• 26.08.2021 06:46
  • (223)

Başlığın sonu bulmaca gibi oldu değil mi? Başlık uzamasın diye kısalttım. Açılımı şöyle: Boğaziçi İmam Hatip Üniversitesi.

AKP’de Reis, devlette cumhurbaşkanlığı koltuğuna çöken ve devleti artık tek başına yöneten, bütün devlet organlarını kendine bağlayan ya da emir kulu kılan Recep Tayyip Erdoğan nam siyasetçinin düşü gerçekten de ülkemizin en seçkin üniversitelerinden Boğaziçi Üniversitesi’ni tam anlamıyla avucuna almak.

Hayalini gerçeğe dönüştürmek için Melih Bulu gibi akademik donanımı yerlerde sürünen, rektör olarak yöneticiliği ise alay konusu olan birini “kayyım rektör” yaptı.

Olmadı.

Öğrenciler ve hocalar kenetlendiler. Ne giriş kapısına vurulan kelepçe, ne inip kalkan coplar direnişi kıramadı. Hocalar sırtlarını rektörlüğü dönüp dimdik durdukları eylemlerini kesintisiz sürdürdüler.

AKP Reisi mecburen dereyi geçmek için at değiştirdi. Bulu’yu epey onur kırıcı bir yöntemle kapının önüne koydu; yerine bir başka “emir kulu” getirdi: Naci İnci.

Ancak Reis bu kez yoğurdu üfledi, yeni kayyımını bir süre rektör vekili rütbesiyle denedi.

Vekil, Reis’in gözüne girecek kadar başarılıydı. Asil değil vekil olduğunu umursamadı ve ilk ağızda öğretim üyesi Can Candan ve hukukçu öğretim üyesi Feyzi Erçin ile CİTOK (Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Kurulu) Koordinatörü Cemre Baytok’u hukuk mukuk dinlemeden işten çıkardı.

AKP Reisi tam istediği gibi bir rektör(!) bulmuş olmalı ki Naci İnci’yi asil rektör olarak atayıverdi.

Naci İnci gerçekten de değeri Reis tarafından takdir edilecek bir başarının sahibi idi. 30 Temmuz günü Boğaziçi Üniversitesi’ndeki bütün akademisyenlerin yüzde 82’sinin (eskiden bu orana “kahir ekseriyet” denirdi) katıldığı rektörlüğe adaylığını koyanlar için bir güven oylaması yapıldı. Bu güven oylamasında rektörlüğü adaylığı koyan Naci İnci bir yıldız gibi parladı. Boğaziçi Üniversitesi’nin akademik kadrosunun kahir ekseriyeti (yüzde 95’i) 95’i Naci İnci’yi 17 kişilik listenin en son sırasına yolladı.

Geleneksel olarak akademik kadronun oyları ile belirlenen rektör, bu kez ve bir kez daha AKP Reisi’nin kararı ile belirlendi. Reis anlaşılan güven oylaması sonuçlarını gösteren listeyi başından değil şeyinden okumuştu ve en sona kalan Naci İnci’yi kayyım rektör olarak atamıştı.

Anlaşıldığı kadarıyla yeni kayyım rektörün esas görevi akademik kadroda “budama,  tırpanlama memuru” olarak çalışmak; Boğaziçi Üniversitesi’ni dikensiz gülbahçesine dönüştürmek; akademik değerlerin, bilim üretiminin ocağı olarak değil AKP Reisi'ne yani siyasal İslamın tercihlerine uygun bir “güya üniversite” haline getirmek.

Becerebilir mi, başarabilir mi, Reis’in hayallerinin temellerini Boğaziçi Üniversitesi’nde atabilir mi?

Yoksa bir duvara, kaya kadar sağlam ve inatçı bir duvara mı çarpar?

*   *   *

Recep Tayyip Erdoğan nam siyasetçi “astığım astık kestiğim kestik, çaldığım düdük” demekte. Kendisine boyun eğmeyen, direnci kırılmayan bir bilim yuvasını darmadağın etmek, hatta yok etmek gibi bir hayalin peşinde.

Ancak Boğaziçi’nin öğretmenleri, öğrencileri, mezunları, öğrencilerin ana babalarının ördüğü duvara çarpacak.

Bu bir kehanet değil. Boğaziçi Üniversitesindeki direniş, saydığım bileşenlerce aylardır sürdürülüyor ve yıllardır sürecek kadar da fire vermeden, gevşemeden yürüyeceği görülen bir kararlılık temeline dayanıyor.

Yani AKP Reisi de, onun akademisyenlerin güven oylamasında listenin başında değil en sonunda yer alabilen rektörü de sert kayaya çarptıklarını henüz görmediler ama görecekler.

(Bir kanıt ister misiniz? Öyleyse Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinin en son açıklamasını dikkatle okuyun. Medyada bölük pörçük yayınlanan, Taliban karabasanının gölgesinde kalınca çok kişinin gözünden kaçan açıklama için buraya tıklayın.)

*   *   *

Bitirirken gözden kaçırmayacağımız bir vurgu:

Boğaziçi Üniversitesine yönelen saldırı ve ona karşı sürdürülen direniş salt o üniversitenin hocalarının, öğrencilerinin, mezunlarının, öğrencilerin ana babalarının sorunu değil.

Çünkü bu saldırı bilime, demokrasiye ve hukuka yönelik bir saldırı.

Yani salt seçkin bir üniversiteye yönelen bir saldırı değil.

Bize, demokrasiyi, evrensel hukuk ilkelerini, hukuk devletini savunan bizlere  yönelen bir saldırı.

İzlemekle yetinemeyiz, seyirci kalamayız…