• 18.04.2020 00:00
  • (43266)

 Adaletiyle kıyamete kadar insanlığa örnek teşkil edecek Hz. Ömer’e ait olan “Adalet mülkün temelidir” sözünün Arapçası “El-‘adlü esâsü’l-mülk”tür. Bu Arapça söz tam olarak “devletin veya düzenin esası adalettir” anlamına gelir. Türkçeye çevrilirken “esas” sözcüğü kayıtlara “temel” olarak geçmiş.

“Kenar-ı Dicle’de kapsa bir kurt kuzuyu, gelir de adl-i ilahi Ömer’den sorar onu” diyerek adil olmanın ölçüsünü koyan Hz. Ömer’in adalete ne derece önem verdiğini onun yaşamından ve kılı kırk yararak verdiği “adil kararlardan” biliyoruz.

Hz. Ömer’in Dicle kenarında dolaşan kuzunun hakkının korunmamasının vebalini bile omzuna yüklediği bir adalet anlayışından ilham aldıklarını iddia edip bu anlayışı rehber edindiklerini söyleyenlerin günün sonunda adaleti uygularken “adil olmamasını” neyle izah edebiliriz?

28 Şubat postmodern darbe dönemlerini hatırlıyorum!

O dönemde Sincan’da yaşıyordum.

Sincan Belediyesi’nin Lale Meydanı’nda kurduğu ramazan çadırlarına her yıl katılan ve bu çadır kurulumlarına yardım eden birisiydim.

O dönem darbeye disposable (tek kullanımlık) malzeme edilen çadırda da bulundum. Filistin Gecesi’nde de oradaydım. Tiyatro oynayan ve yargılananların tamamı arkadaşımdı.

O yıllarda iki ablam ve iki erkek kardeşim Sincan İmam Hatip Lisesi öğrencisiydi. 28 Şubat’ta yaşatılan zulmü iliklerine kadar hisseden bir aileyiz. İki ablamın Milli Güvenlik derslerinde başörtülerini açmamak için verdikleri mücadele ve direnişi dün gibi hatırlıyorum.

28 Şubatçı zihniyete karşı Müslümanların haklı direnişi ve “adalet arayışı” gerçekten takdire şayandı.

Herkes “adalet” diye haykırıyordu.

Dönemin yasakçı zihniyetine mahkeme salonlarında duvarlara asılı “Adalet mülkün temelidir” yazısı hatırlatılıyordu.

Hepimiz, adalet sisteminin birilerini kayırdığından, başka birilerini de mağdur ettiğinden dem vuruyorduk.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı iken Siirt’te okuduğu bir şiir yüzünden ceza alan Erdoğan’ı yaşadığı mağduriyet nedeniyle aylarca savunduk. Bunun bir zulüm olduğunu, insanların okuduğu bir şiir yüzünden yargılanamayacağı haykırdık. Hiç bir insanın fikir ve düşüncesini beyan ettiği için yargılanamaması gerektiğini savunduk.

Adaletin mağdur ettikleri olarak “herkes için adalet” istedik.

“Herkes için eşitlik” istedik.

O dönemlerdeki “gözü kapalı adalet heykeli” metaforu çıkışlarımızı hiç unutmuyorum.

Adaletin kişileri renklerine, dillerine, düşüncelerine, ideolojilerine göre ayırmaması gerektiğine inanıyorduk.

Adalet dediğimiz şeyin “eşit” olarak uygulanması gerekirdi.

Gözü açık bırakılan bir adaletin vatandaşlarını göreceğine, tanımlayacağına böylelikle de belleğine yüklenen ve tarifi yapılan “makbul vatandaşları” kayıracağını ve dolaysıyla ötekileri de mağdur edeceğine inanıyorduk.

Bu yüzden adaletin “gözü kapalı” olarak yargılaması ve hüküm vermesi gerektiğine vurgu yapıyorduk.

1997 böyleydi.

Dindar camianın “adalet mücadelesi” ile geçti yıllar.

Aradan 23 yıl geçti.

23 yıl sonra çoğunluğunu 28 Şubat mağduru dindarların ve sağ-sol çatışmalarının olduğu 1980 dönemindeki adaletsizliklerin mağduru olan ülkücülerin oluşturduğu kişilerin oylarıyla yeni bir “adaletsizlik” yaşandı bu ülkede.

23 yıl sonra bu ülkede yine aynı cümlelerle “herkes için adalet” diye haykıranlar, “adalette eşitlik” isteyenler var.

Hazindir ki, “herkes için adalet” isteyerek direne direne tırnaklarıyla kazıya kazıya iktidar olanlar, 23 yıl sonra “sadece belirli kişiler için adalet” sağlayacak bir karara el kaldırdı ve ardında “eşit adalet” diye isyan edecek, çığlıklar atacak mağdurlar bıraktı.

Bu kadim topraklar, bu “kahredici kısır döngüyü” hak etmiyor!

Bu mazlum coğrafya, bu acı veren “fasit daireye” mahkûm edilmeyi hak etmiyor!

Hz. Ömer’in o sözü kulaklarımızda yeniden çınlamalı!

Sadece kendimiz gibi olanların, kendimiz gibi düşünenlerin, burnumuzun dibindeki yakınlarımızın değil, uzaklarda bizimle hiç alakası bile olmayan Dicle kenarındaki kuzuların da hakkını gözetmeli ve savunmalıyız.

23 yıl sonra adalet, mülkün sadece temeli olmamalıydı.

23 yıl sonra aynı davadan yargılanan sanıklardan 1.kattakiler beraat, 2.kattakiler 10 yıl, 3.kattakiler müebbet almamalı.

Mülkün sadece temelinde değil, her katında, her odasında, her salonunda adalet olmalı.

Çünkü adalet, mülkün “sadece temeli” değildir.

Adalet mülkün esasıdır!