• 15.03.2021 00:00
  • (1196)

 Uluslararası gözlemciler Suriye'yi parçalanmanın kıyısına getiren savaşın fitilinin 15 Mart 2011 tarihindeki ilk hükümet aleyhtarı protesto gösterileriyle ateşlendiğini savunurlar. Demek ki Suriye savaşı bugünlerde 10. yılını dolduruyor. Sınırlarının çok büyük bölümü yabancı güçlerin denetiminde olan Suriye'de, aradan geçen on yıla rağmen ufukta çatışma ve işgalleri sona erdirecek sağlam bir barış ümidi seçilmediği gibi, sivillerin cezalandırılması anlamına gelen ekonomik yaptırımların da bir türlü hız kesmediği görülüyor.

Fırat nehri boyunca Suriye'yi adeta ikiye ayırarak yerel bazı güçlerin de desteğiyle bu hattın doğusunu işgal eden ABD, arzuladığı rejim değişikliğini tetiklemek için ekonomik yaptırım silahına bir süredir daha fazla yükleniyor. ABD dış politikasının belirli düzeylerde kuyruğuna takılmış görülen Avrupa Birliği (AB) de ondan aşağı kalır değil. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell'in, Suriye'de daha geçen hafta, "bir rejim değişikliği olmadıkça, AB'nin bu ülkeye yaptırımlardan vazgeçmeyeceğini" açıkça söylemesi, bu cezalandırıcı siyaset anlayışının süreceğinin yeni bir göstergesi oldu.

 

 

Bedeli çocukların ödediği bir savaş

NATO ve Körfez monarşilerinin gayretiyle fitili ateşlenen, ardından da ekonomik yaptırımlarla derinleşen savaşın sonucunda Suriye, dünya üzerinde bir çocuğun yaşayabileceği en kötü coğrafyalardan biri haline gelmiş durumda. 10 yılda 600 bin insan hayatını kaybetti Suriye savaşı nedeniyle. Bunların 55 bini çocuk. Savaş nedeniyle bugün halkın yüzde 80"i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Savaşın yol açtığı yıkımın ekonomik maliyetinin ise 1,2 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor. "World Vision International" isimli insani yardım kuruluşunun "Frontier Economics" adlı mikroekonomi danışmanlığı yapan, Londra merkezli bir kuruluş ile birlikte hazırladığı ve "The Cost of Conflict for Syria's Chlidren: Too High A Price To Pay" başlıklı raporda yer alan verilere bakılırsa, savaş bugün sona erse bile, ülkeyi yeniden inşa etmek için 2035'e kadar kümülatif anlamda bugünün rakamlarıyla yukarıdaki rakama ilave olarak 1,4 trilyon dolar daha gerekecek. Savaşın Suriyeli çocukların sağlık ve eğitimi üzerindeki olumsuz etkisi de hesaba katıldığında, bu ilave maliyet rakamı 1,7 trilyon dolara kadar çıkıyor.

Savaşın ekonomik maliyeti

Söz konusu rapora bakılırsa, geçtiğimiz 10 yıl içinde Suriye'ye yapılan insani yardımların toplamı ancak 19,4 milyar dolar düzeyinde. Bir diğer deyişle, insani yardımlar savaşın ekonomik maliyeti olan 1,2 trilyon doların sadece yüzde 1,6'sını oluşturuyor.

Bu arada, Suriyeli çocukların ortalama yaşam beklentisi 13 yıl aşağı çekilmiş durumda. Savaştan ötürü Suriyeli çocukların ilköğretime gitme oranı yüzde 21, ortaöğretime gitme oranı ise yüzde 28 oranında düşmüş durumda.

Ülkenin para biriminin ise geçen 10 yıl zarfında çok ciddi oranlarda değer kaybettiği biliniyor. Savaşın hemen öncesinde, 2011 yılı mart ayında 1 ABD doları yaklaşık olarak 47 Suriye Lirası'na (SL) eşitti. Bugün 1 ABD doları karaborsada 4000 SL'nin üzerinde işlem görüyor. Yani, SL savaş öncesi değerinin yüzde birine inmiş durumda.

Kamu bütçesi bir yılda yarı yarıya azaldı

El Vatan gazetesinin konuyla ilgili haberine bakılırsa, ekonomik durum giderek de kötülüyor. 2020 mali yılında Suriye hükümetinin bütçe açığı 1,455 milyar SL oldu. Bu rakamın 2021 yılı sonunda yüzde 71'lik artışla 3,484 milyar SL'na ulaşması bekleniyor.

