• 26.07.2021 06:29
  • (352)

Erdoğan’ın Diyarbakır ve Erzurum konuşmaları, siyasette kısmi bir tartışma başlattı. Çözüm sürecini zikretmesi, hala aynı yerde olduklarını söylemesi kimi soruların sorulmasına yol açtı.

Erdoğan bir arayış içinde olabilir mi? Eğer varsa bu arayışın saikleri neler? Örneğin Kürt meselesi seçim ve seçmen kazanmaya yönelik bu arayışın bir payandası mı? Payanda olsa bile, Kürt sorununa yönelik herhangi bir hamle, başta Cumhur ittifakı siyasi dengeleri nasıl etkiler?

Erdoğan oylarındaki gerilemeyi görmediği düşünülemez.

Kamuoyu araştırmaları ortada ve bu bakımdan iki husus açık:

Bir yandan Batı, Doğu’da her geçen gün artan oranda, sahip olduğu Kürt oyları AK Parti’nin kayıp hanesine yazılıyor. Öte yandan, HDP’nin yüzde 10-13 arası değişen potansiyelinin, mevcut bıçak sırtı dengede, özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde belirleyici rol oynayacağı anlaşılıyor.

Bu durumda Cumhurbaşkanı’nın iki hedefi olduğunu düşünülebilir.

Nitekim ilk hedefi, HDP’ninkiler dahil Kürt oylarının muhalefet cephesine kaymasını engellemek, ikinci hedefi muhafazakar Kürtlerin AK Parti’den kaçışının durdurmak gibi görünüyor.

AK Parti için Kürt oylarının muhalefete kaymasını engellemenin en etkili yolu, HDP’nin hem milletvekili hem cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yalnız bırakılması veya üçüncü bir ittifak bloğu oluşturarak yalnız kalmayı tercih etmesidir. Böyle bir ihtimal HDP’nin cumhurbaşkanlığı 2. Turunda seçmenlerini boykota veya geçersiz oy kullanmaya davet etmesi ihtimalini akla getirir ve bu durum, Erdoğan’a 5 yıl daha Beştepe’de kalmanın yolunu açabilir. Akşener’in “HDP dışındaki partiler ortak aday göstersin, HDP de kendi adayını göstersin” çıkışı, CHP’nin buna vereceği muhtemel onay, Erdoğan arzu ettiği bir gelişme olsa, hatta örtülü bir strateji olsa gerekir. İki büyük siyasi bloğun yollarının kesiştiği nokta burası gibi duruyor.

Böyle bir ihtimal şüphe yok ki, gerek muhalif partiler gerek HDP bakımından belirleyici bir tercih ve sorumluluk anlamına geliyor.

Muhalefet cenahında, ilginçtir, bu risk ve sorumluluk konusunda pek yaprak kımıldamıyor.

HDP ise, Eş Başkanı Mithat Sancar’la bu konunun üzerinde hassasiyetle duruyor, risklere işaret ediyor, muhalefet partilerini aday belirlemekte ortak harekete davet ediyor. HDP dışlanırsa cumhurbaşkanlığı 2. Tur seçimlerinde HDP oylarının muhalefet için “çantada keklik” olmadığını açık bir şekilde söylüyor.

Bu bakımdan HDP’nin üzerinde özellikle durmak lazım.

Bırakın Kürt meselesini, Kürt temsiline tahammül edilemeyen siyasi bir evreden geçiyoruz. Kayyımlar bir örnek, cumhur ittifakının HDP’yi kendince gayri meşru ilan edişi ortada, muhalefetin HDP’siz bir ittifaka yelken açtığı da besbelli. Karşı karşıya kaldığı muameleye rağmen, HDP’nin sistemde kalma, siyaseti temsil etme çabası devam ediyor. Peki bu HDP, “Seni dışlıyoruz, Kürt seçmeni Erdoğan’a karşı bize oy verir, vermek zorunda, tersi olur, Erdoğan kazanırsa sorumluluk sende” denklemiyle kendisine kurulan kapana göz göre göre düşer mi?

HDP’nin önünde görünen iki yol var.

İlk yol,, son aşamaya kadar ayak sürse de tecrit önerisini gönüllü bir tutum haline çevirmek, seçmeni Erdoğan karşıtı bir siyasi davranışa davet etmektir. İkinci yol ise hem muhalefeti hem iktidarı karşısına almak, kendi sınırlarını ötesine giden bir demokratik hat açarak parlamentodaki temsil gücünü artırmayı hedeflemektir.

Bu ikinci yol, seçimi kimin kazanacağından çok, Kürt temsilinin varlığını ve gücünü pekiştirmek, daha açık bir ifadeyle Kürtlerin dışlanmayacağı bir yapı oluşturma stratejisini ifade eder.

HDP, geniş ittifak çağrılarından sonuç alamazsa, bu ikinci yola sapmaya muhtemelen daha yakındır. Böyle bir durumda, bu tercih demokratik açıdan kolayca mahkum edilemez.

(Umarız CHP bu durumun farkındadır.)

Bir muhtemel hedef veya durum ile muhtemel sonuçları böyle görünüyor.

Cumhurbaşkanı’nın ikinci hedefi ve ihtimaller önümüzdeki yazıya…