• 29.05.2022 08:01

Gündemimiz paramiliter yapılar ve yarattıkları muhtemel riskler.

Türkiye resmi veya sivil görünümlü, devlet güdümlü ve destekli silahlı çetelerden çok çekti. Onların provokasyonlarını, yarattıkları kaosları yaşadı ve her kesimden çok sayıda yurttaşını yitirdi. Halen başlarına ne geldiği bilinmeyen ve bir mezarı dahi bulunmayanlar var.

Bu yapılanmalar, demokrasi dışına çıkmış iktidarların daima kanlı politik araçları oldular ve halka karşı suç işlediler. Toplumsal iradenin demokratik yollardan özgürce tecellisini engelleyip, ülkeyi istedikleri noktalara sürüklemek amacıyla kullanıldılar.

Toplumu kutuplaştırıp muhalifleri sindirmek, inanç, ideoloji, mezhep yönünden farklı olanları ezmek istediler. Devlet korumalı bu çeteler, iktidarların gündemine göre sık sık iç çatışma yaratma hedefiyle sokağa salındılar; sabotajlar, katliamlar ve suikastlar yapıp, halkı terörize etmeye çalıştılar. Oluşan korku ikliminde hem istedikleri politikaları dayatmayı, hem de iktidarlarının ömrünü uzatmayı hesap ettiler. Bu nedenle Türkiye, uzun yıllar büyük insani ve maddi kayıplara uğradı.

Yirmi yıllık iktidarının son yıllarında AK Parti’nin etrafında bunları yeniden akla getiren gelişmeler ve kümelenmeler olduğu görülüyor. Daha önceki bazı yazılarımda, özellikle 14 Mayıs 2020 tarihli yazımda bu konuyu etraflıca ele aldım, linki burada. (https://serbestiyet.com/yazarlar/hayir-curetleri-cehaletlerinden-degil-6423/)

AK Parti iktidarının demokrasiden kopuşu

GezioOlayları, 17-25 Aralık hadisesi, Barış ve Çözüm Süreci’nin başarısızlıkla sonuçlanması, 7 Haziran 2015 seçim yenilgisi, kanlı bir süreç eşliğinde seçimi yenilenmesi, 15 Temmuz darbe girişimi gibi birbirini takip eden gelişmelerin ardından, AK Parti iktidarı hızla demokrasiden saptı. Türk tipi başkanlık sistemine geçişle bu sapmanın anayasal ve hukuksal boyutunu da tamamladı. Güçler ayrılığı rafa kaldırılıp tek adam rejimi inşa edildi ve böylelikle Türkiye, demokrasi dışı otoriter ülkeler arasına transfer edildi.

Bugün demokrasi tamamıyla terk edilmiş ve kurumları işletilmiyor. Son derece kişiselleşmiş bir iktidar ve parti devleti şartlarında yaşıyoruz. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı rafa kalkmış ve her şey tek adam rejiminin kontrolüne girmiş durumda.

Bu gelişmelerin doğal sonucu olarak AK Parti iktidarı, dikkat çeken ölçüde destek kaybına uğramış durumda. Geleceğinden pek umutlu değil. Önümüzdeki seçimleri, normal demokratik yollardan kazanması çoğu yorumcu tarafından pek mümkün görünmüyor. Zaten kamuoyu araştırmalarının birçoğu da bu yönde veri sunuyor. Bu nedenle de, önümüzdeki seçimlere yönelik olarak, iktidarın demokrasi dışı yollara tevessül edebileceğine dair halk arasında ciddi endişeler var.

Haklı endişe ve kuşkular

Kaybedilen 7 Haziran 2015 seçimlerinin dayatmayla 1 Kasım’da tekrar edilmesi ve ağır çatışmalı süreç, HDP’nin bütün belediyelerine kayyım yoluyla el konulması ve nihayet Seçim ve Siyasi Partiler Yasası’nda iktidar lehine yapılan değişiklikler de zaten bu kanaati besleyen olaylardı.

