• 5.07.2021 08:00

Bir çete başının salvoları ile açığa çıkanlara bakar mısınız? 
Türkiye bütün alanlarda (ekonomi, hukuk, siyaset, eğitim vb) son derece tehlikeli karanlık bir sürecin içine sürüklenmiş görünüyor. İktidarı elde tutayım derken mafya, rüşvet, yolsuzluk, kara para arasında genişleyen bataklığa, her geçen gün biraz daha gömülen siyasetçilerle yönetiliyoruz. Bunlarla kader birliği etmiş, kimi mafya-kara para-siyaset ilişkisi içinde arabuluculuğa soyunmuş, kimi OHAL mağdurları ile devlet arasında ara yüz olmuş yeni yetme medya aktörlerini konuşuyoruz.
Bunca yeme içmeye, itibar ve saltanat düşkünlüğüne, dövizin, faizin, işsizliğin aynı anda patlamasına, sınır ötesinde asker beslemeye, operasyon yürütülmeye bu ekonomi nasıl dayanıyor diye şaşıyor, merak ediyor, kendi kendime soruyordum. 
Meğer, devlet eliyle palazlanmış sermayeye yurt içi yurt dışı olanaklar yaratma, varlık barışı gibi araçlarla kara para aklamalar, zor duruma düşen işletmelere çökmeler, ülke kaynaklarını, taşını toprağını, talep edene açmalar, Katar’ı ülkenin kritik sektörlerine ortak etmeler gibi politikaların yüzü suyu hürmetine ayakta duruyormuş ülke ekonomisi. Birilerinin yaptığı uyuşturucu ticaretine göz yumma karşılığında kesilen raconların buna katkısı olmuş mudur, Allah bilir. İleride açığa çıkarsa kul da bilir.
Şu üç-beş maaş almalara, arabalara bırakılan para dolu çantalara, dağıtılan on bin dolarlara galiba pek de kulak asmamak lazım, malum, bal tutan parmağını yalar.
Bütün bu işler bir sıkıntı çıkmadan nasıl yürür, “hukuki” durumları bu işlerliğe uygun hale getirerek tabi. Savcıların durduk yerde olmadık işlere burunlarını sokmalarını önlemek için tedbir almak gerekir. Kamu varlıklarını gerektiği gibi kullanabilmek, denetimden kaçırmak için varlık fonu icat edilmelidir. Her ihtimale karşı Sayıştay da kontrol altına alınmalıdır.  
Peki, bütün bu tedbirler alınırken gençlerin, her gün sokaklarda “hak, adalet, özgürlük isteriz”, “Üniversiteme dokunma” diye yürümesine, mahalle sakinleri evlerinin ellerinden alınmasına, Kadınların “İstanbul sözleşmesinden çıkamazsınız” diye ulu orta bağırmasına, “ağacımı kesemezsiniz” diye insanların ağaçların üzerine çıkmasına, basının bunları tespit edip ekranlara taşınmasına izin verilebilir mi? 
Tabi ki hayır, başkaldıran olursa gözünün yaşına bakılmaz, biber gazı, cop, Allah ne verdiyse tepelerine binilir.
Demokrasi de, otokrasi de bir yaşam biçimi, bilinçli bir seçim işi. 
Ülkenin ekonomisini kayıt dışı gelir giderler üzerinden dengede tutmaya çalışacaksan, olup biteni açığa çıkaracak, denetime açacak, sorgulanmasına yol açacak girişimlere kapı açamazsın. Özgür basın, sivil toplum gibi, oyun bozucu muhalefet gibi yapılanmaların önünü daha baştan kesmen lazım.
Yirminci yüzyılın başından bu yana Türkçülük üzerinden mi gidelim, İslamcılık (İttihât-ı İslâm) üzerinden mi gidelim derken devleti kurtarmaya soyunanların ülkeyi taşıdığı yer işte burası. 
Bir adım atarsınız, sonra o adımı tamamlayacak başka bir adım atmak zorunda kalırsınız. İkinci adımı attığınızda da artık orada duramazsınız. Buna uygun bir sonraki adımı da atmak zorundasınız. Yani girdiğiniz yol, sizi gereğini yerine getirmeye hakkını teslim etmeye zorlar. Seçtiğiniz model sadece sizin geleceğinizi değil, çocuklarınızın, torunlarınızın geleceğini de belirler. 
ABD, 2021 İnsan Ticareti Raporu’nda, Türkiye’yi, Suriye ve Libya’daki vekâlet savaşlarında çocuk asker kullanma işine dolaylı yoldan karışmakla itham etmiş. Türkiye’yi, Afganistan, Burma, Kongo, İran, Irak, Libya, Mali, Nijerya, Pakistan, Somali, Güney Sudan, Suriye, Venezuela ve Yemen ile birlikte çocuk asker kullanan ülkeler listesinde bir araya getirmiş. 
Ülkem insanına sormak istiyorum: bunu hak ediyor musunuz, hak ediyor muyuz?