• 5.12.2011 00:00
  • (2404)

 Geçen hafta Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu basın toplantısı düzenleyerek hükümetin Suriye’ye karşı uygulayacağı yaptırımları açıkladı. Dokuz maddeden oluşan liste, Suriye’ye silah satışının durdurulması, halka zulüm yaptığı bilinen bazı yetkililere seyahat yasağı konulması ve son olarak ekonomik ilişkilerin dondurulması gibi yaptırımlardan oluşuyor.

Davutoğlu’nun açıklamasından kısa bir süre sonra, Washington’daki Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü Tommy Vietor şu açıklamayı yapmış: “Türk hükümetini, Suriye rejimine karşı ekonomik yaptırımlar ve diğer tedbirleri içeren açıklamasından dolayı kutluyoruz.” İngiliz Dışişleri Bakanı William Hague ise, Türk hükümetinin Suriye’ye yaptırımlar uygulama kararını memnuniyetle karşıladığını bildirmiş.

Bakan Davutoğlu Suriye’ye karşı yaptırımları açıkladığı basın toplantısında, BM tarafından Suriye’deki insan hakları ihlallerini araştırmak için kurulan komisyonun raporundan da bahsetmiş. Raporda Suriye güvenlik güçlerinin halka karşı şiddet kullanarak “insanlığa karşı suç işlediği” sonucuna varıldığını da hatırlatarak şöyle devam etmiş:

“Suriye yönetiminin, meşru taleplerini dile getiren sivil halka karşı uyguladığı şiddetin, kendi halkına karşı silah doğrultan bir zihniyetin kabul edilmesi mümkün değildir... Suriye ile ulaşılan bu noktada sivil halka yönelik aşırı güç kullanımının derhal durdurulması, güvenlik güçlerinin şehirlerden derhal çekilmesi şarttır. Halkın meşru talepleri doğrultusunda anayasal demokrasiye geçiş sürecinin ... bir an önce başlatılması gerekmektedir. Bunu rejimin kendiliğinden yapmayacağı maalesef dokuz aydır süren tecrübeyle sabittir. Dolayısıyla halka karşı şiddet uygulayan Suriye yönetimi üzerinde bölgesel ve uluslararası baskının arttırılması ve bu yönetimin kendi halkına zulüm etmesini engellemek yolunda adımlar atılması zorunlu hale gelmiştir.”

Esad’ın günlerinin sayılı olduğunu düşünebilirsiniz. Fakat Suriye yönetiminin kendi kendine yıkılacağını düşünmek, Baas rejimini hafife almak olur. Türkiye’nin Suriye muhalefetine kucak açtığını biliyoruz. Hatta Libya’da muhalefet güçleri arasında savaşmış bazı kişilerin, Türkiye’den geçerek Suriye muhalefet kuvvetlerine katıldıklarına ilişkin haberler de çıktı.

Baştan söyleyeyim, bendeniz Suriye rejiminin ancak Türkiye’nin bir askerî müdahalesi sonucunda yıkılacağını düşünüyorum. Peki, Baas rejiminin halka zulüm yapması, Sünni sivilleri bombalaması halkımız nezdinde ordunun Suriye’ye girmesi için yeterli bir sebep midir? Bence hayır! Daha ciddi birtakım sebepler lazım!

Ancak PKK’nın Suriye tarafından desteklendiğini gösterdiğiniz zaman, “terörle mücadele” etiketi altında böyle bir askerî operasyonun mazeretini hazırlayabilirsiniz. Aksi takdirde, Türkiye’de kimse oğlunun Suriye’de şehit düşmesini içine sindiremez. Tabii ki Türkiye’nin Suriye’ye karşı girişeceği bir askerî müdahale ABD, NATO ve AB tarafından alkışlanacaktır. Hatta Suriye’nin zulüm altındaki Sünni nüfusunun sevineceğini düşünebiliriz.

Basında PKK ile Suriye yönetimi arasındaki tehlikeli ilişkilerin sergilenmesini epeydir bekliyordum. Nihayet Emre Uslu’nun barışseverleri eleştirdiği yazısında bunun ışığını gördüm. Yazının can alıcı kısmı şöyle:

“PKK’da Öcalan’ın açıklamalarına rağmen şiddeti tırmandıran şahin kanadın lideri Fehman Hüseyin’in kim olduğuna iyi bakmak gerekiyor. Fehman Hüseyin’in bu özel ilişkisi, PKK’nın şiddeti neden tırmandırdığını, barışı neden istemediğini, Suriye’ye kurulan PKK kamplarını, bu ülkeye kaydırılan PKK militanlarının neden kaydırıldığını da açıklayabilir nitelikte...”

“Şimdiye kadar Fehman Hüseyin’in Suriye istihbaratı ile yakın ilişkisi olduğu yönünde iddialar vardı. Öğrendiğim kadarıyla bu ilişki bir istihbaratçı- PKK lideri ilişkisinden daha derin. O bilgi şu: Fehman Hüseyin ve Beşşar Esad Şam Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden sınıf arkadaşı. Esad 1988 yılında bu üniversiteden mezun olmuş. Erdal da aynı yıl okuldan ayrılıp PKK’ya karışmış. O yıllarda Şam yönetiminin PKK’ya verdiği destek düşünülürse, Fehman Hüseyin’in Beşşar Esad ile olan sınıf arkadaşlığının nasıl anlam kazandığı da daha önem kazanıyor” (Taraf, 30 kasım).

Yazının sonunda, Esad’ın Suriye Devlet Başkanlığı’na yükselişi ile sınıf arkadaşı Fehman Hüseyin’in de PKK’nın askerî kanadının lideri olması arasındaki paralellikler anlatılıyor. Emre Uslu, PKK komutanı ile Esad arasındaki karanlık ilişkiler anlaşılmadan yapılacak barış girişimlerinin havada kalacağını belirtiyor.

Sanıyorum, Suriye yönetimi ile PKK arasındaki işbirliği haberleri çoğaldıkça, maalesef “bindik bir alâmete; gideriz kıyamete” duygusu içine gireceğiz. Tatsız bir senaryodan bahsettiğimi biliyorum, inşallah yanılırım.


[email protected]