Meselemiz hangisi: Ege adaları mı? Ekonomik kriz mi?

  • 12.06.2022 20:28

Ülke gündemi belirleyen temel kalemler değişmiyor.

“Demokratik iflas”. Durum tüm çıplaklığıyla ortada. Ülke, hiçbir sivil idare döneminde böyle keyfilik, bir kişinin iki dudağının arasında bir yönetim düzeni görmedi. Yargı hiçbir dönemde bu kadar siyasallaşmadı. Eleştiri ile terör böyle aynılaştırılmadı. Tek örnek: Bugün savcılıklarda 1,5 milyon insan terör örgütü üyesi olma iddiasıyla soruşturuluyor

“Kurumsal çöküş”. Benzer bir durum 1970’lerin sonunda da, devlet kurumlarının siyasi kamplara bölünmesiyle yaşamıştı. Ancak bu kez kurumların tümüyle içinin boşaldığı, karar mekanizmalarının kişiler etrafından döndüğü, görülmemiş, kurumlardan, ortak akıldan arındırılmış bir evre geçiriyoruz.

“Ekonomik kriz”. Tarihimizde ilk kez bir tutturma sonucu, inanılmaz bir fakirleşme süreci yaşanıyor, kriz bu boyutlarıyla bir kişinin piyasa ekonomisiyle inatlaşmasının sonucu olarak karşımızda bulunuyor. Ve ülke yönetimi yine ilk kez bir ekonomik krizi, örneğin çığ gibi büyüyen enflasyonu tedbir almadan seyrediyor.

“Jeopolitik hamleler ve milliyetçi tahkimat”. Dış politikada görece alan genişlemesi, büyüklük iddiası, her tür kriz veya beceriksizliğin faturasını Batı’yla verilen tarihsel mücadeleye kesme söylemi, her bunalıma veya sıkışık duruma, milliyetçi bir gömlek giydirme… Bunlar, siyasi iktidarın toplumla ilişki kurduğu, kurabildiği tek alanı, ancak zehirli bir alanı oluşturuyor.

Bu kalemler iki bölüme ayrılabilir.

İlk bölüm, kriz kalemlerinden oluşuyor.

İkinci bölüm ise, iktidarın cephanesi olan dış politik stratejiler ve milliyetçi tahkimattan...

Erdoğan, ikinci bölüm çerçevesinde, jeopolitik hamlelerle dayalı meydan okuyucu, bir özgüven politikası izliyor. Egemenlik alanını genişleten, eski bölgesel statükoya itiraz eden yeni bir Türkiye iddiası ortaya koyuyor. Ve bunları oya tahvil etmeye çalışıyor. Ege adalarıyla ilgili son çıkışı zamanlaması ve üslubuyla bu durumun yeni ve tipik bir örneği. Ülkeye yeni bir gelecek vaat ediyor. Anlattığı hikaye ve siyasetin merkezinde her anlamda ve alanda “sert, militarist varoluş” politikaları var.

Muhalefet ise işin bu tarafıyla, jeopolitik meselelerle daha az ilgili. Kimisi bunları siyaseten belirleyici bulmuyor. Kimisi konularda iktidarın dümen suyunda pozisyon alıyor. Kimisi biçimsel ve etkisiz itirazlarla yetiniyor. Buna karşın demokratik ve ekonomik sarsıntıların iktidarın seçim kaybetmesi için yeterli olacağını, iyi organize edilmiş çoğunluk seçmenin bu tür bir hassasiyetle davranacağını varsayıyor.

Bu açıdan bakınca ülkede siyasette temel çelişki ve yarışın, “kriz ile tahkimat” arasında yaşanıyor ve yaşanacak…

O zaman soru şudur: Seçmeni, özellikle kararsızları, orta sınıfları, “krizler ve bozulma” fikri mi yönlendirecektir yoksa bunları dış bir müdahalenin sonucu olarak gören, güçlü Türkiye sevdasının üreteceği milliyetçi kabarma mı?

Akla hemen gelen ilk ihtimalin, “özgürlüklerin gerilemesi ve ekonomik bunalım, iktidarı değiştirir” denklemi, bu ülkede ve bu dönemde tartışmalı olduğunu göz ardı etmemek gerekir.

Siyasi iktidar söz konusu sıkıntılar yüzünden bir elbette bir türbülans, bir erozyon yaşıyor. Ancak birey-çıkar üzerine rasyonalitesi kurulu kimi Batılı ülkelerin tersine, Türkiye’de kriz-sandık ilişkisi her zaman doğru orantılı olmamıştır. Tarih, kimlik, aidiyet, milliyetçi tepkilerin, özellikle başarı duygusunun, özgüven girdilerinin sağ ve sol üzerine şemsiye oluşturarak etkili olduğu örnekler pek çoktur.

Muhalefetin bu durumla baş edebilmesi için daha çok çaba göstermesi, kurucu siyaset önerileriyle ortaya çıkması lazım.

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Marmara Yerel Haber (www.marmarayerelhaber.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.