• 21.09.2021 00:24
  • (293)

Eksik demokrasi ülkesi Türkiye’de, demokratik değişim keskin bir arzu olarak dillerden hiç düşmez. Toplumda değişim fikrine karşı oluşan, refleksif ve bilinçli engeller bile bu beklentiyi ortadan kaldırmaz. Bu nedenlerle, değişim istikametinde kuvvetli siyasi söylemler, yeni siyasi melodiler, farklı beklentilerin meşru mecralarda buluşması, hemen her zaman, heyecan yaratır.

Nitekim 1946’dan bu yana ülkedeki tüm güçlü siyasi dalgalanmalar, siyasetin ve siyasetçilerin toplumsal, sınıfsal zıplamalara, dış dinamiklerin etkilerine, doğru zamanda ve doğru biçimde temas etmesiyle, bir tür “yeni”yle meydana gelmiştir. Demokrat Parti, Adalet Partisi, Ecevit’li CHP, Özal, Erbakan, Erdoğan uygun bir konjonktürde sınıfsal, toplumsal hareketlenmeleri, buna uygun tutum ve politikaları temsil ederler.

Bugün, bu bakımdan nasıl bir noktayız?

İktidar alanında siyaset ‘siyasi iktidarı’ korumak için yapılıyor.

İktidarın büyüme ve güç endeksli hamleleri “yeni Türkiye” söylemine, milliyetçi bir güven ve koruma refleksini seferber etme niyetine dayanıyor. Askeri harekatlar, üretilen silahlar, Mavi Vatan hamleleri iktidar bakımından böyle “siyasi bir hikaye” oluşturuyor.

Ancak bu hikaye, yukarıda altını çizdiğimiz yeni bir siyasi melodinin muadili değil.

Nitekim, yeni bir dalga üretme gücü bulunmuyor. Sınıfsal, kültürel bir hareketlenmenin işaretlerini taşımıyor. Toplumsal katmanları bir havuzda toplama yeteneği yok. “Kişiye ve güce” verilen bir vekaletle yürüyor. Toplumsal niteliği zayıf. Getirdiği anayasa ve kurumlaşma, birey ve toplum karşısında siyasetin tahakkümü eliyle devlet hakimiyetine dayalı. Velhasıl AK Parti’nin hikayesinin dinamosunu bir tür ‘Putinleşme öyküsü” gibi, öteki karşısında, eşitlik, güç, korunma, kimliğe dayalı varoluş, evrensel değerlerle mesafe oluşturuyor.

Adını koyalım: Bu bir depolitizasyon türüdür.

Peki muhalif aktörler?

Muhalif aktörlerin ortak noktası malum, iktidar karşısında itiraz. Kimisinin itirazı DEVA örneğinde olduğu gibi modele, kimisinin itirazı (göçmen ve HDP karşıtlığı dışında somut bir siyasi önerisi bulunmayan) İYİ Parti misali kişiye ve işletme biçimine…

İtirazların siyasallaşması bir siyasi hikaye, yeni bir siyasi melodi, değişime ve geleceğe dair beklenti, coşku oluşturur mu?

Pek zor…

Zira eleştirel siyaset ile kurucu siyaset arasında, kimi küçük köprüler dikkate alınmazsa, büyük bir uçurum bulunur. Mevcudun eleştirisi üzerine ya da mevcut uygulamaların daha iyisinin önerisi üzerine kurulu eleştirel siyaset, toplumsal beklentilerden beslenir, ancak, kendi başına bir toplumsal dalga, heyecan kümesi, beklenti kesişmesi üretmez.

Kimi siyasi partilerin, bu cendereyi kırmaya çalıştığı doğrudur.

Bununla birlikte bir bütün olarak belli bir mesafeden bakıldığında, muhalif cenahta, ortada “yeni”ye dair bir vakum bulunduğu da muhakkak. Değil mi ki, itiraz siyaseti, siyasi önerilerde sınırları “restorasyon” fikrine çekiyor, kurucu siyaseti restorasyonla ikame ediyor.

Restorasyondan kasıt ise bir tür geri dönüş, iyi başlangıca, ideale geri dönüş.

Peki ideal olan nedir ki? Parlamenter sistem mi? Yeterli midir bu, heyecan yaratmaya?

Kürt meselesini örneğin hangi muhalif siyasi parti yeni ve öneriye dayalı olarak kurucu siyaset bağlamında (biraz DEVA Partisi dışında) ele alabiliyor? Tersine, adeta, bu sorunun hem içerik hem temsil açısından dışlandığı iktidar tipi bir istikamete ilerliyor muhalefet cephesi. O zaman dünden bugüne değişime köstek olan, değişim karşıtı anlayışın ürettiği sterilleşmiş siyasi mekanizmaların direnci muhalif alana hakim oluyor demektir.

Nitekim restorasyon fikrinin derin ve muhalif koridorlardaki hakim eğilimlerinden birisi, son 20 yılın toplumsal ve kültürel kazanımlarını yok sayan, sıfırlayıcı, yeni modernist, hatta derin Kemalist bir dalga.

Bu da tür depolitizasyon, bir tür steril siyasettir…