• 7.02.2022 08:55

AKP iktidarının gayriresmî üyesi MHP, milletvekillerini ve yönetim organı üyelerini Kızılcahamam’da üç günlük kampa almış. Kampın kapanışında da AKP Reisi’nin kararlı destekçisi, MHP’nin 2. Başbuğu Devlet Bahçeli uzun bir “değerlendirme” konuşması yapmış.

AKP medyasında her sabahki turumu attım. Sabah, Hürriyet, Milliyet, Yeni Şafak ve MHP’nin kardeş partisinin organı Aydınlık’ta konuşma neredeyse tam metin yer almış. Kimileri Başbuğ Bahçeli’nin CHP’ye yönelen sert mi sert sözlerini öne çıkarmış, kimileri Avrupa Birliği’ni yönelik, argo deyimle ancak “posta koymuş” dedirtecek sertlikteki sözlerini...

Konuşmayı sabırla (gerçek sabır gerektiriyor) okudum.

Valla kampa katılan MHP yiğitleri ne düşündüler bilemem. Zaten düşündükleri olumsuzsa dile getirmek MHP çatısı altında pek mümkün değildir. Parti disiplini değil, Başbuğ disiplini olsa gerek.

Ama ben elbette her türüyle milliyetçiliğe, dolayısıyla MHP’ye de, onun Başbuğ’una da çok ama pek çok uzağım, öyleyse Başbuğ’un sözleri üstüne düşündüklerimi dile getirebilirim.

Buyurun...

*   *   *

Başbuğ buyurmuş: ... “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin Osman Kavala hakkındaki bu sözde kararı Türkiye'nin hukuk gücüne suikasttır, Avrupa Konseyi kendi işine bakmalıdır". 

Sayın Başbuğ, valla bu sözleriniz hiç de inandırıcı değil.

Bir kere Avrupa Konseyi’nin kararlarının bağlayıcı olduğuna ilişkin tutumu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne dayanıyor ve o sözleşmenin altında sizin sımsıkı sarıldığınız Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin nal gibi imzası var.  Sizin başbakan yardımcılığı yaptığınız, yani devlet yönetiminde çok etkili bir koltukta oturduğunuz 1999 – 2002’den bu güne ve kısa süreli bir “muhalefet dönemi”nden sonra AKP iskelesine bordo ettiğiniz, halatlarını da sımsıkı bağladığınızdan beri bu konuda herhangi bir itirazınıza tanık olmadık. Şimdi istemediğiniz bir karar çıkınca bu nasıl oluyor da “Türkiye’nin hukuk gücüne suikast” oluyor? Ben anlamadım. Anlayan varsa beri gelsin.

Ha bir de Sayın Başbuğ, Avrupa Konseyi’nin temel görevlerinden biri Avrupa İnsan Haklarız Sözleşmesi’ne aykırı tutumları izleyip gözleyip buna karşı tutum belirlemektir. Yani “Kendi işine baksın” buyurduğunuz Avrupa Konseyi o kararla kendi işine bakıyor.

Yanılıyor muyum?

Yoksa yanılan siz misiniz?

*   *   *

Başbuğ buyurmuş: “... Milliyetçi Hareket Partisi bir siyaset mektebi, bir irade mefkûresi, bir akıl methiyesi, millete duyulan engin ve ebedi sevginin markalaşmış bir merkez değeridir.”

Sayın Başbuğ, sözlerinizin hamaset bölümünü geçeceğim de şu “markalaşmış bir merkez değeridir” nitelemesini anlayamadım, dahası kaptıramadım, hatta “Acep konuşmayı yazıya dökenlerin bir hatası mı” diye düşündüm; bir daha, sonra bir daha okudum.

Valla benim bildiğim “Marka, markalaşma, marka değeri“ gibi terimler kapitalizmin, hem de küreselleşmiş kapitalizmin kavramlarıdır. Alınıp satılan mallar (metalar) için kullanılır. Bugüne kadar markalaşmış bir siyasal parti ben duymadım.

Acep bunu Başbuğ’un kapitalizmin literatürüne bir katkısı olarak mı anlamalıyız. Ne diyeyim, Allah selamet versin.