2020 yılı kamu bütçesi 5,7 milyar ABD doları olan Suriye hükümetinin 2021 yılı bütçesi ise -yerel para birimi Suriye lirasının (SL) rekor değer kaybı nedeniyle- dolar bazında neredeyse yarı yarıya azalarak 2,9 milyar ABD doları olarak Meclis onayı aldı. Bir diğer deyişle, Suriye'de insanlar bu yıl geçen yılın ancak yarısı ölçüsünde devlet hizmeti alıyor olacaklar.

Sınırlarının ancak yüzde 15'ine hâkim

Şam Yönetimi'nin verdiği kurtuluş savaşı ile ülkede 10 yıl sonra tam olarak nasıl bir egemenlik sahibi olduğuna gelince… Washington Institute isimli düşünce kuruluşunun araştırmacılarından Doç. Dr. Fabrice Balanche'ın geçtiğimiz ay yayınladığı analize bakılırsa, Şam yönetimi sınırlarının ancak yüzde 15'ine hâkim durumda. Sınırların yüzde 85'i dış güçlerin kontrolünde. Lyon 2 Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak da görev yapan Doç. Dr. Balanche'e göre, Suriye'nin kendi toprakları üzerindeki egemenliğine dair gerçek hikayeyi sınırlarının durumu anlatıyor.

Yine de sınırlara değil, topraklara ve coğrafya kontrolüne bakacak olursak, durum bundan elbette daha iyi. 2013 yılı bahar aylarında topraklarının yüzde 80'i işgal altında olan ve ancak yüzde 20'si üzerinde bir denetim imkanı bulabilen Suriye hükümeti, bugün ülkenin üçte ikisini kontrol altında tutabiliyor. Şam, Halep, Humus, Lazkiye, Tartus, Dera ve Deyrizor gibi en önemli altı kent artık hükümet güçlerinin denetiminde. Bir diğer deyişle, bugün 17 milyon kişinin yaşadığı tahmin edilen Suriye'de 12 milyon insan Şam yönetiminin kontrolü altındaki topraklarda hayatını sürdürüyor. Yaklaşık 5 milyon Suriyelinin ise işgal altındaki topraklarda yaşadığı tahmin ediliyor. 7 milyon civarında Suriyeli ise ülke dışında siyasi mülteci olarak var olmaya çalışıyor. İnsan yaşamının pek olmadığı çöl topraklarının varlığı düşünüldüğünde, aslında bugün Şam Yönetimi'nin yerleşim alanlarının belki dörtte üçüne hâkim olduğu dahi söylenebilir.

Ancak sınırları kontrol edemediği için Suriye'nin komşularıyla ticaret imkânı çok sınırlanmış durumda. Ülkenin kuzey sınırındaki tüm geçiş kapıları kapalı. Açık olan tek uluslararası geçiş noktası, Iraklılar'ın "Fişhabur," Suriyelilerin ise "Se Malka" (Üç Evler) olarak adlandırdığı bölgedeki geçiş kapısı. Bu kapının Suriye tarafını Şam Yönetimine bağlı askerler değil, PYD tarafından tek yanlı ilan edilmiş olan "Kuzey ve Doğu Suriye Özerk İdaresi"ne bağlı milis güçleri denetliyor. Bir diğer deyişle, kontrol ABD desteği ile Suriye Demokratik Güçleri'nde (SDG). Bu sınır kapısının Irak tarafını ise bir zamanlar Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) kontrol ediyordu. Ancak 2017 yılı sonbaharından bu yana kontrol Haşdi Şabi adı verilen ve ağırlığı Şii milislerde olan Irak ordu birliklerinde.

ABD üslerine yeni füzeler 

10 sene sonra sınırlarda ve geçiş kapılarında durum böyle olunca, buralardan ülkeye silah ve mühimmat geçişi de hükümetin denetiminin tamamen dışında oluyor. Nitekim, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi'nin (SOHR) Mart ayı başlarında verdiği habere bakılırsa, ABD güçleri ülkenin kuzey ve doğusundaki üslerine yeni savunma sistemleri yerleştirmeye başladı bile. Sistemlerin özellikle Haşdi Şabi'yi hedef alacağı söyleniyor. Suriye'nin kuzeydoğusundaki Deyrizor şehri sınırları içinde kalan El Ömer petrol sahasına yerleştirilmeye başlanan sistemler arasında İHA-savar hava sistemleri ile satıhtan satıha füze sistemleri bulunuyor. Önümüzdeki günlerde "Kuzey ve Doğu Suriye Özerk İdaresi"ndeki ABD üslerine daha fazla yeni sistemler konuşlandırılacağı da gelen bilgiler arasında.

Kısacası, Şam Yönetimi toprakları üzerinde geçen beş yıl içinde daha fazla denetim sahibi oldu belki ama, Suriye Savaşı ikinci 10 yılına girerken, ufukta daha fazla kan ve gözyaşından başka bir şey görünmüyor.