• 23.04.2021 18:51
  • (244)

Türkiye’de ne kadar netameli iş varsa enflasyon başta olmak üzere KKTC’ye ihraç etme alışkanlığımız mevcut. Bunun sonucu, geçtiğimiz hafta başlayan süreç böyle devam ederse, ister misiniz KKTC yerine KKTİC (Kuzey Kıbrıs Türk İslam Cumhuriyeti) demeye başlayalım?

Ama sanmam.

Çünkü Kıbrıslı Türkler ve ülkeleri KKTC, TC’yle mukayese kabul etmeyecek kadar Batılı, demokrat ve çağdaş bir tablo sergiliyor. Anayasa mahkemesi görevi de yapan Yüksek Mahkeme, ilgili yasada yapılan 2017 değişikliğiyle Din İşleri Dairesine halk arasında bilinen ismiyle “Kuran kursu” düzenleme yetkisi verilmesini laikliğe aykırı bularak iptal etti. Sonuçta, devletin gözetimi ve denetimi olmadan Din İşleri Dairesinde "Kur’an kursu açılamayacağına" karar verilmiş, KKTC Anayasası Md. 1’deki laiklik ilkesine aykırı görülen Kur’an (hafızlık) kursları kapatılmış  oldu.

Hizmet-Sen’in 2018’de açtığı dava sonucu alınan bu kararı Başkan Narin Ferdi Şefik, ki kendisinin bu başkanlığı Kıbrıslı Türklerin kadına verdikleri önemi de temsil etmektedir sanırım, laiklik kavramını kulaklara küpe olacak şu sözlerle açıkladı:

 "Laik bir Cumhuriyetin varlığı için, ülkede din hürriyeti bulunması ve ayrıca din ve devlet işlerinin birbirlerinden ayrı olması gerekir. Bu kuralın gereği olarak laik bir devletin dinî kurumları devlet fonksiyonları görmemelidir. Aynı şekilde devlet kurumları da din fonksiyonlarını ifa etmemelidir."  

***

Karar, Türkiye’de Gayrimüslim ruhban okulu (ör. Heybeliada) açtırmayan AKP+MHP iktidarının büyük tepkisine sebep oldu. F. Altun konuştu: “İdeolojik ve dogmatik bir aklın ürünüdür. Temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmaya yöneliktir”.

CB Erdoğan, 2019-2020’de başbakanlık yapan ve 18.10.2020’de KKTC devlet başkanı seçilen Ersin Tatar’ı çok tutuyor. Hatırlarsanız, hemen ziyaretine gitmiş (15.11.2020) ve “5 dönüm arazi verin, KKTC’de Cumhurbaşkanlığı makamını inşa edelim. Zira bu tür makamlar farklı ülkelerin bakışını değiştirir” demişti. Bu son karar hakkında da, Cuma namazı çıkışında fevkalade önemli şeyler söyledi: 

"Dışişleri bakanım Mevlüt Bey orada. Dün Mevlüt beye giderken, bu konuyu etraflıca görüşeceksin dedim. Görüştükten sonra gerekli açıklamayı orada yapacaksın dedim. KKTC AYM başkanının yapmış olduğu açıklamayı bizim kabul etmemiz mümkün değil. Öncelikle AYM başkanının laikliği öğrenmesi lazım. Türkiye'de şu anda laikliğin uygulaması nedir bunu da öğrenmesi lazım. (…) Kuzey Kıbrıs, artık her şeyiyle Türkiye'deki uygulamalar neyse bunları uygulama safhasına geçirme durumundadır. Oradaki bazı sendikaların, din düşmanı sendikaların attığı adımları bizim de kabul etmemiz mümkün değil. AYM Başkanı bu yanlışından süratle dönmelidir. Dönmediği takdirde bizim atacağımız adımlar da farklı olacaklardır."

Evet, fevkalade önemli. Ve ayrıca ilginç. Çünkü sanırsınız ki bir ABD başkanı, dışişleri bakanını G. Amerika ülkelerinden birine yollayıp talimat iletiyor. Çünkü bu sözler açıkça iki şey demek:

1) “KKTC bağımsız devlettir ve bağımsız kalacaktır” sloganımızı galiba yanlış anladınız. Biz onu size değil dünyaya söyledik. Yoksa, KKTC hem yönetim hem ekonomi hem de yargı olarak bizim ağzımıza bakacaktır;

2) Ağzımızdan çıkanları derhal yapmazsanız mali desteği keseriz, memur maaşlarını bile ödeyemezsiniz.

(Bilgi için yazayım, 2020’de bu mali destek 2,3 milyar TL idi).

Aslan kolonimiz KKTC.

***

Koloni derken: Biz solcular bu tür bağımlılık ilişkilerinde sadece “sömürge” terimini kullanırız. Fakat bu terim emperyalizmi suçlamak anlamına geleceği için Batılılarca kullanılmaz. Onların tercih ettikleri “koloni” terimidir ve aslında daha kapsayıcıdır çünkü sömürge olmayan, sömürülmeyen, tersine metropol halkının (üstünlük hissi damardan zerk edilerek) duygusal olarak sömürülmesine yarayan koloniler de olabilir. (Hatta, çok belirgin amaçlar için kullanılan denizaşırı topraklar olabilir. Mesela, 1788-1868 arasında Avustralya bir “ceza kolonisi” idi; B. Krallık kürek mahkumlarını buraya yolluyordu. Aynı şey, 1852-1946 arasında Fransa için söz konusuydu; Henri Charrière’in “Kelebek” otobiyografisinde anlattığı, Guyana’daki Şeytan Adası’nı hatırlayın.)

