• 16.04.2021 06:21
  • (247)

104 emekli amiral tarafından 4 Nisan gece yarısı yayınlanan bildiri yoğun tartışmalara neden oldu. Toplum, bekleneceği üzere, iki kampa bölündü. Kamplardan biri bildiriyi anti-demokratik ve darbe çağrısı yapıyor şeklinde okunmaya elverişli bir metin olarak görürken, diğeri emekli subayların ifade özgürlüğünü kullandığı ve görüşlerini açıkladığı şeklinde yorumladı.

İfade özgürlüğü her kişi ve kesimin tek tek veya grup halinde kamusal meselelere ilişkin görüş ve kanaatlerini açıklaması olarak tanımlandığında bildirinin geniş anlamda ifade özgürlüğü içine gireceğine kuşku yok. Netice itibarıyla bir grup “sivil” vatandaş belli meselelerle ilgili görüşlerini açıklamış. Bu bakımdan diğer vatandaşlarla bu vatandaşlar arasında bir fark görmek anlamsız. Ancak mesele bu kadar basit değil. Bu tür bir okuma tarih dışı bir okuma olur. Bildiricilerin tamamı emekli asker. Bildirinin imza listesinde mesleki kariyerleri öne çıkartılmış. Yani bu insanlar bir bildiriye başkalarıyla birlikte imza vermek yerine kendi başlarına bir bildiri hazırlamışlar. “Amiral” sıfatlarıyla imzalamışlar. Bu mesleklerinin kendilerine bir ayrıcalık tanıdığı kanaatinde olduklarının işareti sayılabilir. Böylece verdikleri mesajın iki ayağı ortaya çıkıyor. İlki elbette kamuya, ikincisi ise orduya verilen mesajlar. İlkinde sıkıntı daha az, ancak ikincisi epeyce sıkıntılı.

 

15 Temmuz’a Rağmen

Bu sıkıntının ana sebebi eskiden beridir askeriye içinde var olan çeşitli seviye ve derecelerde siyasete müdahil olma virüsü, daha doğrusu cuntacılık hastalığıdır. Ordunun siyasete müdahalesinin en üst noktası elbette darbeler. Sonuncusu yaklaşık beş sene önce 15 Temmuz 2016’da yaşanan darbeler ve darbe teşebbüsleri toplumun ve özellikle siyasetçilerin zihninde derin izler bırakmıştır. Bu yüzden bu bildirinin siyasete bir müdahale çabası olarak okunması hiç de şaşırtıcı görünmemekte. Nitekim maşeri vicdan da bunu bu şekilde okudu ve tepkisini verdi. Bu gerçek göz ardı edilerek yorumlar yapılması çok şaşırtıcı. ABD’de veya İngiltere’de bu tür bir bildiri yayınlansa belki hiç dikkat çekmeyecek veya hiç sorun teşkil etmeyecek olabilir. Türkiye’ye gelince iş değişiyor. Unutmayalım ki imzacılar ordu ile yakın bağlara sahip kimseler ve verdikleri mesajın orduya istedikleri gibi gitmesi için emekli askerler olarak bu bildiriyi kaleme aldıkları anlaşılıyor. 1963’te Talat Aydemir’in emekli bir asker olarak yaptığı darbe girişimi de tarihsel bir örnek oluşturuyor. Emekli subaylar için yapılabilecek en iyi şey, aralarında bazılarının yaptığı gibi açık ve meşru siyasete girmek, görüş ve kanaatlerini o çerçevede dile getirmek. Ancak o zaman, sert siyasi tartışmalara ve eleştirilere açık olmak gerekiyor. Çoğunun, bunun gerektirdiği zihni ve psikolojik formasyona sahip olmadığından şüphe etsek çok haksız olmayız.

 

Meşrulaştırma Bahanesi

Bildirinin Montrö Anlaşması hakkında olandan daha vahim kısmı Atatürkçülüğü resmi ideoloji olarak gördüklerini vurgulamaları ve onun askeriyede tartışmasız eğitim ideolojisi olmasını talep etmeleri. Aslında bu bakımdan Türkiye’de gerek askeri gerekse sivil eğitim kurumlarında kayda değer bir değişiklik yok. Nitekim Milli Savunma Bakanlığı’nın cevabi açıklamasında da aynı havanın ama daha yumuşak bir şekilde yansıtıldığı görülmekte. Fakat sıkı-militan Kemalist olduğu anlaşılan imzacı emekli subaylar, çok daha katı bir ideolojik eğitim istiyor. Bunu yaparken de Atatürkçülüğün ve “Atatürk ilke ve devrimlerinin” demokrasi ve çağdaşlık ile mükemmelen bağdaştığına inanıyor. İşte bu inanç çok tartışma götürür. Emekli Amirallerin Atatürkçülük vurgusu özünde geçen yüzyıla ait, kısmen otoriteryen kısmen totaliteryen, mahalli ve konjonktürel bir ideoloji. Türkiye’de tüm askeri müdahalelerin ve darbelerin ya onun adına yapıldığı ya da ona atıfla meşrulaştırıldığı gerçeği bile Atatürkçülük ile darbecilik arasındaki ilişki hakkında kendi başına çok şey anlatmaya kafidir. Nitekim 15 Temmuz 2016’da darbe girişiminde bulunan FETÖ üyesi askerlerin yayınladığı darbe bildirisinin ideolojisi de “Atatürkçülüktü.”

 

Askeri Eğitimde İdeoloji ne Olmalı?

Demokratik bir sistemde elbette Atatürkçülüğe inananlar var olabilir, ancak bunun ülkenin resmi ideolojisi haline getirilmesi ve kamu zoruyla tüm topluma dayatılması demokrasiye çok zarar verici. Türkiye on yıllardır istikrarlı bir demokrasi olamadıysa, gözlerin çevrilmesi gereken yerlerden biri de bu. Yaşanan bunca tecrübeye rağmen bu gerçeğin kavranamaması üzüntü verici. Bu çerçevede bildiriye yansıyan bir başka vahim hata da imzacıların askeri eğitimde esas alınacak ideolojinin ne olacağını belirleme hakkını kendilerinde görmeleri. Bu, imzacı subayların kendilerini hala demokratik siyasetin ve siyasetçinin üstünde gördüklerinin en bariz yansıması. Bana öyle geliyor ki Kemalizm ideolojisi bu emekli subaylarda hem bir saplantı hem de imtiyazlı hayat yaşamanın aracı olmuş vaziyette.

Böyle bir bildirinin hazırlanmasında, yayınlanmasında ve bildirinin içeriğinde sıkıntılar olmakla beraber bu bildirinin hukuki soruşturma konusu yapılması ayrı bir konu. Fakat esasta darbeci zihniyetin ve temsilcilerinin toplumun maşeri vicdanında mahkum edilmesi önemli. Demokrasi kültürüne güvenmek lazım.