İktidardaki keyfilik, muhalefetin susturulmaya çalışılması, siyasetin alanını daraltma girişimleri ve medya üzerindeki geniş kapsamlı kronikleşmiş kontrol de, haklı olarak ciddi bir güvensizlik iklimi yarattı. Düşünce özgürlüğü, kullanılması en tehlikeli özgürlük haline geldi. Bunlara bir de iktidardaki ciddi yozlaşmayı ve bozulmayı, menfaat şebekeleriyle iç içe geçmeyi ve ahlaki çürümeyi eklemeliyiz.

Ekonomi çökmüş, yüksek enflasyon ve döviz kurları kıskacı bütün kesimleri bunaltmış durumda. İşsizlik, çöken tarım ve uçan gıda fiyatları, dizginlenemeyen kira rakamları insanları çaresizliğe sürüklüyor. Halk arasında yaygın bir şekilde, iktidarın yaptıklarından ve ülkeyi yoksullaştırıp, birkaç yandaşı zenginleştirmesinden dolayı hesap vermesi yönünde talep yükseliyor. AK Parti, yükselen bu talebin farkında ve iktidara daha fazla asılma işareti veriyor.

Bu şartlarda, son derece kritik cumhurbaşkanlığı, yani başkanlık ve milletvekili genel seçimleri önümüze geldi, gelecek.  

Muhalefet liderlerinin isabetli uyarıları

Şirket görünümlü SADAT da bu şartlarda gündem konusu oldu.

Haklarında sayısız bilgi, haber, kitap ve fotoğraflar filan havada uçuşurken, yönetim kurulu başkanları baba ve oğul Tanrıverdiler, sürekli “Bizim gizli saklımız yok” türünden açıklamalar yapıyor. Ama nedense, bu şirketin ticaretle iştigal etmek üzere kurulduğuna, bir türlü kimse inanmıyor. Hemen akıllarına Susurluk Çetesi, Kontr-gerilla, Black Water, Wagner, gibi şeyler geliyor.  

Hele Cumhurbaşkanı Erdoğan, onca fotoğraf, başdanışman ataması ve istifa etmiş başdanışmanın bizzat kendisi ortadayken, mealen “Ben onları tanımam etmem. Onlarla işim olmaz” demesi, ister istemez “bu işin içinde bir iş var” kuşkusunu daha da yükselti.

Bildiğiniz gibi, daha önce Meral Akşener, bu şirketin Tokat ve Konya’daki silahlı eğitim kamplarına dikkat çekmişti (şirket iddiayı kabul etmese de, Akşener devlet içinden aldığı bilgiler ve gördüğü çok sayıda fotoğraf nedeniyle fikrinde ve uyarısında ısrarlı).

Geçtiğimiz günlerde de, Kemal Kılıçdaroğlu kapılarına dayanarak, kuşku ve endişelerini dile getirdi; iktidarla şirket arasındaki tuhaf ilişkilere dikkat çekti. Seçim sürecinin selameti ve sandıkların güvenliği bakımından çok önemli şeyler söyleyerek isabetli bir müdahalede bulundu. Böylelikle, olacaklardan sonra “Bizi aldattılar. Allah affetsin” gibi, kestirmeden kaçış yollarını şimdiden kapadı.

SADAT, ASSAM ve ASDER ne yapmak istiyor?

Ticaret yasalarına göre kurulan bir şirket nasıl oluyor da, dünyanın bütün Müslüman ülkelerini kapsayan, konfederatif bir devlet kurmak gibi (bunu AB’nin karşıtı, rakibi gibi tanımladıkları da oluyor) ideolojik ve politik devasa bir hedefin peşinde koşabiliyor; anlayabilene aşk olsun! Adı ASRİKA, başkenti İstanbul ve dili de Arapça olacakmış.