Zaten “koloni” teriminin kökü: KolonYani, önce metropolün oralara kustuğu, sonraki dönemlerde de daha iyi bir hayat kurmak için oralara gidip yerleşen (ve oradaki Yerli halkı zamanla egemenliklerine alan) Avrupalı. Zaten onun içindir ki kolon anlamında hep “Beyaz Kolon” terimi kullanılır. ABD, Avustralya, G. Afrika Cumhuriyeti, Y. Zelanda hep böyle kuruldu.  

Kolon ve koloni kavramları KKTC’nin TC karşısındaki durumunu anlamakta ne kadar yardımcı olur bilemem. Ama bilinmeyen bir şey daha istiyorsanız, o da Türkiye’den giden “kolon”ların sayısı. Kıbrıslı Türkler arasında “Karasakal” (neyi hatırlattı bu terim size?) tabir edilen bu Anadolulu göçmenlerin, 2018 itibariyle nüfusun kabaca %35’i olduğu söyleniyor; günahı söyleyenlerin. Ama durmadan yeni vatandaşlıklar verildiği cümlenin malumu.

***

Olayın sonrasını okumuşsunuzdur: KKTC Başbakanı Ersan Saner, "Anayasa Mahkemesi kararı ile KKTC’de hafızlık eğitimi kurslarının yasaklanması gibi bir durum söz konusu olamaz. Mahkemenin kararı ışığında gerekli yasal düzenlemeler yapılarak bu kurslara Devletin ilgili bakanlık ve kurumları vasıtasıyla devam edilecektir” dedi.

Yani, Yavru Vatan aynen Anavatan gibiYargı kararı dinlemeyecek. Ama medeniyet kavramını Türkiye’dekinden çok farklı yorumlayan Kıbrıslı Türklerden oy almaya nasıl devam edilecek, bunu göreceğiz. Olayın kendi önlerine dava olarak gelebileceğini bile bile emekli amiraller bildirisine karşı bildiri yayınlayan bizim Yargıtay’a ve Danıştay’a ilanen duyurulur ki, Kıbrıs Türk Barolar Birliği Konseyi, Yüksek Mahkeme binası önünde “Yargı bağımsızlığına sahip çıkıyoruz” pankartı açarak eylem yaptı. Perde devam ediyor; bekleyelim.

***

Yazının başında “sanmam” demiştim ama yine de içim tam rahat değil. TC Anayasası Md. 2’yi silip atan ve yoğun nefret söylemi kullanan sadece tek bir örnekten kalkarsak, zamanla aşağıdaki türden bir Ali-Veli haber dizisini bu sefer de KKTC basınından okumaya başlar mıyız acaba:

“… Üniversitesi … Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Dr. Veli Edizer, ‘LGBT (yani bildiğin çeşit çeşit ibneler teşkilatı) bugün İstanbul’da yürüyüş yapmak istemiş. Vali izin vermedi diye sol kesim veryansın edesiymiş. Şimdi bir genelleme yapsam, bana yakışmaz!’ dedi” (01.07.2018)

“Dr. Veli Edizer, Esra Erol'un kamuoyunda tartışma yaratan programlarıyla ilgili paylaşımda bulundu: ‘… yolun başı, İsviçre Medeni Kanununun kabul edilmesidir. Sorsan, kadına özgürlük ve uygarlık kazandırıldı. Resmiyette tek eşlilik, fiiliyatta zina ve fuhuş serbestliği. Kuvveden fiile batı ahlâksızlığı.’" (27.09.2020)

"Dr. Veli Edizer: ‘Dün gene işittim, gül gibi bir yuva yıkılmış, boşanmışlar. Niye? Koca aldattı diye. Ayıptır, günahtır. Oğlum niye aldatıyorsunuz la? Allahutaala size ruhsat vermiş. Aldınız, bir başkasını sevdiniz, onu da alın!’" (video, 04.10.2020)

“Dr. Veli Edizer’den twit. Kendisi, yukarısı tarafından, fazla ileri gitme diye uyarılmış olabilir: ‘Sözde laik, hakikatte laikçi yobazların nasırına basmak gibi özel bir hobimiz yok. Sadece müslümanız elhamdülillah ve müslümanca bir duruşumuz var. Yüce İslâm dinine mugayyir bir söz veya fiilimiz varsa bizi ikaz edene teşekkür eder, hatamızdan döneriz. Gerisi fasa fiso!’” (04.10.2020)

“…Dr. Veli Edizer başhekim yardımcılığı görevinden alındı.” (05.10.2020)

“… Dr. Veli Edizer tabiplik görevinden de açığa alındı.” (08.10.2020)   

“Dr. Veli Edizer’in 9 Mart 2021’de Ankara Güdül Devlet Hastanesi’nde yeniden göreve başladığı ortaya çıktı. (19.03.2021)

***

Not: 83’lük delikanlı Genco Erkal’ın savcılık ifadesine bin selam.