• 18.11.2021 08:25

Cumhurbaşkanı Erdoğan yine bir Merkez Bankası Para Politikası Kurulu toplantısı öncesinde faiz ve para politikasına dair bilinen görüşlerini tekrarladı. “Faiz sebeptir enflasyon neticedir, biz faiz belasını bu milletin sırtından kaldıracağız. Anlayan anlar, anlamayan anlamaz, milletimizi faize ezdirmeyiz" dedi ve piyasalardaki yangına benzin döktü. O konuşurken dolar 10.56 TL’ye kadar yükseldi.

Erdoğan Türk Lirası’ndaki yangına neden bu kadar kayıtsız? Ne yapmaya çalışıyor? Enflasyon dinamiklerini anlamaktan gerçekten çok mu uzak? Kur şoklarının tahribatını önemsemiyor mu? Bilinmeyen ve henüz çözülmeyen başka bir planı mı var? Bu soruları geçmişte ekonomi bürokrasisinde görev almış, Erdoğan’la çalışmış kaynaklarıma sordum.

Önce önemli bir detay: Erdoğan bilinen “faiz sebep, enflasyon sonuçtur” iddiasını tekrarlarken bu kez meseleyi “nas”a (ayete) bağlayarak daha güçlü bir vurgu yapmış oldu.

Geçmişte ekonomi yönetiminde bürokrat ya da siyasetçi olarak yer almış olanlar, Erdoğan’ın kur riskini, yani dolardaki tırmanışı hep küçümseme eğiliminde olduğunu söylüyor.

Erdoğan, kur şoklarının Türk Lirasının değerini manipüle eden planlı çabaların sonucu gerçekleştiğini, oynaklıkların ve döviz talebinin gerçek bir talebe dayanmadığını düşünüyor. Türk Lirasının bir “gerçek değeri” olduğunu ve bu nedenle kurdaki artışın mutlaka bir noktada durup o gerçek değere zaman içinde yaklaşacağını varsayıyor. “Dolara, Euro’ya yatırım yapanlar yaya kalırlar” mealindeki sözleri yıllarca tekrarlamasının temelinde de bu var.

Erdoğan’ın kur gelişmelerini belli mihrakların siyasi baskı aracı olarak gördüğünü biliyoruz. Ona göre kur üzerinden toplum manipüle edilerek siyaset dizayn edilmeye çalışılıyor. Özellikle seçim dönemleri öncesinde ve kritik eşiklerde kurun bu amaçla kullanıldığından emin.

Bir başka önemli nokta, kur şoklarının firma bilançoları üzerindeki sarsıcı etki yarattığı yönündeki endişenin Erdoğan tarafından gerçekçi bulunmaması. Kaynaklarıma göre Erdoğan kurumsal firma döviz borçları konusu açıldığında bu firmaların bu borçları ödeme gücünün olduğundan ve hatta birçoğunun yurt dışında kayıt dışı döviz varlıkları bulunduğundan dem vurmuş.

Erdoğan kuru dizginlemek için faizi artırmanın ekonomide daha büyük tahribatı yaratacağını düşünüyor. Ona göre faiz her şeyin dengesini bozuyor ve iğneden ipliğe her şeyi etkiliyor. Enflasyon olgusuna maliyet kanalından ve sınırlı bir perspektifle bakmayı tercih ettiği açık. En önemli maliyet kalemleri arasında yer alan finansman maliyetlerini ve onun çekirdiğini oluşturan faizi, ekonomi düşüncesinin merkezine koyuyor. Enflasyonun diğer nedenleri arasında yer alan rekabet unsurları, üretim bileşenleri, verimlilik ve diğer birçok temel unsur, Erdoğan için pek anlam taşımıyor. “Bana domates, biber hikayeleri anlatmasın kimse” demesi bundan.

Özetle Erdoğan, faiz aracılığıyla girişimcinin sömürüldüğü, “fahiş fiyatın” topluma çeşitli mekanizmalarla dayatıldığı basit, bileşenleri az bir ekonomi modeline inanıyor. Bu bir makro denge modeli değil; az bileşene sahip bir model. Oldukça da mekanik. Bu nedenle, ürettiği çözümler de çoğunlukla mekanik çözümler: Tanzim satış, ucuzluk market, depo baskını, Rekabet Kurulu cezası ve benzerleri.

 Erdoğan’a göre yüksek faizin tahribatı yüksek kurun tahribatına göre daha yıkıcı ve kalıcıdır. Türk Lirasının değeri sıklıkla siyasi hedeflerle belli mihraklar tarafından manipüle edilmektedir. Firmaların kur şokundan etkilenmeleri iddia edilenden daha hafif olacaktır, çoğu döviz cinsi varlığa sahiptir. Kurdaki artış bir noktada durmaya mahkûmdur ve ekonomik temellere mutlaka yakınsayacaktır.

Bu model çerçevesinden bakıldığında Erdoğan’ın “Kurda ne olacaksa olsun, kim ne yapacaksa yapsın. En kötüyü bir an önce görelim. Sonra da toparlanmaya başlarız” diye düşünüyor olması olasıdır. Reste rest çekip faizde direnerek, hatta faizi her şeye rağmen indirmeye devam ederek, “rakiplerini/düşmanlarını” havlu atmaya zorladığını varsayabiliriz.

Peki şimdi ne olacak?

“Deney”in ilk aşamasında, yani Erdoğan’ın kafasındaki ekonomini modelinin Berat Albayrak eliyle hayata geçirildiği dönemde, faiz hızla düşürüldü, piyasaya suni faiz indirimi baskısı yapıldı, zararına krediler verildi, dövizi baskılamak adına yabancı yatırımcı uzaklaştırıldı, döviz rezervleri inanılmaz bir hızda tüketildi…

Sonuç, alt üst olan makroekonomik göstergelerdi.

Şimdi deneyin ikinci aşamasındayız. Bu kez Erdoğan ekonomi politikasını bizzat yönetiyor. Muhtemelen (İki aydır olduğu gibi) kur akışa bırakılacak, faiz indirimleri sürecek, seçim öncesi olası atakları karşı rezerv açığı kapatılmaya çalışılacak, inançla yola devam edilecek.

Şiddetli bir ödemeler dengesi krizi, yaygın iflaslar ve kontrolden tamamen çıkmış bir enflasyon kuvvetle muhtemel.