• 30.12.2015 00:00
  • (54306)

 Eskiden devlet insan hakları ihlallerini inkar ederdi, şimdi ise ihlallerdeki sorumluluğunu inkar ediyor. Yaşama hakkından ifade özgürlüğüne, adil yargılanma hakkından güvenlik hakkına kadar tüm insan hakları ihlalleri peşinen faili meçhul pozisyonunda. Bir ihlalin failinin doğrudan devlet görevlileri olmaması devletin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Bu anlamda devletin vatandaşlarına karşı negatif sorumlulukları yanında pozitif sorumlulukları da vardır. Yani ihlal yapmaması yetmez. Hakları korumak ve ihlal yapılmasını önlemek gibi bir ödevi de vardır.

Bu nedenle yaşam hakkı ihlalini “örgüt yaptı” diyerek kurtulamayacağı gibi, gazetecilere yönelik tutuklamaları da “yargı bağımsız” diyerek de kendini aklayamaz.

İlgili raporlarda gazetecilere yönelik baskı sıralamasında en üst sıralarda yer alan bir ülkede iktidar temsilcilerinin “cezaevinde gazeteci yok” yada “gazetecilik yaptığı için tutuklanan yok” şeklindeki ifadeler, güce güvenilerek ifade edilen yalanlardan ibarettir. Bir dönem KCK, Ergenekon ve ODATV gibi davalarla ilgili cezaevindeki gazeteci sayısı yüze yaklaşmıştı. Dönemin başbakanı onlar terörist diyerek uluslararası platformlarda durumu kurtarmaya çalışıyordu. Eğer o kişiler gerçekten terör suçu işlemişlerse neden birkaç yıl tutuklu kaldıktan sonra tahliye edildiler ?

Hepimiz biliyoruz ki tutuklu yargılamanın kendisi bir yıldırma, caydırma, cezalandırma mekanizmasına dönüşmüştür.

Yine hukuk devletinde kabulü imkansız terörle mücadele mevzuatı, bu alanı son derece geniş ve bilinçli olarak muğlak bırakmaktadır.  Bu nedenle herkes kolayca hain yada düşman kategorisine sokulabilmektedir.

AİHM kararları çok net biçimde ifade özgürlüğünü, “şok edici, rahatsız edici düşünce açıklaması olarak” tanımlarken, hala muhalifleri iç düşman yada hain tanımlamaya çalışmanın demokratik bir siyasette yeri olamaz.

Bu durumda ortaya net bir tablo çıkmaktadır. Ya bu güce boyun eğmek , yapılan haksızlık ve baskılara teslim olup , diz çökmek yada insanlığın onur mücadelesinin tükenmeyeceğine olan inançla, toplumun gerçekle yüzleşmesine yönelik çabaların yanında saf tutmak.

Hangi medya grubu yada gazeteci, hangi nedenle bir baskıya maruz kalıyor olursa olsun, amasız ancaksız karşısında durmak, eli kalem tutan herkesin boynunun borcudur.

Hazreti Ali’nin çok veciz biçimde ifade ettiği gibi, haksızlık karşısında boyun eğenler hakları ile birlikte onurlarını da kaybederler.

AYHAN BİLGEN / KALEMTÜKENMEZ