Ortada üçlü bir yapı var: SADAT, ASSAM ve ASDER. İktidarın koruması ve kollaması altında ve onunla irtibat halinde çalışıyorlar. Anlatımlara ve belgelere göre SADAT, işin kontrgerilla eğitimi ve silah ticareti kısmıyla alakalı. Ama bu işi para için yapmadıklarını söylüyorlar. ASSAM’a gelince konfederal devletin oluşturulması, işleyişi, anayasası, dili ve başkenti filan gibi mevzulara eğiliyor ve uluslararası konferanslar düzenliyor. ASDER ise kadro sağlamakla meşgul. Ara sıra askeri okulların öğrenci seçimine ve daha birçok konuya yardımcı olduklarını söylüyorlar.   

SADAT’ın kendi amacını tarifi inanılır gibi değil: “Silahlı Kuvvetlerin ve İç Güvenlik Güçlerinin organizasyonu, iç güvenlik ve savunma alanında stratejik danışmanlık,  iç güvenlik ve askeri eğitim ile donatım alanlarında hizmet vererek, İslam Ülkeleri arasında savunma ve savunma sanayi işbirliği ortamı oluşturmayı ve İslam Dünyasının kendine yeterli bir askeri güç olarak da Dünya Süper Güçleri arasındaki hak ettiği yerini almasına yardımcı olmaktır.”

Hatta, başka ülkelerin ordularına TSK’nın vermiş olduğu eğitim ve donanım eksikliklerini ve boşluklarını da doldurmayı hedeflediklerini iddia ediyor.

Dışarıdan bakınca gördüğümüz, İslam alemini kurtarmaya azmetmiş, onu muhtelif yollardan güçlendirip, bir nevi devletleşmiş şekilde Batı’nın karşısına dikmeye azmetmiş, şirket, düşünce kuruluşu ve dernekten mürekkep bir kompleks ve ona kol kanat geren AK Parti iktidarı. Üçlünün Pan-İslamcı misyonu ve şirketin içerideki paramiliter halleri, anladığım kadarıyla bugüne kadar iktidarı hiç rahatsız etmemiş. Algıyı değiştirebilecek farklı bir gelişme de yaşanmamış. Seçime sürecine girerken, muhalefetten buna seyirci kalması beklenebilir mi?

Seçim güvenliği Millet İttifakı’nın ellerinde!

Şimdi Kılıçdaroğlu diyor ki, bu yapı iktidardan aldığı işaret ve destekle seçim güvenliğini tehlikeye sokabilir. İktidardan alacağı işaretle, sonuçlarla oynamak için kargaşa çıkarabilir. Seçim günü sokakta hakimiyet kurmaya yeltenebilir. Çünkü, buna uygun personel kapasitesi var ve paramiliter faaliyet için eğitim veriyor. Hatta, devlet içinde bu durumdan rahatsız olanların bulunduğunu da, iddiasını güçlendirmek için ilave ediyor.

Belli bölgelerde niyeti bozuk kişilerin, iktidardan aldıkları cevazla organize olup, seçim gününün belli bir aşamasında, sokakta belli hadiseler yaratarak oluşturacakları ortamın seçimler üzerinde etkisi olmayacağını söylemek Türkiye’yi hiç tanımamak demektir.

Bununla beraber, Türkiye’de partiler seçim konusunda ciddi bir birikime sahip. Dış müdahale ve provokasyonlara karşı seçim sürecini ve sandıkları koruyabilecek bir örgütlülüğü gerçekleştirecek güçleri de var. Kolay pabuç bırakmazlar. Seçmenler ise oylarının gasp edilmesine seyirci kalmayacak kadar irade sahibi ve uyanıklar.  

İktidar, bu konudaki endişe ve kuşkuları gecikmeden gidermekle yükümlüdür.

Muhalefet liderlerinin konuyu gündeme getirmesi uyarıcı bir etki yapmış ve yerinde olmuştur. Millet İttifakı devamını getirerek, seçim süreci ve sandıkların güvenliği için zamanında önlemleri almalı ve gerekli örgütlülüğü sağlamalıdır.