İlkbaharın ortasında kara kış yaşarken ne yapılır? Ben de öyle yaptım zaten: Bir kitap okudum ve bir film seyrettim.

Sonra yazı için bilgisayarın başına oturdum. Türkiye'de ve dünyada olup bitenler için bir internet turu attım.

Midem bulandı.

Kendini demokrasinin ve insan haklarına saygının beşiği sayan Avrupa Birliği'nin siyasal elebaşılarının "Türkiye sen Orta Doğu'dan gelen mülteci dalgasına karşı dalgakıran ol; hiçbirini bizim tarafa sızdırma. Biz de hem sana verdiğimiz mülteci bekçiliği parasını biraz daha artıralım, hem de senin demokrasiymiş, hukuk devletiymiş, özgürlükmüş, insan haklarıymış gibi baş ağrılarını görmezden gelelim, yağma ve çapul ekonomine gözlerimizi yumalım" demekten hiç farkı olmayan diplomatik gevezeliklerle örtmeye çabaladıkları ahlâksızlık mide bulandırmaz da ne yapar?

Oysa yüreğime işleyen bir filmi içim kıpırdayarak seyretmiş; günlerdir bitmesin diye bilerek ağır ağır okuduğum bir kitabı yeni bitirmiştim. Film ve kitap beni kanatlandırıp gençlik yıllarıma götürdü. O yılların şiirini, coşkusunu, yorulmak bilmezliğini şu ilerlemiş yaşımda bir kez daha yaşıyorum…

Günübirlik siyaset üstüne tek satır yazmam bugün.

* * *

Bir film seyrettim: Şikago Yedilisi'nin yargılanması

1968'de ABD'nin Vietnam Savaşını protesto eylemleri sırasında Şikago'da zorba güç kullanan polisle çatışan ve bu yüzden "terörist" ilan edilen 7 genç adamın yargılanması üstüne belgesel tadında çekilmiş bir film bu.

Hayır, film üstüne bir tanıtım ve eleştiri yazısı döktürecek değilim. Bu benim işim de, bildiğim bir uğraş da değil.

Şikago Yedilisi ve avukatları, mahkeme çıkışında

Ben bir film seyircisiyim. "Şikago Yedilisi'nin Yargılanması" adlı film beni aldı 1968'e taşıdı. Avrupa'da, Kuzey Amerika'da ve … Ve ah, evet, İstanbul'da, Ankara'da daha iyi ve daha güzel e daha haklı bir dünyanın mümkün olduğuna inanan ve bunu dünyaya ilan etmek için sokakları, alanları dolduran gencecik kadın ve erkeklerin o harikulade eylemlerine ve günlerine.

68 Kuşağı ile, benim kuşağım ile bir kez daha buluştuk ve sarmaştık…

Öğüdümdür:

Netflix erişiminiz varsa Şikago Yedilisi'nin Yargılanması'nı seyredin. Seyrettiyseniz, bir kere daha seyredin. Netflix erişiminiz yoksa, arkadaşlarınıza sorup soruşturun ve kapağı erişimi olan birinin evine atın…

* * *

Bir kitap okudum: 68 Yılında 19 Yaşındaysan Hep 19 Yaşındasın…

Arkadaşım, Cumhuriyet'te yıllarca kapı yoldaşlığı yaptığım Işıl Özgentürk'ün kitabı bu. Kendi yaşam öyküsü ekseninde 1968 Türkiye'sinde sokakları dolduran kadın ve erkekleri anlatıyor.

Hayır bir kitap eleştirisi ya da tanıtım yazısı yazmayacağım. Bu benim işim değil.

Öğüdümdür.

1968'de İstanbul ya da Ankara'da bir üniversitede olan, kendini "68'li" olarak tanımlayan, bugün 70'ini aşmış birilerine öğüdümdür. Şu Türk milliyetçiliği batağında debelenen, antiemperyalist olmayı milliyetçi olmak sanan birilerine…

Okumadıysanız Işıl'ın, o yıllarda mutlaka bir meydanda, bir eylemde, bir kafede, bir kantinde karşılaştığınız belki de tanıştığınız Işıl Özgentürk'ün kitabını bulun, buluşturun ve okuyun. Okuduysanız bir kez daha okuyun. Kitap size abdest tazeletecektir. Buna acilen ihtiyacınız var. Başka türlü "68'liyim" demeye yüzünüz olmayacak çünkü…

Bir de 68'li ana-babaların çocuklarına, hatta torunlarına öğüdümdür:

Yaşamadığınız için bilmediğiniz, bilmediğiniz için burun kıvırdığınız 1968 Türkiye'sini bir şiir tadında, bir roman lezzetinde ve yalın bir yaşam öyküsü ekseninde tanımalısınız. Tutun Işıl Özgentürk'ün elinden, açın onun "68 Yılında 19 Yaşındaysan Hep 19 Yaşındasınkitabının kapağını, sindire sindire okuyun.

Sakın ola ki kafanızı Işıl Özgentürk'ün nüfus kaydına takmayın, ağzınızı yaya yaya, büze büze "Ama o bir boomer" demeye kalkmayın. Nüfus kaydında 72 filan yazıyor. Boşverin çünkü yanlış. 19 yaşındadır o. O gün bugündür hep 19 yaşında…