• 19.04.2021 21:48
  • (153)

Başlığa bakıp bilimsel bir alana el attığımı düşünmeyin. Haddimi bilirim. Benimki salt merak. Kökleri Tayyip Erdoğan'ın İstanbul belediye başkanlığı günlerine kadar uzanan bir merak.

Merak edilmeyecek gibi de değil. Bir konuda bir şeyler söylüyor. Biliyorsunuz ki, hem de kesin olarak biliyorsunuz ki söylenenler doğru değil. Kestirmeden gidip, kolayına kaçıp "AKP Reisi Erdoğan yalan söylüyor" denebilir. Tamam, sonunda cumhurbaşkanına hakaret iddiasıyla soruşturma açılır; AKP yargısının "yiğit savcıları"ndan birinin karşısına dikilmek zorunda kalırsınız.

Ama Erdoğan'ın bu tutumu bu kadar sık yinelenince "kolayına gitmek" doğru olmasa gerek.

Sanki konunun (ya da sorunun) yalan söylemenin ötesine uzanan bir yanı (da) var gibi. Sanki Erdoğan söylediklerinin doğru olduğuna inanıyor ya da doğru olduğunu sanıyor.

Çok gerilere gitmeyelim. 2018 Mart'ının son günü yapılan AKP Pendik ilçe kongresinde Erdoğan uzun uzun bir konuşma yaptı. Yurtdışına gitmek için çabalayanlara, Türkiye'den gitmek isteyenlere öfkelenmişti. Şöyle cümleler kurdu:

?… Türkiye'de yaşayamayan (….) usanan biri ülkemize değil hayata küsmüş demektir. Aslında bunlar için bir ofis açıp bilet paralarını da verip göndermek lazım. Çünkü bunlar bu ülkeye yük, yük."

Tabii birinin kalkıp "Efendim mantığınız yanlış. Hele gitmek isteyenlerin keyif için değil, bu ülkede iş bulamadıkları için, gençler, hele üniversiteli gençler Türkiye'de kendilerine bir gelecek göremedikleri için yurtdışına gitme istiyorlar. Sizin dediğiniz gibi Türkiye'den usandıkları için değil" demediği, diyemeyeceği için Erdoğan bağıra çağıra konuştu ve herhalde biraz da olsa rahatlamış oldu.

* * *

Şimdi gelelim iki gün öncesine.

AKP Reisi bu kez doğuda, Hasankeyf köprüsünün açılış törenindeydi. Yine yağdı gürledi. AKP'nin (yani kendisinin) yarattığı Türkiye ile övündükçe öğündü.

O konuşmadan kısa bir alıntı yapacağım:

"…Eskiden özellikle gurbetçilerimiz Avrupa'daki imkanlardan övgüyle bahsederdi. İş, aş bulmak için vatandaşlarımız yurt dışına gitmek zorunda kalırdı, bu tablo bugün büyük orada tersine döndü"

Konuşmayı TV ekranından dinleyenlerdenim. Gözleri, mimikleri, vücut dili söylediklerine inandığı izlenimi uyandırıyordu.

Bir adım daha ileri gideceğim: Erdoğan galiba bu söylediğine sahiden inanıyor. Dahası artık aş, iş, gelecek aramak üzere Türkiye'den bir Batı ülkesine kapağı atmak isteyenlerin geçmişte kaldığına bizlerin de inanmasını istiyor.

Ve biz bu iddianın baştan sona, tepeden tırnağa, virgülünden noktasına kadar yanlış olduğunu biliyoruz.

Hele Türkiye, AKP'li kasaba belediyelerinin başında bulunan kasaba siyasetçilerinin, kapağı Almanya'ya atmak için kaçakçı çetelerine 6 bin, yerine göre 10 bin Euro'ya kadar bedel ödeyen vatandaşlara, çetelerden belediyeye armağan edilecek bir kamyon, bir ambulans, bir avanta karşılığı gri pasaport (vize engeline takılmayan hizmet pasaportu) verdiklerinin gün ışığına çıkmasıyla patlayan rezaletle çalkalanırken.

Malatya'nın Yeşilyurt belediyesi ile sınırlı sanılan bu "insan ticareti"nin daha sonra Bingöl, Muş ve Malatya'daki ilçe ve belde belediyelerinde epeydir yaygın olduğu anlaşıldı.

Rezalet bu bölge ile de sınırlı kalmadı. Kapağı Almanya'ya atmak için her şeyi, meselâ 10 Euro ödemeyi göze alan, sahte görev pasaportu alarak sahtekârlık suçu işlemekten kaçırmayanların Ordu'nun Korgan, Elazığ'ın Arıcak ve Baskil, Van'ın Tuşba belediyelerine kadar yayıldığı ortaya çıktı.

Önümüzdeki günlerde bu utanç ağı daha da yaygınlaşırsa kim şaşırır ki?

* * *

Tekrar başa dönelim. Türkiye bu rezaletle çalkalanırken, inkar etmek isteyen AKP'li belediyelerin suratlarında kendi yazılı belgeleri tokat gibi patlarken, yani tam da böyle günler yaşanırken AKP Reisi ve Türkiye Cumhuriyet'inin Cumhurbaşkanı bir köprü açılış töreninde "İş, aş bulmak için vatandaşlarımız yurt dışına gitmek zorunda kalırdı, bu tablo bugün büyük oradan tersine döndü" dedi, diyebildi.

Artık birkaç gün önce savurduğu Türkiye'nin Covid-19 salgınına karşı mücadelede dünyada en başarılı ülkelerden biri olduğu iddiasına girmeyeceğim bile.

Bunu sadece gözlerimizin içine baka baka söylenmiş bir yalan olarak algılamak ne kadar doğru olur?

Ya yukarıda dediğim gibi Recep Tayyip Erdoğan söylediklerine sahiden inanıyorsa?..

* * *

"İnşaaah yalan söylüyordur. Yoksa…" dediğinizi duyar gibiyim…