• 7.03.2022 06:13

Türkiye’nin tarihsel gerginlik ve çatışma hatları bellidir.

Farklı ve keskin değer sistemlerinin karşılaşmasından, bunların farklı ve içe kapalı toplulukçu yapılanmasından doğar bu gerginlikler.

Dini ve seküler değerler karşılaşması, Alevi-Sünni ayrışması bunların başta gelenleridir. Bu şemsiyesin altına, önemli ölçüde bu gerginlikler tarafından üretilen, kuvvetli bir devlet-toplum ayrışmasını, topluluklar düzeyinde merkez-çevre karşılaşmasını, kimlikçi ve faydacı siyaset algısını, yerli-evrensel bakış farklılaşmasını yerleştirmek gerekir.

Osmanlı’nın son dönemi dahil tüm cumhuriyet tarihi seyri, ülkenin onları yönetme hali, kabiliyeti ve biçimiyle ilgili olmuştur.

Çatışmaların kontrol dışına çıkışı, kuvvetlenmesi veya çatışmayı referans alan yönetim halleri ülkeyi demokrasiden, toplumsal barıştan uzaklaştıran evreler üretmiştir.

Demokrasi ve açık toplum fikrinin yükseldiği anlar ise bu gerginliklerin azaldığı, azaltıldığı, farklılıklar arası sentez, köprü, konuşma imkanlarının ve iddialarının belirdiği zamanlardır. Özal söylemi, İnönü-Demirel hükümeti, AK Parti’nin ilk evresi buna örnektir.

Bu bakımdan kötü bir dönemden geçtiğimize şüphe yok.

Günümüz Türkiye’sini kimlikçi ve otoriter şahsi bir iktidar yapısı, bunun arkasındaki toplumsal destek ve işaret ettiği kutuplaşma tanımlıyor. Ülke, ayrıca, bunu mümkün kılan uluslararası iklimle, içe kapanmacı dalgalarla kuşatılmış durumda.

Rusya’nın Ukrayna saldırısı, simgeledikleriyle Türkiye’ye nasıl yansıyacağına dair varsayımlar, bu konuda karamsarlığı daha çok arttırıyor.

Bununla birlikte her zaman olduğu direnç, mücadele, itiraz ve özgürlük talebi varlığını sürdürüyor. Uzlaşma, demokratikleşme istikametinde karşı arayışlar devam ediyor.

28 Şubat günü 6 muhalefet partisinin bir araya gelmesini bu çerçevede değerlendirmek ve gerçekten önemsemek gerekir.

Bir araya gelen, siyasi partiler farklı ve tarihsel olarak çatışmalı toplumsal eğilimleri temsil ediyorlar.

CHP, seküler dünyanın, SP, Gelecek Partisi, DEVA, DP muhafazakar kesimin farklı katmanlarının temsilcileri, İYİ Parti, milliyetçi eğilimi temsil ediyor. Kürtler, HDP hariç muhalefetin arayışı toplumsal temsil bakımından oldukça göz doyurucu.

Bu farklı eğilimler, uzlaşma, açık toplum, özgürlükçü ve demokratik bir toplumsal sözleşme fikri etrafında bir araya geldiler.

Bir anlamda 2000’li yılların başına, evrensel ve yerel değerler kesişmesi ve ittifakına dönüş ruhu var bu bir araya gelişte.

Kaldı ki, toplulukçu bir diyarda, Türk siyasetinde topluluk ve eğilim ittifakı, koalisyonu ya da uzlaşması en zor meselelerden birisidir.

Bunun içindir ki, bugüne kadar yaşanan uzlaşma ve bir araya geliş arayışları genellikle çok aktörlü olamamıştır. Eğilimler Özal örneğinde olduğu gibi tek çatı altında, tek partide, o partinin hakim kimlğine bağlı olarak toplanmış veya Erdoğan örneğinde olduğu gibi muhafazakar bir parti çatısı altında temsil edilmişlerdir.

Altı partinin bir araya gelişi ne denli sürecek ve derinleşecektir bilmiyoruz.

Bu, biraradalığın siyasi bir iddiaya ve programa dönüşme ihtimali hakkında da henüz bir ipucu yok.
Bununla birlikte, simgesel de olsa bir ilki gerçekleştirme yakın oldukları söylenebilir.

Açıklanan güçlendirilmiş parlamenter sistem metni, ortak demokrasi tahayyülünü ifade etmektedir ve gerçekten kıymetlidir.

Şimdi mesele bu devamında ve Kürtleri oyuna katabilmekte…