu yönünde. Seçimin sonucunu belirleyecek ana dinamiklerden birisi siyasetten umutsuz ya da bugün kararsız olan 10 milyonu aşkın gencin sandığa gidip gitmeyecekleri ve gittiklerinde hangi partiden yana oy kullanacakları.

Tekrarlayayım ki gençler dünden değil yarından oy verecekler, eşitsizlik ve adaletsizlikle mücadele konusunda hangi lider güvenlerini kazanırsa, hangi lider onların önüne inandırıcı bir umut koyarsa sandığa gelecek ve o lidere, partiye oy verecekler. 


Bekir Ağırdır'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.