*   *   *

Başbuğ buyurmuş (hatta bu bölümde biraz uzun buyurmuş. Parça parça ele almak daha doğru olacak):

“...CHP, tarihine sırt dönmüş, istikametinden şaşmış, Aziz Atatürk’le yollarını ayırmış, Türkiye’nin kuyusunu kazmak için kolları sıvamış siyaset yozlaşması, siyasi yıkım müteahhididir. Kaldı ki eylem ve emelleriyle bunu defalarca ispat, hatta tescil etmiştir. Kuvayı Milliye’yiz demelerine hiç kimse aldanmamalıdır, tam tersine CHP kuvayı militanlık, kuvayı miskinlik, kuvayı melanetliktir. CHP, HDP ve zilletin diğer çıkar ortakları emperyalizmin mızrak ucudur. Zillet ittifakı Türkiye’ye doğrultulmuş kanlı silahın pas tutmuş tetiğidir. Zillet İttifakı küresel ve bölgesel nifak üretim lobilerinin içimize sızdırılmış Truva Atı, aramıza yerleştirilmiş saat ayarlı bombasıdır...”

Sayın Başbuğ bizim meslekte sizin bu sözlerinizin hemen tamamına “içi kof hamaset” denir. O yüzden ele almayacağım. Ama üslup gösterisi yapayım derken mantığınızı epey zorlamışsınız.

Öyle ya “CHP, HDP ve diğer ortakları emperyalizmin mızrak uçlarıdır” deyip herhangi bir kanıt göstermemek, gösterememek başka nasıl açıklanır?

Keza “...Zillet İttifakı küresel ve bölgesel nifak üretim lobilerinin içimize sızdırılmış Truva Atı, aramıza yerleştirilmiş saat ayarlı bombasıdır...” cümlelerinin inandırıcı olması için bir kanıt gerekir. Yoksa “krem sür izi kalsın” demiş olursunuz.

Hele “Zillet ittifakı Türkiye’ye doğrultulmuş kanlı silahın pas tutmuş tetiğidir” cümlesi mantığın iflas ettiği aşamadır.

Öyle ya, madem paslı tetik neden bu kadar korkuyorsunuz? Neden her fırsatta ve Kızılcahamam kampı sonrasında dilinize pelesenk ediyorsunuz? Siz söylemişsiniz: Paslı tetik. Yani işe yaramaz, istendiği kadar tetiği çekmeye çabalayın, işlemez, silah ateş almaz, öve öve bitiremediğiniz Cumhur İttifakı’nıza bir zarar gelmez.

Yani korkmayın...

*   *   *

Yazı uzadı. Haydi izin verin ve sabredin bir alıntı daha yapayım.

Başbuğ önce CHP Genel Başkanı’ndan başlıyor:

“...CHP Genel Başkanı’nın fotoğrafının ve imzasının bulunduğu bir afiş son günlerde billboardlarda gösterime sunulmuştur. Bu afişte ilamı yapılan ve vahameti iflah olmaz düzeylerde olan ibareler şu şekildedir: ‘Etnik köken, inanç, engellilik, cinsel yönelim yasayla dezavantaj olmaktan çıkarılacaktır’.

Sonra da buyuruyor:

“Türkiye’de dezavantajlı hiçbir kesim yoktur. (...) Etnik kökenin dezavantaj olduğunu söylemek Türk milletine meydan okumak, milli kimliği yok saymaktır. Bunun adı bölücülüktür, Anayasa’nın 66’ncı maddesini kasten çiğnemektir.”

Diyarbakır’dan bir Kürt arkadaşıma telefon ettim. Bu cümleleri aktardım. Tepkisi çok ilginç oldu:

-Bence atıyorsun. Bu kadarını söylemiş olamaz yani...

Başbuğ buyurmaya devam ediyor:

“...İnanç konusunda dezavantajdan bahsetmek tepeden tırnağa iftiradır, izansız ve iffetsiz bir yalandır.”

Bir Alevi arkadaşıma telefon ettim. Bu cümleyi aktarmak istedim. Sözümü kesti:

-Okudum, okudum. Senin Başbuğ haklı oğlum. Biz Alevilerin ibadet yeri olan cemevleri Diyanet İşleri Başkanlığı’nın himayesinde suyu elektriği, ödeniyor, cemevinde görevli dedeye maaş ödeniyor. Evlerimizin kapısına çarpı işareti koyanlar anında tespit edilip tutuklanıyor, mahkemelerce onlara çok ağır cezalar kesiliyor. Bence o laflar biz Alevilere değil, Rumlara, Ermenilere, Süryanilere, Ezidilere, Yahudilere filan söylenmiştir.

Şaşırma sırası bendeydi. Sordum

-Dalga mı geçiyorsun?

Evet” dedi ve telefonu kapattı.

Bana da bu yazıyı noktalayıp konuyu kapatmak kaldı.